Ne yazdım da böyle oldu?

a
a
Çarşamba, 01 Eylül 2010 - 05:00

Acun Ilıcalı çok uzun süredir uğraşıyor benle. Ortak tanıdıklarımızı araya koyup mesajlar gönderiyor. Canlı yayınlarda laf atıyor, hakaret ediyor. Yapım şirketinin internet sitesinde bazı fanatikleri gaza getirip üstüme salıyor. Başıma bir şey gelirse nedeni bizzat kendisidir. Bunu herkes bilsin...

Peki neden dolu bana? Programlarında iyiye iyi, kötüye kötü diyorum diye elbette ki. İstediği şey, ona biat edip yaptığı her işi övmem. Onu yalayıp yıkamam. Benim yerime bunu yapan bir sürü zavallı var zaten.

Ben televizyon eleştirmeniyim. Ve kimse kusura bakmasın Acun daha tişört satarken televizyonculuk yapıyordum... 20 yıldır sektörde ekran önünde ve arkasında ekmek yediğime göre, şükür Allah’a fena da yapmıyorum demektir işimi.

Kendimi anlatmaya gerek yok. Acun’u ve üstüme saldıklarını delirten yazıyı okumanızı rica ediyorum. Burada bir tespit mi var, yoksa bir basit uyarı mı?

Bugün altını büyük bir haklılık ve gururla yine imzalayabileceğim o yazıya buyurun bakın; “Survivor Kızlar Erkekler açık ara önde kapattı pazar gecesini. Yarışmanın gideni Gizem olunca izlenme oranı ikiyle çarptı kendini... Bilmeyenler için Var mısın Yok musun’dan itibaren başlayıp Survivor’da zirve yapan bir aşktan söz ediyoruz. Birbirini koruyup kollayan iki sevgili aynı potaya düşünce ayrılık da kaçınılmaz oldu... Acun’dan torpilli olduğunu düşündüğümüz Hakan’ın kulisler karşısındaki yalnızlığı kişisel olarak içimi acıtsa da bu yarışmanın altını çizdiği başka bir durum vardı...

Hepsi bir önceki koşuda “iyilik timsali” olan bu arkadaşlar, insan içine çıkamayacak kadar nasıl değiştiler? En yakın şık, başlarına güneş geçmiş olması. O da değilse, suyunda bir enayilik var Panama’nın...

Neyse. İnternet sitelerinde yarışmanın sonucu açıklandı zaten. Bilmeyenler için bunu da not düşelim; Survivor’un çekimleri çoktan bitti ve ‘iddiaya göre’ yarışmayı İhsan kazandı!

Bu haber işin heyecanını alır mı, bilemem elbette. Ama şunu biliyorum ki, Survivor’un ballı reytingi geçen hafta veda eden Türk Malı’ndan doğan reyting açığını kapatacak Show TV’nin... Çünkü, bir sonraki bölümü merak ettirir kıvama geldi yarışma; Sezar’ın hakkı Sezar’a”...

KUTUNUZU AÇIN LÜTFEN!

Survivor’un dilimize çevrildiğinde taşıdığı anlam yaklaşık olarak hayatta kalma mücadelesidir. İstanbul’da yapılan final çekiminin videolarını izleyince hayatta kalmak için hafıza oyunu oynamak gerektiğini de gördük...

Buradan hareketle sizinle paylaşacağım bir hakaret maili var. Program yayına girmeden “sekiz saat önce” düşmüş posta kutuma. Yüzlerce aynı mesajın sadece biri...

Kelimesine dokunmadan yayınlıyorum. Lütfen sen de çalıştır hafızanı sevgili okurum. Bu çukurluğu asla unutma. Adalet adamları rica ederim siz de not düşün bir yere...

Ve eleştirmen dostlarım bugün bana yarın size, unutmayın lütfen siz de; “Sen ne hakla ihsan ağabeyimize hakaret ediyosun ? bu yetkiyi sana kim verdi. burda 5000 ihsan seven kişi var. yorumlarını adam gibi yap. abimiz için boğazına sarılırız. 5.000 kişi ‘’arkanda’’ mesut yar;) arkanda lafını iyi anla”...

İhsan o müthiş (!) konuşmasını yapmadan sekiz saat önce gelen mesajlara bakar mısınız? Vay be kahin olmuş memleketin alayı. Gözünü de “arkama” dikmiş bir yandan. Ne diyordu o şarkıda sahi; “Organize işler bunlar”...

Yapmayın, küçültmeyin kendinizi daha fazla. Kutunuza gidin lütfen; artık ne çıkarsa bahtınıza!

Asıl Survivor şimdi başlıyor...

Survivor Kızlar ve Erkekler isimli programdan çok feci “sallamışlar” bana önceki gece. Ne yapmışım? Bu köşede internete düşen haberleri seslendirip “Acaba İhsan mı birinci oldu?” diye sormuşum...

Ne olmuş sonra? Yazının yayınlandığı günün hemen ertesinde programda hiç görülmemiş bir şey olmuş; “Büyük Final İstanbul’da yapılacaktır” diye çığlıklar atılmış her programın sonunda...

Sonra ne olmuş? Düzenli küfür ve hakaret mailleri gelmeye başlamış posta kutuma. Son olarak da önceki gece; neredeyse “İKİ YIL ÖNCE BOŞANDIĞIM” eski eşimin yapımcı olması nedeniyle sözde yazılarımla onun şirketine çıkar sağladığımı filan söylemiş İhsan isimli yarışmacı...

Kendisini tanımam. Tanımak da istemem. Çünkü ben fikri olan adamları severim. Eline başkaları tarafından tutuşturulmuş kağıtları ezberleyenleri değil. O yüzden işin o kısmını boş geçiyorum... Ama müthiş de korkarım bir yandan. Hemen her röportajında, inançlı bir adam olduğunun altını çizip Allah’tan hiç korkusu olmayanları görmekten...

Oysa önce Allah’tan, sonra adaletten korkmalı insan. Bir insanın “özel hayatı” üstünden hakaret yayını yaparken korkmalı.

Hiç magazin değeri olmayan bir boşanmanın taraflarını “iki yıl sonra” rahatsız etmekten, karakterini, huyunu suyunu hiç bilmedikleri iki insanı başkalarının görüşleriyle “töhmet” altında bırakıp, hedef göstermekten korkmalı... Basit bir yarışmayı hayatın merkezine koyup, insanların hakkını yemekten, çoluk çocuğa hakaret içerikli mailler yazdırıp tehdit etmekten korkmalı...

“Bankada bir kuruş parası olmadığını” söyleyip milyon dolarlık hayat sürecek kadar para kazandığı televizyonculuğu bu kadar ayağa düşürmekten, yediği çanağa pislemekten korkmalı hatta...

Neyse. Rahmetli anneannemin bir vasiyeti vardı. “Oğlum ne olursa olsun kul hakkı yeme”! Keşke hayatta olsaydı da Survivor’daki bazı zavallılara aynı öğüdü verseydi bir şekilde. Ama değil. O zaman durum da çok net; iki cihanda hakkım yakanızdadır...

Bu cihan için harekete geçtim. Yüce adalette arayacağım hakkımı. Allah büyük, öbür dünyada da görüşeceğiz elbette...

Asıl “şimdi başlayan” Survivor’unuzu ilgiyle izleyeceğim beyler! Sonunda izlenecek bir şey yaptınız çünkü...