Ne dersek diyelim dünya eksen kaymasına inanıyor

a
a
Salı, 21 Eylül 2010 - 05:00

Uzun süredir Türkiye’nin eksen kayması tartışılıyor. Her defasında da, başta Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olmak üzere, AK Parti iktidarının yetkilileri bu iddiaları sert şekilde yalanlıyorlar. Hatta zaman zaman kızıyorlar. Verdikleri yanıt “Türkiye’nin ekseni kaymıyor... Türkiye hiçbir yere gitmiyor. Olduğu yerde duruyor. Önceliklerimiz hep aynı” şeklinde.

Ancak Erdoğan veya Davutoğlu ne kadar ısrar ederse etsinler, batı dünyasını ikna edemiyorlar.

Davutoğlu’na sorduğunuz zaman, örneğin Obama yönetimi ile önemli bir sorun olmadığını, gelişmeleri anlayışla karşıladıklarını, İsrail konusunda dahi Türkiye’nin görüşünü anladıklarını, buna karşılık ABD Kongresi’ndeki yanlış anlamaların sürdüğünü, bunu da çözmeye çalıştıklarını söylüyor.

[[HAFTAYA]]

Batı dünyası ise, Türkiye’nin eksen kaymasını ciddiye alıyor. Hiç değilse, gelişmeleri son derece derin bir kuşku ve kaygıyla izliyor. Hangi başkente giderseniz gidin, Türkiye’yi konu alan hangi konferans veya seminere katılırsanız katılın, hep aynı sorular ortaya atılıyor:

Türkiye nereye gidiyor?

Türkiye batıya sırtını mı dönüyor?

Eğer bu soru böylesine çok soruluyorsa, demek ki dünya bizi böyle algılıyor.

Demek ki, ya biz doğru dürüst anlatamıyoruz veya gerçekten bir şeyler değişiyor.

Unutmayalım ki, önemli olan sizin gerçekten ne yapmak istediğiniz değil, karşı tarafın bu olayı nasıl algıladığıdır.

Kabul edelim veya etmeyelim, istediğimiz kadar bütün bu söylenen veya yazılanları yalan kampanyası veya komplo diye suçlayalım, uluslararası kamuoyu yine de, Türkiye’nin eskiye oranla çok farklı bir dış politika uyguladığına inanıyor ve “Türkiye nereye gidiyor?” sorusunu soruyor.

CIA ve NSC Başbakan Erdoğan’ı tartıştı...

Türkiye’nin ekseninin kaymaya başladığı konusundaki bence en simgesel toplantı on gün önce Washington’da yapıldı. Amerikan istihbarat camiası bir araya geldi ve katılımcılardan birinin deyimiyle “Türkiye’ye neler oluyor? Türkiye nereye gidiyor?” sorularına yanıt aradılar. Daha açıkçası yine bir katılımcıya göre “Erdoğan’ın Türkiye’sini çözmeye” çalıştılar.

“Çözebildiniz mi bari?” diye sordum. “Hayır” yanıtı aldım. Ankara hâlâ soğuk savaş kıstaslarıyla ele alınmış...

“Yapılan konuşmalarda, daha fazla demokratik ancak daha az laik... Giderek daha fazla dindarlaşıyor... Macera peşinde koşuyorlar...” gibi cümleler kullanılmış.

Toplantıya katılanlara dikkatinizi çekmeliyim.

CIA (ABD istihbarat teşkilatı), NSC (Milli Güvenlik Konseyi) gibi, Amerikan istihbarat camiasının en önde gelen iki kurumunda Türkiye’yi yakından izleyen uzmanlar ve dışarıdan da, Türkiye’yi çok iyi tanıyan birkaç akademisyen.

Toplam 20 kişi, gerçekte Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin ne yapmak istediklerini, bu ülkeyi nereye götürdüklerini tartıştılar. Toplantının sonunda nasıl bir sonuca varıldığını sordum. “Kimse Erdoğan’ı tam olarak anlayabilmiş değil. Bir bölümü Başbakan’ın dincilik yapmadığını, çok pragmatik davrandığını söyledi. Diğer bir bölümü ise, din ile politikanın iç içe girmeye başladığını belirtti...” yanıtını aldım.

‘Türkiye serseri kurşun olmaya başlıyor...’

Benim en çok ilgimi çeken, CIA adına konuşanların Türkiye’yi daha iyi okuduklarını duymaktı. Başbakan’ın ABD ile ilişkilere önem verdiğini uzun uzun anlatmışlar.

“...Genelde kaygı var. Eski ilişki düzeninin kalmadığını hemen herkes kabul etti. Yeni oluşan Türkiye ile nasıl bir ilişki düzeni kurulması gerektiği üzerinde duruldu. Erdoğan’ı çözmeye çalıştık. Çeşitli senaryolar üzerinde konuşuldu...”

Peki, Türkiye’nin hangi adımları soru işareti yaratıyor?

Tahmin edebileceğiniz gibi, İran ve İsrail’e yönelik politikalar en çok kuşku ve kaygı yaratan gelişmelermiş. Mavi Marmara gemisi olayının ne kadar büyük bir hata olduğu uzun uzun ele alınmış. Bu toplantıya katılan kişilerin, Amerikan dış politikasını orta ve uzun vadede şekillendirdiklerini unutmayalım. Burada yapılan konuşmaların kısa süre sonra Kongre’de, yönetimde hatta Amerikan medyasında seslendirileceğini de bilelim. “...Sıfır sorun politikası anlaşılamıyor... Türkiye’nin büyük oynamak istediği ancak parmaklarını yakabileceği, giderek bir serseri kurşun gibi hareket etme eğiliminde olduğu üzerinde duruldu...” diyen muhatabım, Ankara’nın kendi politikalarını uygulamasının yarattığı rahatsızlığa değinince durum daha da netleşti. Washington, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin kendilerine danışmadan ve eskiye oranla daha bağımsız bir politika uygulamasını hazmedemiyor. Ya derdimizi iyi anlatmalıyız veya kendimizi olası yol kazalarına hazırlamalıyız.