Nakiti bilen, dokunan yönetici dönemi

a
a
Cuma, 10 Eylül 2010 - 05:00

Birkaç ay önce bir çalışma için görüşlerini aldığım Coca Cola’nın eski CEO’larından Donald Keough, yeni dönemde ‘nakitin’ değerini bilen yöneticilerin öne çıkacağını söylemişti. Kredi kartı, havale ve EFT kullanımı nedeniyle, neredeyse artık ‘nakit paranın’ ortadan yok olduğunu, bazı yöneticilerin aylarını, hatta yıllarını banknot görmeden geçirdiklerini anlatmıştı.
Keough’un bu saptamasını haklı çıkaran bir araştırmayı, Visa’nın Avrupa Başkan Yardımcısı Steve Perry, en son rakamlarla ortaya koymuştu. Perry’ye göre, giderek ‘nakitsiz toplum’ (Cashless society) haline dönüşüyoruz. Özellikle de işadamı ve yöneticiler, hayatlarını para kullanmadan geçirenler arasında ilk sırada geliyor.
Bunu da İngiltere’deki rakamlarla ortaya koyan Perry, harcanan her 2.5 pound’un 1’inin kart ile gerçekleştirildiğini, oranın 2015’te 3 pound’da 2’ye çıkacağını söylüyor.

Nakite saygılı yöneticiler

Bu, beraberinde ‘nakiti’ ve onun ‘değerini’ bilmeyen yeni bir kuşağı da getiriyor. Donald Keough, bu gerçeği yıllar önce fark etmiş ve kitabında şöyle anlatmış: “Çalışanların, harcadığımız gerçek parayı, şirkete giren ve çıkan her bir doları düşünmelerini nasıl sağlarım diye düşünürdüm. Bir yıl aklıma şu fikir geldi: ‘Nakit para kullanalım.’
Finans müdürünü arayıp, ayın ilk haftası boyunca her işlemi gerçek dolar ve sentle yapmak istediğimi söyledim. Müdürlerden biri uçak bileti alacak ve bileti 692 dolarsa, finans müdürü bunu nakit verecekti. Tam sayfa ilanın maliyeti 19.458 dolarsa, sorumlu kişi 19.458 doları nakit olarak hazır edecekti. Her faturayı, maaşı nakit ödeyecektim. Kurşun kalemler nakitle alınacaktı. Her bir alışveriş işlemi nakit yapılacaktı.”

Türk yönetici nakiti iyi bilir!

Coca Cola’nın CEO’su Muhtar Kent, hocası Donald Keough’un yolundan gidiyor, benzer bir strateji izliyor. Bu konuya, onun Türk yöneticilerine bakışını ortaya koyan sorular üzerine konuştuğumuzda geldik. “Türkiye’den sizin gibi, Amerika’nın büyük şirketlerine CEO olacak yöneticiler çıkar mı?” soruma yanıt verirken, avantajlar tarafında ‘nakit’ faktörüne dikkat çekmişti.
“Bir defa Türk iş dünyasından gelmek çok önemli” saptamasını yapan Kent, ‘Türkiye’nin avantajı’ konusunun önemini şu sözlerle ortaya koyuyor: “Türkiye’de çalıştığım 6-7 yılda çok şey öğrendim. Bugünkü kariyerime, Anadolu Grubu’nda çalışmam çok büyük fayda sağladı. Çünkü Türkiye’de ‘nakite saygı, hız ve esneklik’ gibi becerilerimizi geliştirmemiz mümkün oluyor. Bunlar, içinde bulunduğumuz iş dünyasında çok önemlidir.”

