Ne zeytinden ne balıktan ne dosttan geçer bizim efe

a
a
Cuma, 26 Kasım 2010 - 05:00

Kaptan” pazar akşamı balıktan döner yorgun argın. Pazartesi zeytinlikleri dolanır, akşam TV haberlerini izler, yemek sonrası “parakat”ların (parekete) dolanmış misinasını düzeltir, kopmuş iğnelerin yerine yenilerini yerleştirir. Salı, çarşamba, gene parakat selesinin başına çöker. İşi tamamsa, boş duramaz, bu kez tekne “inşaatına” devam eder. Çarşı işi hazır maketlere burun kıvırır; hiç üşenmeden kendi eliyle yonttuğu ahşap parçacıklarını omurganın üzerine zamkla yapıştırır durur. Perşembe günü, taze yem için yemcilere, balıkçılara sipariş verir. Akşam yemeği sonrası, onun bu av tutkusuna yıllardır sabırla göğüs geren eşi Yıldız Hanım’la iddialı bir tavla partisine girişir.

Ve cuma öğleden sonra kimse tutamaz onu; düğün, nişan, cenaze gibi zorunlu haller hariç. Yaz, kış, her hafta olduğu gibi, şidddetli yağmur, fırtına yoksa, arabasına atlayıp gideceği yere gider, parakatlarını yemler, teknede onu bekleyen balıkçı dostlarıyla birlikte denize açılır ve oltayı atarlar. “Küçük” balık avından heyecan duymaz. Mevsimine göre sinarit, mercan için Kozlu’ya, kılıç için Sivrice’ye gider. Parakatları atar, döner sahile gelir, üç-dört saat sonra oltayı toplamaya çıkar. Cumartesi ve pazar akşamına dek hep aynı minval... Kılıca gece parakat yerine ağ atmışlarsa motorun kıçaltında bir yere kıvrılır, tilki uykusunda birkaç saat yatar, acıkınca peynir-ekmek-zeytin yerler. Genelde avdan eli boş dönmez, tuttuklarından birkaçını eve getirir, dostlarına hediye eder, çoğunu ise diğer balıkçı arkadaşlarına verir. Mazot parasını çıkarsınlar, üç-beş kuruş da ceplerine girsin diye.

Hem zeytin yetiştiricisi hem balık sevdalısı

Denizdeyken, buruşmuş gömleği ve üzerine giydiği kazak, altında yırtık blucini ve çıplak ayakları ile sıradan bir balıkçıdan asla ayıramayacağınız Evren Ertür, aslında amatör bir usta balıkçı. Avcılığı keyfi yapar, geçim derdinde değildir. Zira, Edremit’in en köklü ailerinden, Müderriszâde Hilmi Efendi’nin torunu Evren Bey’in üç kuşaktır süren, dördüncü kuşaktan oğlu Sabit ve kızı Selin’e de aktardığı zeytincilik sevdası sürüyor. Ege’nin en lezzetli zeytinyağını üretenler arasında olmak kolay iş değil: Binlerce ağacı barındıran zeytinliklerini şimdiden çocuklarına paylaştırsa da “babamız”, tarlaların sürülmesinden ağaçların budanmasına, gübrelenmesine, sulanmasına, ardından hasat zamanı zeytinlerin toplanmasına ve sıkılmasına, yılların deneyimini hâlâ sergiler. Ağaçları “yok yılı”nda bile iyi ürün verir. Öyle ya, ağaca iyi bakacaksın ki “küsmesin”... Titizlik ve dürüstlük huyu ona merhum babası Sabit Bey’den miras kalmıştır. Akçay’a komşu Zeytinli’deki yeni fabrikanın bahçesinde bir de zeytincilik müzesi kondurmayı ihmal etmemiştir. Gerçi bunda benim biraz manevi baskım olmamış değildir ama binayı yapan, Edremit Bayram Yeri’ndeki babadan kalma eski yağhanenin tuğlalarını, küplerini bile taşıyan, elindekilerin yanı sıra sağda-solda hurdaya çıkmış mengeneleri, süper presleri, zeytin değirmeninin taşlarını harekete geçiren kayışlı buharlı lokomotifleri bir bir toplayıp oraya yerleştiren, verdiği emeğin yanında bunca masrafa katlanan odur.

15 yıl önce “Ölmez Ağacın Peşinde- Türkiye’de Zeytin ve Zeytinyağı” kitabımı hazırlarken bir raslantıyla onu tanımış ve büyük yardımını görmüştüm. Sonrası, birbirimizden hoşlaştık, iyi dost olduk. Edremit’e uğradığımda hasret gideririz, balığa gidiyorsa beni de götürür yanında. O gün balık çıkmazsa kıyıda tutabildiğim minik bir isparoz balığı ile ona hava atarken ne de gülerim ama. Gelgelelim, çoğu zaman derya kuzularıyla döner, eğer okkalıysalar anı fotoğrafları çektirir. Sonra da bir güzel pişirip ikram eder. Sinarit buğulamasına hele, diyecek yoktur. “Balık zeytinyağında yüzecek, cimri olmayacaksın yağına” der hep. Yanına nefis bir salata... Kaptan da elbette bir-iki kadeh parlatır.

“Usta maymun kamçı istemez”

Ne para ne pul, ne şöhret, hiç biri umrunda değildir. O, sadece işi, ailesi, çalışanları, dostları ve Edremit için yaşar; bir de, denizin keyifli tutkusuyla... Çevrenin en saygın kişileri arasında olsa da her şeyden önce halk adamıdır, hayırseverdir. Çok mütevazı, hatta utangaçtır. Gösterişsiz yaşar, siyaset ise “hiç işi değildir”. Konuklarını el üstünde tutar. “Yeter artık Evren Bey, Yıldız Hanım, bu kadar ikramdan mahcup oluyoruz” diyemezsiniz. Egeli sözüyle “Misafir, ev sahibinin danasıdır, nereye bağlarsa orada durur”. Mealen, itiraz yok, adetlerimiz böyle. Dahası; ayağınızı mı incittiniz, zeytinyağlı kudret narıyla ayağınızı ovar. Üşütürseniz, sırtınıza lamba çekmeye kalkışır. Laf aramızda, müthiş usta bir araba sürücüsüdür. Elinden her türlü tamirat gelir. Her işi gönülden yapar, hem de en iyisini. Edremitlilerin bir halk deyişi vardır; “Usta maymun kamçı istemez”. Tam öyle işte; bilerek ve severek.