'Mutluluğu yakalamak için bir haftasonu yeter'

'İyileştiren Haftasonu' programyla insanları cesaretlendiren Psikolog Cenk Erdem ve Duysal Aşkun

Pazar, 28 Şubat 2010 - 05:00

'Mutluluğu yakalamak için bir haftasonu yeter'

İyileştiren haftasonu ne demek?

Cenk Erdem: Bu aslında kişisel gelişim programı. İyileştiren başlığı benim ‘İyileştiren Şarkılar’ albümü projemden çıktı. Bu albüme seçtiğim şarkılarla insanlara huzur vermeyi amaçlıyordum. Burada da aynı amaçla yola çıktık.

Programa katılanlar mutluluğun formülünü mü buluyor?

C.E.: Elbette programımızın katılımcılar için bir reçete olduğunu söylemiyoruz ancak bu toplantıda ilişkiler, kariyer, zihinsel ve ruhsal sağlık masaya yatırılıyor, sorunlar tanımlanıyor. Bir değişim başlatabilmek için cesaret veriliyor. İlişkilerin, kariyerin ve içinde olduğumuz yaşamın gözden geçirildiği, motivasyon ve destek verilen, eyleme geçmek için yüreklendirilen, dertlerin paylaşılıp baş edebilmek için neler yapılabileceği konusunda somut planlarla neticelendirilen bir psiko-eğitim çalışması yapıyoruz. Biz önerilerde bulunuyoruz.

Bu toplantılardan gördüğünüz kadarıyla genel olarak derdimiz ne?

C.E.: İnsanlar işleriyle ve ilişkileriyle ilgili mutsuz. Ama nasıl baş edebileceğini bilemiyor. İşiyle ilgili mutsuzlukları olan birçok kişi şikayet etmeye devam ettiği halde, başka bir alternatif aramak için ya gerekli motivasyonu bulamıyor ya da risk almaktan korkuyor. İster ilişki ile ilgili olsun ister kariyerle ilgili, kişilerin önce sorunlarını tanımlamaları ve değiştirmek için yüreklendirilmeleri gerekiyor. Sorunların kabulü ve bu durumla baş etmenin yollarını bulmak da önemli.

Program nasıl başlıyor?

Duysal Aşkun: Genelde 10 kişilik gruplar oluşturuyoruz. Ve onlara müzik dinletiyoruz. Herkes gözünü kapatıyor. Aslında günlük hayatta insanların kendini dinlemeye vakti yok, burada kendini dinleme şansı buluyor..

Bütün dertler bir şarkıyla mı dökülüyor?

D.A.: Nasıl Freud analizlerinde rüyalardan yola çıkıyorsa, dinlettiğimiz şarkıların neler hissettirdiği üzerine konuşuyoruz. İnsanlar anlatıyorlar ve anlattıkları noktada akmaya başlıyorlar. Bütün dertler dökülüyor. Şarkının hissettirdikleri, küçük semboller bize ipucu veriyor. Bir şarkıyla herkesin dilinden dökülenler farklı oluyor ve sorun alanları açığa çıkıyor. Müziği ve kendimizi dinleyip, çağrışımları konuştuktan sonra çalışmaya ilişkilerden başlıyoruz. Amaç yaşamımızı iyileştirmek, sorunları tanımlayıp değiştirmek için neler yapılabileceğini somutlaştırmak.

İnsanların işleriyle ilgili ne gibi şikayetleri var?

C.E.:
Bunu ben de yaşıyorum, patronlar krizi bahane ederek insanları sömürüyor. İnsanlar da ‘Başka işi bulamayacağız, işsizlik var’ diye bu korkularını onlara hissettirip sömürmelerine izin veriyorlar.

Ne yapsınlar?

C.E.:
Kuyruklarını kaldırsınlar kedi gibi. Onların da ihtiyaçları var. Siz zaten işinizde iyiyseniz önce kendinize güveneceksiniz. Çünkü iyiyseniz patronunuzun da size ihtiyacı vardır. Ona böyle bir zaafınız olduğunu hissettirmeyeceksiniz. Etrafınıza bakın, neler yapabilirsiniz başka. Alıp başını Güney Afrika’da yaşamaya karar veren ya da Kanada’da yeni bir hayat kuran kaç kişi var? Biz de o insanlardan biriyiz. Hepimiz gölgede aynıyız. İnsanların kendilerine sevgilerini toparlaması lazım. Zaten kendini seven insan değer bilmeyen hiçbir işin ya da ilişkinin yanında durmaz. Durmaya devam ediyorsa kendini değersiz hissediyordur. O zaman kimin değersiz hissettirdiğini bulması lazım. Çok para kazanıp da mutsuz olanlar var

Aslında içinde bulunduğumuz dönemde iş değiştirmek ya da bırakmak çok riskli bir durum. Zaten kime söyleseniz “Millet işsiz güçsüz, işini bırakıp da ne yapacaksın” gibi cevaplar alırsınız...

