Murat Cemcir & Doğu Demirkol: Alkışlamayı bilmeyen kıskanç bir toplumuz

Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filmi ‘Ahlat Ağacı’ dün vizyona girdi. Film yazar olma hayaliyle büyüdüğü kasabaya dönen Sinan’ın hikayesini konu alıyor. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan ve 15 dakika ayakta alkışlanan filmin başrol oyuncularından Murat Cemcir ve Doğu Demirkol ile bir araya geldik. Diyorlar ki: Batı alkışlar, biz ise alkışlamayı, başarıyı takdir etmeyi bilmiyoruz. Haset duygumuz çok kuvvetli.

02 Haziran 2018, Cumartesi 05:00 Son Güncelleme: 02 Haziran 2018, Cumartesi 08:56
A A

Oya Çınar

oya.cinar@posta.com.tr

Fotoğraflar: Paşa Güven

‘Ahlat Ağacı’ ile Cannes Film Festivali’nde dakikalarca ayakta alkışlandınız. Ne hissediyorsunuz?

Murat Cemcir: Heyecanlı, gururlu ve meraklıyım. Çok değerli bir adam Nuri Bilge Ceylan. Seyirci olarak da sevdiğim bir yönetmen. Birlikte çalışmak müthiş keyifliydi. Komedyenlik yapmayı daha çok sevdiğim ve kariyerimi böyle yönlendirdiğim için değişik bir tecrübe oldu. Seyircide karşılığını bulmasını ve izlenmesini de istiyorum tabii.

Doğu Demirkol: Bu başarının tadını alınca, böyle derinlikli karakterleri görünce, bundan sonrası nasıl olur diye düşünüyor insan. Şu da gerçek ki, Nuri Hoca bana değil başrolü, ağaç olmamı da teklif etse onu da kabul ederdim.

Teklif geldiğinde şaşkınlık yaşadınız mı?

M.C.: Valla şaşırdım. Menajerim, “Bir film teklifi var” dedi. O sırada biz de film çekiyorduk. “Ne fimi? Zaten film çekiyoruz” dedim. “Nuri Bilge Ceylan” deyince afalladım, “Emin misiniz?” diye sordum. Çünkü bana garip geldi benimle çalışmak istemesi. Ama tanışınca dünya şahanesi olduğunu gördüm. Müthiş samimi, dürüst, açık fikirli ve heyecanlı bir yönetmen. Bu kadar başarısına rağmen hâlâ bu kadar heyecanlı olması hayranlık yaratıyor.

D.D.: Aklımdan geçmezdi ama çok da şaşırmadım. Çünkü ben her zaman açığım hayatın sürprizlerine.

Peki ‘Ahlat Ağacı’ nasıl bir film?

D.D.: Bir aile filmi. Sinan ve babası İdris Öğretmen üzerinden hayatı anlatıyor. Bana en ilginç gelen yanı, sıradan hikayelerin de olağanüstü şaşırtıcı olduğunu görmek oldu. Bu filmde robotlar çarpışmıyor. Doğal afetler yok. Buna rağmen insanın ağzını açık bırakıyor. Canlandırdığım Sinan karakteri de hedefine ulaşmak için her şeyi göze almış bir genç adam.

M.C.: Emekliliği gelmiş bir öğretmen, onun yine kendi gibi sınıf öğretmenliğinden mezun oğlu, kızı ve karısı arasındaki hikayeyi kasaba kültürü üzerinden anlatıyor. Ama bunu o kadar felsefi ve edebi bir biçimde yapıyor ki... Derinlikli sorgulamalar yaparken buluyorsunuz kendinizi.

Cannes Film Festivali’nde Kırmızı Halı’da çekilen toplu fotoğrafta Murat Cemcir’in Bennu Yıldırım’ın; Doğu Demirkol’un ise Hazar Ergüçlü’nün önüne geçmesi çok eleştirildi.

Hikayede sizi etkileyen şey neydi?

M.C.: Sinan, taşrada yazar olmaya çalışan bir adam. Bu kadar tekelleşmenin olduğu günümüzde bir kitap basıp, o kitabın okunmasını istiyor. “Kendi coğrafyamla ilgili fikirlerim var ve bunu kendi deneyimlerim üzerinden anlatmaya çalıştım” diyor. Alıcısının olup olmadığını görmek istiyor. Değer bulmaya çalışıyor. Aslında bizim toplumumuzda bu çok zor. Hiçbir genç kolay kolay çıkıp, “Baba ben böyle bir şey yapacağım” diyemiyor.

