Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Mutlu olmayı seçmek

Pazar, 19 Haziran 2011 - 05:00

Bugün oy kullanacağız. İçimize sinerek veya sinmeyerek aldığımız kararımızı sandığa atacağız. Kimimiz ‘tepki oyu’ verecek, kimimiz kendine göre ‘kötünün iyisi’ne oy verecek, kimimiz de ‘gönül rahatlığıyla’ kullanacak oyunu. Bugün oy kullanacağız... Sandıklar açılırken yine ‘çoğunluk’a odaklanacağız. Demokrasiyi, sadece ‘çoğunluğun sesi’ olarak algıladığımız için, çoğunluğun dışında kalanları ‘kaybetmiş’ sayacağız. Kaybetmişlerin temsil edilemeyeceğini düşüneceğiz. Çünkü demokrasiyi ‘Çoğunluğun dediği olur’ sanıyoruz. İlkokulda öğretilenin üstüne bir bilgi ekleyememişiz. Oysa gerçek demokrasi azınlıkta kalan grupları temsil edebildiği oranda yaşanabiliyor.

Sayıca az olanların da hakları korunduğu ve kendilerini çoğunluğun altında ezilmiş hissetmedikleri ölçüde demokrasi yerini buluyor. Ve her birey, ancak kendi gibi olabildiği, istediği gibi yaşayabildiği ölçüde mutlu olabiliyor. Kendimiz gibi olabilmek için yaptığımız seçimler, bazen kendimizi azınlıkta kalanlar arasında bulmamıza neden olabiliyor. Hayattaki seçimlerimizden dolayı azınlıkta kalmak, gerçek demokrasi olduğu müddetçe sorun değil. Ancak demokrasinin olmadığı yerde, azınlıkta kalanlar için hayat zorlaşıyor. Mutlu olmak zorlaşıyor. Mutlu olabilmek için çoğunluğa meyletmek gerektiği inancı en büyük mutsuzluğu yaratıyor. Mutlu olmayı seçmek gün geçtikçe zorlaşsa da, o yolda yaptığımız her mücadele hayatımızı anlamlı kılıyor.

Her şeyi bilen kadınlar

Bizde bir kişi bir konu hakkında isim yaptığında kısa zaman içinde her konu hakkında otorite kesilir ya, bunun son örneği bir yarışma programında yaşanacak şimdilerde. Bizim ikoncan ablalar, giyim kuşam konusunda otorite(!) olmakla yetinmeyip, moda ile tasarımın her bir alanına sıçradılar malumunuz. Şimdi bunların da ötesine geçip renk bilimi, taşlar, kuantum fiziği, doğru beslenme, astroloji ve tasavvuf konularıyla ilgili de bilgi vereceklermiş. ‘Sen Yeter ki İste’ adlı yarışma programına katılacak kadın adaylara yaşam koçluğu yapacaklarmış. ‘Ama onlar bu konularda uzman değil ki’ demeyin. Ne gerek var? Özgüvenleri yeter! Bu işi bir sosyal sorumluluk projesi gibi görüyorlarmış. Küçük dokunuşlarla kişilerin hayata bakışını değiştireceklermiş. En bombası da, yarışmada 50 altın veriyorlarmış ama kadınların burada kazanacakları özgüven 50 altından çok daha önemliymiş! Budur(!) Eğer kadınlara özgüven kazandırılacaksa, bunu yapacak en doğru isimler, illa ki ‘ikoncan’ ablalardır. Bunu anlamak için özgüvenleri sayesinde geldikleri noktaya bakmak yeterlidir(!)

En çok da türküler değiyor kalbe

Müzik zevkimiz en çok da bulunduğumuz çevre tarafından şekilleniyor. İlk gençlikte genellikle yabancı şarkılara meylediyor, gönül yaraları almaya başladığımız yaşlara gelince Türkçe müziğin farkına varıyoruz. İster Türk Sanat Müziği olsun, isterse pop ya da arabesk, Türkçe sözlerin ve nağmelerin daha bir içimize işlediğini, bizi ifade ettiğini deneyimliyoruz zamanla. Popüler kültür ‘türkü’leri yüceltmediğinden olsa gerek, ‘türkü’lere ya marjinal grupların ya Anadolulular’ın ya da orta yaşlıların zevkiymiş gibi bakıyoruz. ‘Ya bunca türkü bar ve türkü evine ne demeli?’ diye sorarsanız, ‘türkü’ sevdirme konusunda çok da başarılı olduklarını söyleyemeyiz. Kötü ses düzenleri, belli bölgelere yoğunlaşmış türkü seçimleri ve çok bağıran türkücüleriyle gençleri cezbetmekten uzaklar.

‘Mektup’ bu açılardan farklı bir mekan. Bir kere o klasikleşmiş ‘türkü evi’ dekorasyonu yok burada. Daha önemlisi, ses düzeni iyi, birbirinizi duyabiliyorsunuz. Sahne alan kişi, ki o akşam Ender Balkır’dı, ‘bağırmadan’ söylüyor türküleri. Ve en güzeli de memleketin her yöresinden türküler söylüyor. Balkır, ‘Hanımın Çiftliği’ dizisindeki ‘Ağlama Yar’ ve ‘Uyan Mamoş’u da seslendiren türkücü. Kazancı Bedih’ten ‘Nemrud’un Kızı’, Aşık Mahzuni Şerif’ten ‘Çeşm-i Siyahım’, sonra ‘Gelevera Deresi’ ve ‘Yozgat Sürmelisi’... Daha onlarca muhteşem türkü... Biliyorum, türkü dünyasına uzak olanlar için bütün bu isimler bir şey ifade etmiyor. Ama bir keşfe çıksanız türkülere doğru, göreceksiniz ki, nağmeleri ‘ten’i delip geçiyor ve sözleriyle en çok da türküler değiyor kalbe...

HAFTANIN NOTU

Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hüseyin Görüşen, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle ilgili başlatılan soruşturma kapsamında dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’e 12 soru yöneltmiş. Görüşen, soruları tek tek bizlerle paylaşmasının mümkün olmadığını ancak Evren’in bu 12 soruya da tek tek cevap verdiğini ve soruşturmanın bu aşamasının sona erdiğini belirtmiş. (Aman da aman, 12 soru ne kadar da manidar! 12 Eylül darbesi, 12 Eylül’de referandum, şimdi de 12 soru. Bu hesaplaşma hep 12’ler üzerinden yürüyecek anlaşılan. Bu kadar Amerikanvari olmak, bu işi bu kadar ‘showbusiness’ mantığıyla yapmaya çalışmak, 12’lere, yani ‘şekle’ takılıp, ‘içeriği’ atlamamıza sebep olmaz inşallah(!)

Haftanın duyurusu

Pınar Altuğ’un seslendirdiği şiirler ve renkli animasyonlarla haziranda yayına başlayan çocuk kanalı Disney Junior’da şiirler Bambi, Dumbo, Leydi ile Sokak Köpeği gibi klasik Disney animasyonlarının görüntüleriyle yayınlanıyormuş. Çocukların merakla takip ettiği ‘Mickey Farenin Kulüp Evi’ ve ‘Tamirci Manny’nin de yer aldığı yeni kanalın sürprizi, heyecanlı korsanlık maceralarının anlatıldığı ‘Jake ve Varolmayan Ülke Korsanları’ olacakmış. (Özellikle de 2-7 yaş arası çocuklara göre bir kanal Disney Junior. Çocuğunu şiddet ve karmaşa içeren çizgi filmlerden uzak tutmak isteyen anne babalar bu kanalı tercih edebilirler)

( 12.06.2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır. )

Yandex.Metrica