D.A.:
Biz hiç kimseye zor duruma düşün, işsiz güçsüz kalın diye cesaret vermiyoruz, bir şekilde alternatifleri takip etmek için cesaret veriyoruz, uygun zamanı beklerken sabredebilmek için destek oluyoruz. İçinde bulunduğu durumun güçlü yanlarının altını çizerek moral sağlıyoruz. Herkesin istediği gibi hayatını değiştirmesi mümkün değil.

Sonuçta kriz ortamı var. Birine işini bırakmasını söylemek doğru olmaz, hayal kurmak olur. Ama sevdiği bir şey varsa onunla ilgili bir şeylere başlaması için cesaret veriyoruz. İnsan koşturmacanın içinde çok zevk aldığı bir şeye bir motivasyon bulup da başlayamıyor.

Bir anlamda insanların içindeki şeytanı açığa çıkarıyorsunuz, öyle mi?

C.E.:
Tam tersine içimizdeki şeytanı açığa çıkarmaktan çok, içimizdeki korkuları ve özellikle egoyu daha iyi tanıyarak içimizdeki cesaretli çocuğu ve özgürlüğü açığa çıkarıyoruz. Zihin ve ruh arasındaki dengeyi sağlayarak, zihnimizin sürekli bizi engelleyip, ruhumuzu ihmal etmesine izin vermeyecek kadar ruhumuzu özgür bırakıyoruz.

Peki siz cesur musunuz?

C.E.:
Evet, cesur olmadan insanlara cesur olmalarını söyleyemem zaten. Ben psikoloji mezunuyum ama şarkı da söyledim, Nazan Öncel’le çalıştım. Bir DJ olarak kulüplerde çaldım. Televizyon programları yaptım, hala hayallerim var. Sinema TV yüksek lisansına girdim. İnsanın hayallerine zaman ayırmadığını düşünmek bile istemiyorum. O zaman çok mutsuz olur. Ben çok mutsuz olurum. Şimdi yazarlığa merak saldım. Yazıyorum, biriktiriyorum. Hepsinde başarılı olacağım diye bir şart yok. Benim şarkı söylediğim albümümü bir tek anneannem dinleyebilir. Yazmak daha bana göre gibi geliyor.

Diyelim ki şikayet ediyorlar ama değiştiremiyorlar da...

D.A.:
O zaman şikayet etmekten vazgeçmek gerekir. Biz insanlara kabulü de öğretmeye çalışıyoruz. Çünkü insanın stresle baş edebilmesi için ya bulunduğu durumu değiştirmek için adım atması lazım ya da onunla nasıl baş edebileceğini öğrenmesi.

Toplantılara kimler katılıyor, hangi meslek grubundan insanlar var?

C.E.:
Katılımcıların çoğu iş dünyasından, ancak kişisel gelişim programlarına merak duyan ev hanımları da ilgi gösteriyor. Programımıza halkla ilişkiler gibi hizmet sektörlerinde çalışanlardan, inşaat ya da ilaç firmalarına kadar çok farklı alanlardan katılanlar var. Gazeteci, finans uzmanı gibi farklı meslek dallarının bir araya geldiği toplantılar da oluyor ve çok renkli geçiyor.

Üst düzey bir yönetici de geliyor mu?

C.E.: Özellikle bazı ilaç firmaları ve kurumsal şirketler sadece üst düzey yöneticileri için özel toplantı talepleriyle geliyor. Herhangi bir sınırlamamız yok, talebe göre farklı tarihlerde gruplar açıyoruz. Toplantı sonunda herkes birbirine akıl veriyor

Çok para kazanan, mesleğinde iyi kariyer yapmış bir insan da mutsuz olabiliyor mu? Ne gibi sorunlar yaşıyor?

D.A.:
Evet, çok para kazandığı halde işini sevmeyenler var. İnsanlar iyi para kazanmak uğruna kendinden vazgeçiyor. Günlük hayatın konforundan sosyal hayatlarından, daha doğrusu kendi olabilmekten vazgeçmiş çok iyi para kazanan pek çok insan tanıyorum. Bulundukları lüksün içinde mutsuz olabiliyorlar. Çünkü keyfini çıkaramıyorlar. Dertleri iş. İş, hayatın çok önemli bir parçası ama merkezi haline getirmiş insanları da bundan biraz uzaklaştırmaya çalışıyoruz. İnsanın hayatı kelebeğin hayatı gibi çok kısa.