Kent’ten masaya banknot

Açıkçası ‘nakiti tanıma’ konusunun avantajını daha önce bir yöneticiden bu kadar açık bir şekilde dinlememiştim. Muhtar Kent, Türkiye’de çalıştığı dönemde bu konuda deneyim kazandığını, Coca Cola’daki kariyerinde ‘nakit yaşam’ gücünü iyi kullandığını anlatıyor:
“Ben nakite saygıya çok önem veriyorum. Bugün büyük şirketlerde hiçbir yönetici neredeyse nakit parayı görmüyor. Nakitin ne olduğunu dahi bilmiyor. Seattle’daki şirket toplantılarından birinde, finans yöneticisine dedim ki ‘Yarın git biraz kağıt para getir, masaya koyalım, herkes görsün.’ Yani şöyle 200-300 bin dolar alalım, masaya dökelim. Çantadan masaya doğru akarken herkes nakit parayı görsün, dokunsun. Değerini bilmeyi bırakın, çok kimse nakit parayı bilmiyor. Herkes plastik parayla ödemesini yapıyor, kimse cebinde banknot taşımıyor.
Bir gün finans müdürüne şunu söyledim: ‘Bir hafta şirketi sadece nakit para kullanarak çevirebilir miyiz? Yani bütün ödemeleri nakit yaparak... Görsün insanlar...’
Nitekim Atlanta’daki üst yönetim böyle bir deneyimden geçti. Finans müdürü, birkaç çanta dolusu banknot getirip icra kurulu masasının üstüne koydu. Hep beraber paraya dokunup, ellerine aldılar. Çok sayıda yönetici için ‘sıra dışı’ bir deneyimdi. Bir bölümü birkaç aydır nakit paraya dokunmamıştı.”
Türk yöneticilerin gelişime muhtaç yetkinlikleri olduğuna dikkat çeken Kent, ‘nakit avantajı’ gücünü şu sözlerle tanımlıyor:
‘Türkiye’de nakit paraya saygı duyan, bilen yöneticiler var. Bunun dışarıdaki önemini de bilmeleri geriyor.’

13 Eylül’de neler olacak?

1. Evet çıkarsa, TL biraz değerlenebilir, borsa endeksi yükselebilir. Ancak, bütün bunlar önceden satın alındığı için düzelti gelmesi de daha yüksek olasılık.
2. Hayır çıkarsa, iddia edildiği gibi bir ‘travma’ olacaksa, ilk ipucunu İMKB’de göreceğiz. Geçmişte ‘travmalı’ açılışlarda borsa yüzde 5 ve üstü düşüş yaşardı. Şimdi yüzde 1-3 olursa, bunu normal karşılamalı. ‘Evet’ çıkması halinde ‘beklenti’ gerçekleştiği için düşecek borsa, ‘Hayır’ ile birkaç gün sarsılabilir.
3. Tabloyu görüyorsunuz... İMKB, gelişmiş ve gelişmekte olan piyasalardan 10 puan düzeyinde ‘ayrışmıştı.’ Olumsuzluk halinde bunun bir kısmını ya da tamamını verebilir.
4. ‘Evet’le, Türkiye’ye aşırı bir sermaye girişi olmayacağı gibi, ‘Hayır’la da ‘travma’ riski oluşmaz.
5. Öyle ya da böyle, Türkiye, 2010 sonuna kadar dünyaya paralel bir seyir izleyecektir. Dünyada faiz oranları ‘sıfır’ düzeyinde seyrettikçe, borsaların yüksek, gelişmiş ülke paralarının düşük kalması kaçınılmaz.
6. ‘Evet’ ya da ‘Hayır’, TL uzun vadede baskı altında kalacak. Bu, gelişmekte olan ülkelerde de aynı... Sermaye giriyor ve yerel para birimi baskı altında kalıyor.
7. Düşen enflasyonla birlikte Merkez Bankası ‘faiz indirimi’ baskısı altında kalabilir. Seçim öncesi yapılacak bir indirim, TL’de geçici değer artışı, borsada yükseliş şeklinde etki yapabilir.
8. Ocak-Şubat 2011’e kadar Türkiye, dünyayı izler, sonra seçim etkisine girer. Ondan sonra da oy/iktidar hesapları doğrultusunda dalgalanır.
9. Belki de referandum sonrasının en önemli gerçeği, yeni bir beklentiye/çıpaya ihtiyaç duyacağımız olacak. Örneğin, IMF’nin dikkat çektiği ‘Mali Kural’ gibi...
Not: Okuyucularımızın bayramını kutluyor, sağlık ve mutluluklar diliyorum.