Neden bu kadar zor sizce?

M.C.: Toplumda kabul gören genel yargılarla ilgili. Çünkü üst kattaki komşusu o babaya da, “Oğlun ille okusun” düşüncesini dikte ediyor. Yahu ne okusun? Tamam şanslı olan, mücadele eden, vazgeçmeyen kazanıyor. Ama herkes öyle olamaz. O yokluğun da, mücadelenin de, sabrın da sınırı var. Benim oynadığım karakter İdris pes edenlerden. Çok denemiş ama olmamış. Olmayınca, o gerçeği kabul edebilmiş ama. Onun adına herkes mahcup oluyor ama adam mutlu hayatından. Sorgulamıyor. Herkes der ya birbirine,”Senin mutluluğun için bunu yapıyorum” diye. Bırak Allah aşkına! Ben mutluyum zaten. Beni benden çok düşünme bu kadar. Ben başarısızlıktan da mutluyum. Çünkü hayatı kazanmak ve kaybetmek olarak algılamıyorum.

Kazanmak ve kaybetmek diye bir şey yok mu gerçekten?

M.C.: Kesinlikle yok. Tek kaybedeceğimiz şey canımız. Onu kaybedince de anlamayız zaten. Filmimiz böyle derin sorgulamalara itiyor insanı. Çok değerli bir şey yaptık. Bundan sonra hep sanat filmi mi yapsam acaba? Fazla kaptırdım kendimi galiba, hahaha!

Film, uzun diyaloglar üzerine kurulu. Nuri Bilge Ceylan’ın tek bir hecenin vurgusu için bile aynı sahneyi defalarca çektiği biliniyor. Zorlandınız mı?

D.D.: Ben zorlandım. Özellikle bir sahnemde hiç repliğim yoktu. Sadece oturup, karşımdakini dinliyordum. O yüzden çalışmadım sahneye. Ama hoca beğenmedi, “Böyle dinlenmez” dedi. Orada Sinan değil de kendim gibi, Doğu gibi durup sustum sanırım.

M.C.: En doğruyu, en özeli ve sahiciyi yakalamak için o kadar tekrar alıyor ki, o yüzden izlediğiniz şey kusursuza yakın oluyor. Bazen bir sahneye, “Tamam harika, hadi baştan alalım” diyor. “Hocam harikaysa niye baştan alıyoruz?” deyince, “Belki daha güzel olur bu kez” diyor.

MURAT CEMCİR: İSTEYEN HALK ADAMI OLSUN HALK EKMEK YESİN BEN YEMİYORUM

Sosyal medyada, “Murat Cemcir keşke halk adamı olarak kalsaydı” diye yazmış biri...

Onu yazan arkadaş kendisi halk adamı olsun. Halk Ekmek yesin. Ben ekmek yemiyorum artık.

Pasta mı yiyorsunuz?

Yok tatlıyı da kestim. Pasta yemiyorum, dikkat ediyorum bedenime, hahaha! Valla kimse kendini kandırmasın. Bugün komedyenlik yapıyorum. Eskiden senaristlik de yaptım, tiyatro da... Neticede bunların hepsini para kazanmak için yapıyorum. Güzel para ödüyorlar, sağ olsunlar. Fakir bir ailenin çocuğu olarak büyüdüm. Şimdi Allah’a şükür kazanıyorum. Mühendis köprü yapıyor. Ben de insanları güldürüyorum. Bir nevi gönülden gönüle köprü kuruyorum.

‘Oyunculuk aşkı’ diye bir şey yoktur

Oyunculuk aşkı diye bir şey yok mu yani?

M.C.: Öyle bir aşk yoktur. Ona inanmıyorum ben. Aşkın meyvesi olur, çocuklarınız olur. İlahi aşk olur. Ama oyunculuk aşkı yoktur. Ama bir Nuri Bilge Ceylan filmi için konuşuyorsak durum farklı. Burada yaptığınız işin karşılığı para değil. Tarihe kalacak bir film bu. Gerçek sanatı ayırarak söylüyorum.

DOĞU DEMİRKOL: AİLEM BANA 'KIRMIZI HALI TERBİYESİ' VERMEDİ

Film daha gösterime girmeden en çok konuşulan konulardan biri, Cannes’daki toplu fotoğrafta Hazar Ergüçlü ve Bennu Yıldırımlar’ın önünde durmanız oldu...

