Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Ne bölünüyor, ne parçalanıyoruz, sadece gerçek iktidar el değiştiriyor

Salı, 12 Ocak 2010 - 05:00

Sabahları, gazetelere şöyle bir baktığımda dahi içim kararıyor. Akşamları, TV kanallarındaki talkshowları izleyince durum daha da karanlıklaşıyor.

Gün boyu insanlarla karşılaşıyorum, sorularına muhatap oluyorum.

Üniversitelerde konferanslara katılıyorum, bazı TV programlarında da konuk olarak sorularla karşılaşıyorum. Hele Abbas Güçlü’nün programlarını izlerken, gençlerin ülkeye bakışlarını dinlerken açıkçası ürküyorum.

Bu ülkenin önemli bir bölümünün genel görüşü, gidişatın çok kötü olduğu şeklinde...

* Ekonominin son derece kötü bir durumda bulunduğuna, işsizliğin bir türlü azalmadığına ve insanların giderek fakirleştiğine inanılıyor.

* Demokratik Açılım adına, PKK ile pazarlığa oturulduğu ve bu nedenle Kürtlerin azıttıkları ve bu şekilde Türkiye’nin bölünmesinin hızlandığı ileri sürülüyor.

* Türk düşmanı olan Ermenilerin de baş tacı edildiği, bunun da Türklüğe hakaret anlamına geldiği belirtiliyor.

* Ak Parti’nin laik sistemi kemirdiği, askerin gücünü özellikle erittiği, yargıyı ve Anayasa Mahkemesi’ni ele geçirdiği, bu gidişle ülkenin demokratik-parlamenter sisteminin erozyona uğradığı vurgulanıyor.

* Özellikle Başbakan’ın, demokrasi adı altında ülkeyi giderek faşist bir yönetime doğru götürdüğü yazılıyor.

Ak Parti ise, bütün bu iddiaların tamamen uydurma olduğu iddia ediyor.

Peki, gerçek nerede? Ülke parçalanıyor mu?

Felakete mi sürükleniyoruz?

Ben yıllardır aynı senaryoları seyrediyorum. Siyasetle ilgilenmeye başladığım 1955’ten itibaren bir tek yıl dahi, “Oh, işler iyi gidiyor” dendiğini hatırlamıyorum.

Altan Öymen’in son kitabını (Öfkeli Yıllar) okuyun görürsünüz. Mehmet Barlas’ın geçen hafta SABAH’taki dizisini izlediyseniz, orada da fark etmişsinizdir.

Bu ülkenin tarihi, insanlarımızın günlük hayatlarını eziyete çevirmekle geçmiştir.

İlk demokrasi adımlarının atıldığı yıllarda, CHP’nin körüklemesi sonucu 27 Mayıs ihtilali yaşandı.

Neden?

Demokrat Parti’nin ülkeyi faşizme sürüklediği ve ekonomiyi batırdığı suçlamasıyla, iktidar kafalarına yıkıldı. Sonradan baktık ki, meğer hiç de öyle bir tehlike yaşanmamış.

Demirel’in başbakanlığı süresince, Türkiye tarihinin en düşük enflasyonunu yaşadığı dönemlerde, ülkenin ekonomisinin battığı, her şeyin mahvolduğu yazılır, söylenirdi. Demirel hükümetleri yıllar boyu yerden yere vuruldu.

1970 ve 1980’lerde günde 25 kişinin öldürüldüğü, kurtarılmış bölgelerin yaratıldığı sol-sağ çatışmalarda ülkenin bölündüğü yazılıp çiziliyordu.

Bu sayede 12 Mart ve 12 Eylül müdahaleleri geldi. Şimdi geri dönüp baktığımızda, bu iddiaların ne kadar abartılı, ne kadar gereksiz olduğu anlaşılıyor. Muhalefet ve medyanın işi ne kadar abarttığı net şekilde görülüyor.

Özal’lı yıllarda da ANAP kadrosu “takunyalılar” diye nitelendirildi. Laik sistemin tehlikeye düştüğü ve Kürtlerle federasyon fikrinin ilk defa ortaya atıldığı öylesine yazılıp çizildi ki, öylesine gürültü çıkarıldı ki, sonunda, Özal ve ANAP Türkiye’yi Amerika’ya satmakla suçlandı.

Bugünkü durum da, hiç farklı değil...

Şimdi geriye dönüp baktığımda şu sonucu çıkarıyorum:

Evet, eleştirilerin bir bölümü doğruydu, ancak olaylar ve gelişmeler muhalefetin ileri sürdüğü ve medyanın seslendirdiği kadar ağır değilmiş.

Ülke ne batma, ne de parçalanma noktasına gelmiş. Muhalefet, sırf iktidarı yıpratmak için öylesine sert ve katı iddialarda bulunmuş, bizler de medyada işleri öylesine abartmış, öylesine karamsarlık yaymışız ki, geçmişteki hemen her iktidarı bir “felaketler-karanlıklar” dönemine dönüştürmüşüz.

Hayatı kendimize haram etmişiz.

Muhalefet, hiçbir zaman eleştiri ile kavga arasındaki sınırı bulamadı. Dengeyi kuramadı. İktidarı yerden yere vurmak, toplumu germe pahasına, eleştiri gibi benimsendi.

Medya ve sivil toplum örgütleri de bu abartıya katıldılar. Bu ülke sürekli bir “savaş halinde” yaşadı.

Bir tek defa dahi rahat edemedik.

Tüm kavga ve savaşa rağmen de ne ülke parçalandı ne laik sistem değişti ne de battık. Hâlâ da dimdik ortadayız.

Bugün de durum aynı... Bugünün farkı ve gerilimlerin doğma nedeni, sadece “gerçek iktidarın el değiştirmesinden” kaynaklanıyor.

İktidarın eleştirilecek dünya kadar yanı var. Size sayfalarla yazabilir ve Ak Parti’yi yerden yere vurabilirim. Ancak ne batma noktasındayız, ne de parçalanma...

Bugün kaygı ve kuşku içinde yaşayanlara, bunca deneyimime dayanarak şunu söyleyebilirim:

Sorunlarımız var... Bu iktidar artık süresini doldurmaya başladı... AKP toplumu yordu... Ekonomi iyi değil, ancak başka ülkelere oranla da batma noktasında değil... PKK ve Kürt terörü çok önemli bir süreçten geçiyor, ancak bölünme diye bir tehlike söz konusu değil... Laik sistemi de kimse değiştiremez...”

Özetle, fazla aldırmayın...

Eskiden de krizlerimizi abarttık, bugün de abartıyoruz. Nasıl onları atlatmışsak, bugünleri de atlatacağız.

Yarın AKP gidecek, başkaları gelecek. Eskiye göre tek farkı, gerçek iktidarın başka ellere geçmesi, güç dengelerinin değişmesi olacak.

Ancak emin olun, onlar da aynı senaryoları yaşayacaklar. Türk olmak, Türkiye’de yaşamak ve Türkiye’de siyaset yapmak zordur...