Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Mutlaka B1 verilmeli!

Salı, 06 Kasım 2012 - 05:00

Açlık grevlerinde kritik nokta 55. gün aşıldı. Cezaevinden cenaze çıkmasını önlemek için “zorla besleme” hazırlığı da gündemde. Dikkat edilmesi gereken, bu müdahalenin biçimi. Bundan önce yapılan “hayata dönüş” operasyonunun vahşi ölümlere yol açtığı unutulmadı. Diyelim ki bu kez öyle olmayacak ve zaten giderek tek kişilik yerlere alınmış açlık grevi uygulayıcılarına hemen serum takılıp şekerli su verilecek.

İşte tam da bu noktada bundan önceki açlık grevlerinde çalışan ve uzmanlığını bu konu üzerinde hazırlayan Nörolog uzman Dr. Emel Gökmen uyarıyor: “Korsakoff hastalığını önlemek için B1 vitamini verilmeli. Yoksa geri dönüşü olmayan bir hafıza kaybı ve yeni bilgi öğrenememe, yani kendi başına yaşayamama gibi çok vahim, kalıcı hasarlar oluşuyor. Eylemcilerin açlık grevi sırasında da B1 vitamini alması lazım.” Cezaevi doktorlarını uyarmak için Tabibler Birliği’nin devreye girmesi gerektiğini hatırlatan Gökmen, bundan önceki grevlerde B1 alımına dikkat edilmediği için bu tür kalıcı hastalar olduğunu söylüyor.

[[HAFTAYA]]

Gökmen, açlık orucuna ise kesinlikle karşı. “Kendi bedenine zarar vermeye bir hekim olarak katılmama imkan yok. Ancak cezaevi ortamı içinde bu gelişiyor, engel olunamıyor. Ama eylemci her koşulda hayatta kalmalı. Ölerek eylem yapılmaz. Üstelik hafızasını ve aklını da korumalı, çünkü zaten siyasi bir eylem yapıyor ve siyaset, akıl olmadan yapılmaz.” Bir taraftan çocuk kadın demeden sivilleri öldüren, bir taraftan gençleri cezaevlerinde ölüm eylemlerine yatıran PKK ise “Öcalan’la görüştürün, eylem bitsin” kartını açarken çözüm maalesef uzak gözüküyor.

Kimseye sordukları yok!

Seçimlere iki yıl var ama Tayyip Bey’in başkanlık hevesinden dolayı, radikal propaganda başladı: Başbakan idam cezasından bahsetmeye başladı; Büyükşehir Belediyesi İstanbul’da kazılmadık yer bırakmadı, her yerde büyük inşaatlar var, hele benim gibi şehrin merkezinde oturanlar yandı: Şişhane’de bir büyük çukur, Taksim’de hayatımızı alt üst edecek radikal bir proje, sağda solda, her yerde iş makineleri, çukurlar!.. Kimileri diyor ki “Başbakan, MHP tabanının da oyunu almak için idam cezası gibi olmayacak dualara amin diyor, ama gerçekleştirmek için değil”.

Sevimsiz de olsa kulaklarımızı tıkayalım, ciddiye almayalım ama Büyükşehir’in projelerini ne yapalım? Taksim’e gerçekten yazık ediyorlar! Dahası bilgilendirmeden, tartışmadan, ortak karar almadan yapıyorlar ya, insana en çok ciddiye alınmamak koyuyor. Oysa ABD’de gördüm ki insanlar sadece başkanlık seçimi için değil, kendi bölgelerindeki önemli değişikliklere de oy veriyor. Benim bulunduğum yerde vakıf okullarına ve eşcinsel evliliklere izin verip vermeyeceklerini ciddi ciddi tartışıyorlardı ve özellikle Türkler, vakıf okullarına (Gülen) hayır demek niyetindeydi. Burada ise seçmenin fikrini soran yok! İleri demokrasi...

İfade, resmi bir beyanattır

TBMM’de bir komisyon kurdular, darbeleri soruşturuyorlar. Bu hükümet darbeyle bozdu ya kafayı... Yapılmamış darbenin fikri aşamasına ucundan bile bulaşmamışlara 18 yıl çaktılar, hâlâ hızlarını alamadılar, Menderes döneminin Tahkikat Komisyonları’nı anımsatır nitelikte “ifade alıyorlar”! Baktım medya da vur deyince öldürmeye meraklı ‘şu ifade verdi, bu ifade vermedi’ başlıkları atıyor... Bir dakika arkadaşlar: “İfade vermek” hukuki bir deyimdir, sadece kolluk ve yargıya ifade verilir. Yani, polise, savcıya, mahkeme heyetine... Meclisteki milletvekili de olsa, hiç bir komisyon ifade alamaz, olsa olsa “davet” eder, bilginize başvurabilir. Siz de o davete ister gider, ister gitmez, ister bilgi verir, ister vermezsiniz. Sonunda bir rapor hazırlanır bu bilgilerle, o kadar. Ama Nimet Baş, komisyon ‘Baş’kanı oldu ya, her gün bir demeç patlatıyor, her gün gündemde komisyon, insanlar tutuklanıyor bu çalışmalar yüzünden.

28 şubat soruşturulamaz


Ayrıca komisyon bir yanlışlık daha yapıyor; 28 Şubat’ı da sorguluyor. Bu konuda mahkemeler tarafından açılmış bir soruşturma varken -devlet çift başlı mıkomisyonun da bir araştırma yapma hakkı yok. Siz bunları hatırlatıp “Bir dakika, ne demek bu, gelmiyorum, konuşmuyorum” deyince de aleyhinizde davul çalınıyor: “Kaçtı, korktu, gelmedi.” Beter bir ülke olduk vesselam!

Gazeteciler Avrupa’da da ayakta!


Tünel’den Taksim’e yürüyen bir grup gazeteciydik dün İstanbul’da. Ne zamandır ilk kez Avrupalı gazeteciler de Türk gazeteciler için yürüdü bulundukları yerlerde... Türk büyükelçiliklerinin, konsolosluklarının önünde ayakta durdu. Çünkü 5 Kasım, Avrupa ülkelerinde gazeteciler için ayağa kalkma günü. Keşke gerek olmasa ama ülkemizde hala tutuklu gazetecilerin sayısı 81 ve hâlâ bunlara hiç de utanmadan terörist deniyor! Biz de aynı ısrarla soruyoruz hep: Hangisi silahlı bir eyleme katılmış? Hangisi birini yaralamış, öldürmüş? Hangisi gasp, darp yapmış? Olsa olsa kalp kırmışlardır!

Fikir terör sayılıyor

Ama iktidar, fikrin, kitabın, gazetenin top tüfek kadar tehlikeli olduğuna inanmış bir kere ki; gazeteciler, muhalif oldukları, iktidarı eleştirdikleri için kendilerini içerde bulabiliyor. Türkiye bu konuda Çin’i bile geride bırakıp birinci olunca Avrupalı meslektaşları da “Bu ülkede tuhaf bir şeyler oluyor” diyor!