M.C.: Bu işin magazini. Maalesef her filmde böyle bir şey çıkıyor. Bu kez piyango Bennu ve Hazar’a çıktı.

Eleştiri oklarının hedefi sizdiniz ama?

M.C.: Çünkü bu aslında onlara yapılan bir hakaret. Sanki kendilerini savunamayacak kadar acizlermiş gibi... Hedefe bizi aldıklarını düşündüler ama diğer tarafa haksızlık yaptıklarının bilincinde bile değiller. Asıl onlara ayıp edildi.

D.D.: Bennu Hanım diyemez miydi, “Muratcım önümü kapattın” diye. Taa Hadımköy’den biri onun adına yorum yapma hakkını kendinde buluyor. Günün sonunda tabii ki gülüp geçmek zorundayız ama bir yandan da, “Ülkemizin yüz karası” yorumları beni üzdü. Gittim, Sinan karakterinin taklidini yaparak önümü kesen, övgüler yağdıran İngilizlere dert yandım. Fotoğrafı gösterip,”Ülkemde bu oldu. Ne diyorsunuz?” diye sordum. “Nooo!” dediler. Anlayacağınız beni elin İngiliz’i teselli etti. Biraz kıymet bilmemiz lazım. Ortada bu kadar alkışlanan bir filmimiz var. “Kırmızı Halı kurallarını bilmiyor musun?” diye yazıyor bana. Bilmiyorum, nereden bileyim. Ailem bana ‘Kırmızı Halı terbiyesi’ vermedi yani. Hahaha!

M.C.: Bir de orada katı bir protokol var. Yönlendiren insanlar var ve ona göre oluyor aslında her hareketiniz.

D.D.: Resmen başımızda ‘değnekçiler’ vardı. Bizi eviriyorlar çeviriyorlar. Kimse kafasına göre duramıyor zaten. Her şeyi geçtim, orada Nuri Bilge Ceylan’a bu saygısızlığı yapmak için beyinsiz olmam lazım.

MURAT CEMCİR: KABUL ETMEYİ ÖĞRENİNCE GÜZEL PARALAR KAZANDIM

Batı efsanelerinde baba-oğul hikayelerinde genellikle oğul babayı öldürür. Doğu efsanelerinde ise tam tersi. Baba yaşatılır ve yüceltilir. Sinan ve İdris Öğretmen’in ilişkisini nasıl yorumlarsınız?

M.C.: Bizim hikayemizde hoca onu seyircinin yorumuna bırakıyor. Şu bir gerçek, insan doğası gereği kibirli bir varlık. Kendisi haricinde inandığı her şeyi yıkmak ister. Ama bazı insan var ki kayıtsız şartsız inanır. Sebep aramaz. ‘Ahlat Ağacı’ bu iki insanın filmi. Ben filmde öğretmen olarak bana biçilen hayatı ne kadar kabul etmiş ve sindirmişsem, Sinan da o kadar kabul etmek istemiyor ve kendi gerçeğinden kaçıyor. Ben de 16-17 yaşındayken her şeye itiraz ediyordum. Hiçbir şeyi kabul etmiyordum. Kabul ettikten sonra güzel paralar kazanmaya başladım, hahaha!

Sizce ‘Ahlat Ağacı’ Türk seyircisinden yurtdışında aldığı reaksiyonu alacak mı?

M.C.: Biz alkışlamayı bilmeyen ve sevmeyen bir toplumuz. Başkasının başarısıyla mutlu olmayı bilmiyoruz. Kıskanıyoruz. Haset duygumuz baskın. Ahmed Arif’in,“Hasretinden prangalar eskittim” dizeleri var ya. Biz ‘hasetinden prangalar eskiten’ bir toplumuz.

Buradaki basın gösteriminde ayakta alkışlandınız mı?

M.C.: Hayır ama, biz zaten duygularını gösteremeyen bir toplumuz. Batılı insan sevmeyince de ifade ediyor. Yuhluyor mesela. Bizde şöyle oluyor. Sevmediğini sana söylemiyor, gidip arkadaşıyla gıybetini yapıyor. Yahu bana söylesene. Niye dedikoduya döndürüyorsun olayı. D.D.: Bence bu toplum refahıyla da alakalı. Adamlar rahat. Dertleri yok. Kendi derdin olmayınca başkasını daha kolay takdir ediyorsun. Ama kendi içinde bir yara varsa hep onunla uğraşıyorsun.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;