Candaş Tolga Işık

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170731.candaş_tolga_ışık_25.png

Namuslu bir hayat...

Salı, 03 Mart 2015 - 05:00

1915’teki Ermeni Tehciri kararı yüzünden memleketi Van’dan Çukurova’ya gelir Sadık Bey ve İskan Komisyonu Başkanı’nın huzuruna çıkar.
- Bak Kürdoğlu, sana bir konak veriyorum ki kasabanın en güzel konağı. Sana tarlalar veriyorum ki ovanın en bereketli toprakları.
Semail’in konağı, tarlaları senin...
Sadık istemez, “Anam derdi ki:
Yuvasından atılmış bir kuşun yuvası başka kuşa hayretmez.”
Başkan kızar, “Onlar kuş değil, Ermeni.” Uzun bir münakaşadan sonra başkan iki jandarma çağırıyor:
“Bunları alın, doğru yılanların oynaştığı o kayalık Hemite Köyü’ne götürün. Görsün gününü orada.”
* * *
Böyle yerleşirler Hemite’ye...
Sonra Kemal doğar.

[[HAFTAYA]]

Daha 3 buçuk yaşındadır...
Babası avluda kestiği koyunun dersini yüzerken elinden bıçak kayar. Onu seyreden oğlunun sağ gözünün üstüne saplanır.
O gözü bir daha da hiçbir şey görmez.
* * *
1 yıl sonra 4 yaşındayken camide babası bıçaklanarak delik deşik edilir.
O gece sabaha kadar uyumaz, hep ağlar. Tek bir cümle çıkar ağzından, “Yüreğim ağrıyor.” Sabah olduğunda artık bu cümleyi de kuramaz. Körlüğün üstüne bir de kekemelik gelmiştir.
12 yaşına kadar hep kekeme yaşar, sadece türkü söylerken dili çözülür. O da türkülere sığınır, konuşmaktan çok türkü söyler. Hatta adı “Âşık Kemal”e çıkar.
* * *
Kemal okula başlar ama yoksulluktan devam edemez, bırakmak zorunda kalır.
* * *
Konuştu yargılandı. Yazdı yargılandı.
Düşündü yargılandı.
Büyük bir fikir adamıydı ama büyük fikirler duymaya tahammülü olmayan küçük adamların yönettiği bir ülkede yaşıyordu.
O yüzden hayatının hiçbir döneminde imkanlar imkansızlıklardan fazla olamadı.
* * *
Geçen ay Kafa dergisinde manevi oğlu Ahmet Güneştekin şöyle yazmıştı: “...Mesela Yaşar Baba’nın gözünü kaybetmesi bir dezavantaj değildi, aksine daralan kadrajıyla hayatın her detayını görmeye başlamıştı: Bal yapan arıyı, sığırcık kuşunu, karıncanın su içtiğini...”
* * *
Yaşar Kemal’in kalemi belki de yeryüzüne bir daha asla gelmeyecek büyük bir mucizeydi ...
Ama bana sorarsanız onun kaleminden de büyük mucizesi, hayatı böylesine acılar ve imkansızlıklarla doluyken masal diyarında bir çocukmuşçasına umutla yaşamasıydı.
* * *
Yaşar Kemal’i uğrularken dün herkes kendince bir veda cümlesi geçirdi aklından... Kolay değil böylesine dev bir adamı arkasından o büyüklüğe
yakışır bir veda cümlesi kurmak...
Düşünürken, Yaşar Kemal’in en büyük aşkı, karısı Tilda’yı toprağa verirken kulağına fısıldadığı sözleri hatırladım:
“Tildacığım, sevgilim. Sana teşekkür ederim. Yaşadığımız bu güzel hayat için sana teşekkür ederim sevgilim. Korkma, sakın korkma.
Biz namuslu bir hayat sürdük.”
* * *
Namuslu bir hayat...
İşte Yaşar Kemal’in en büyük eseri!