İnsan çalışarak da mutlu olamaz mı? Belki işini, çalışmayı çok seviyordur...

D.A.:
Evet böyle insanlar var ama kendiyle ilgili hayal ettiği şeyler de var, şimdiye kadar bir türlü vakit ayıramamış. İşinde de mutlu. Ama hayatında iş dışında bir şey yok. Hayatına bir şeyler sokmak için uğraşıyoruz.

Belki ben çok çekingenim, derdimi bir grup toplatısında anlatmak istemiyorum...

D.A.:
Evet, herkeste aynı cesaret olmayabiliyor. Ama mutlaka grubun içinde derdini dökmek konusunda daha cesaretli olanlar oluyor. Ya da duygularını daha kolay anlatabilenler. Zorlananlar da cesaret alıyorlar. Derdini anlatanlar bir anda o kadar özel şeylerini anlatmaya başlıyor ki diğerleri de cesaret alıyor. Başlangıçta konuşamayanlar derdini dökmeye başlıyor. Çıkarken birbirlerine akıl vermeye bile başlıyorlar. Herkes bir diğerinin hayatındaki değişikliği görmek için sabırsızlanıyor.

Toplantılar ne kadar sürüyor?

C.E.:
Genellikle bir gün. Bazı şirket çalışanları ve kurumlarla iki günlük haftasonu programları da hazırlıyoruz. Sabah kahve ve müzikle başladığımız programımızda öğle yemeği aramız oluyor ve akşamüzeri yine elimizde kahvemizle eylem planlarımızı konuşmaya başlıyoruz.

Eylem planı nedir?

C.E.: Toplantıda herkesten bir eylem planı istiyoruz. Yapmak istediklerini listeliyorlar. Sonra hep birlikte planı takip ediyoruz. İnsanlar yaptıklarını paylaşmak, attığı cesaretli adımları göstermek ve daha fazla cesaret için tekrar geliyorlar.

'İşkoliktim vazgeçtim'
Günnur Özdemir (Finans uzmanı)

Sizin yolunuz buraya neden düştü?

37 yaşındayım. 13 yıldır finans uzmanı olarak çalışıyorum. Boğaziçi Üniversitesi mezunuyum. Yabancı bir şirkette yoğun bir iş temposuyla çalışıyorum. İşimi de gerçekten severek yapıyorum. Ama 12 saat durmadan çalışıyorum. Biraz işkoliğim. Yoğun bir dönemimin ardından böyle bir eğitim olduğunu duydum ve katılmak istedim.

Eğitimden sonra ne tür değişiklikler yaşadınız?

Çok küçük örnekler verecek olursam eğitime gittiğim gün, gözlerimin altında torbalar vardı, saçlarım bembeyazdı. Çok yorgundum ve tam anlamıyla felakettim. Eğitim başlarken nefes aldığımı ve kendime döndüğümü hissettim. Benim kendimi tamamen tükenmiş, bitmiş halde hissettiğim bir haftasonu bir anda eski enerjimi kazandığım, cesaretlendiğim ve kendime döndüğüm, kendime ayırdığım bir haftasonu oldu.

Eğitim sırasında neler hissettiniz?

Müzikle karışık bir eğitim olması benim için çok önemliydi. Hayatı o kadar hızlı yaşıyoruz ki müzik dinlemek için bile vakit ayırmıyoruz. Gözlerimi kapatıp sadece şarkıyı düşündüm. İnanın ben bunu yapmayalı 10 yıl olmuştur. Hepimizin sorumlulukları var, baskı altındayız. Şarkıyı dinlediğim 3 dakika kendimi o kadar rahatlamış hissettim ki. Dış dünyadan uzaklaştım. Sonra kendime döndüm ve çalışmaya başladım. İş odaklı yaşadığım için duygu dünyamı ve kendimi kenara attığımı fark ettim. Ve saçlarımı beyaz görmenin beni güne moralim bozuk başlattığının farkına vardım.

Eğitimde bir de eylem planı istiyorlar. Sizin eylem planlarınız arasında neler vardı?

Eylem planı istediklerinde şok oldum. Daha sorunlarımın yeni farkına varmışken ne yapabilirdim! En ufaklardan başladım. Öncelikle saçımı düzenli boyatacağım dedim. Ayda bir saçımı boyatıyorum. Hakikaten cesaretlendim. Yıllardır grafoloji masterı yapmak istiyorum. Bu akademik bir başarı için de değil. El yazılarından psikolojik analiz yapılmasını seviyorum. Sınava girmek için başvuru yaptım. Küçük adımlar atıyorum. Küçük adımlarla başlıyorsunuz ama arkası çorap söküğü gibi geliyor.

Röportaj: Eylem Keskin
eylem.keskin@posta.com.tr

5