New York'ta Kıbrıslı bir tasarımcı

Cumartesi, 31 Temmuz 2010 - 05:00

New York’ta belli başlı bazı mekanlar var; buralarda kiminle tanışırsanız tanışın mutlaka ya sanat ya da finans sektöründe kendi işinin başındadır... Böyle olunca, bir şekilde aynı çevreye girmiş en işsiz insan bile kendisini öyle bir tanıtıyor ki; görseniz bir şey zannedersiniz...

Bu mekanlardan birinde Kıbrıslı tasarımcı Nicolas Petrou ile tanıştım. Kimdir, nedir diye anlamaya çalışırken çok ilginç bir tasarımcıyla tanıştığımı fark ettim. Nicolas Kıbrıslı... Kıbrıs ve tasarım kelimeleri yanyana gelince bizlerin aklına hemen Hüseyin Çağlayan geliyor. Nicolas da Hüseyin ile Londra’dan, Central Saint Martins’den okul arkadaşı zaten. Aynı sene mezun olmuşlar. Sonra Nicolas yıllarca çeşitli markalar için kadın giyimi üzerine çalışmış. Bir yandan da New York’un ünlü Madison Caddesi üzerinde adını taşıyan PETROU mağazasında kendi markası bulunuyormuş. Nicolas, sponsorlarıyla yaşadığı sorunlar üzerine kadın giyimini bırakmaya karar vermiş. Ve hep hayalini kurduğu erkek koleksiyonu Petrou/Man böyle doğmuş. Petrou/Man koleksiyonunu oluşturan parçalar giyilebilir ama sıradışı.

Nicolas hazır giyimde ‘farklı ama satın alınabilecek şeyler yapmak gerektiğini’ söylüyor. “Herkes koleksiyonunu hazırlarken çok satmasını hayal ediyor, giyilemeyecek kadar uçuk şeyler yapmak niye?” diyor. Bana Nicolas’ın ilginç gelen yanı ‘aksiliği’! İçi neyse dışı da o. Beğenmediğine, hoşlanmadığına tavrını net belli ediyor, direkt burun kıvırıyor. ‘Ayıp olacak’ yok! Bunun en güzel örneğini ilk koleksiyonunun tanıtımı sırasında yaşamış. Petrou/Man markasının lansmanı için yapılan tanıtıma Interview, Esquire, The Wall Street Journal gibi Amerika’nın tanınmış basın organlarından temsilciler gelmiş. Aralarında Women’s Wear Daily (WWD) de varmış...

Mankenlere puantiyeli, kareli body’ler giydirilerek yapılan tanıtımı beğenmeyen ve aralarında kıkırdaşan WWD editorleri Nicolas’ın aksi tavrıyla öyle bir karşılaşmışlar ki; onlara söyledikleri moda sektöründe gündeme oturmuş. Genç bir markanın tasarımcısının böylesi sivri dilli olması hem ‘iyi cesaret’ hem de cüret olarak yorumlanıp destek değilse de ilgi görmüş. Daha sonra Petrou/Man koleksiyonundan bir parçayı Lady Gaga’nın beğenip Oprah Winfrey’in şovunda giymesi koleksiyonun iyice tanınmasına sebep olmuş. Nicolas şimdilerde Eylül’de New York moda haftası kapsamında yapacağı defile için hazırlanıyor.

PARTİDE SICAKLAYAN, SOYUNUP JAKUZİYE...

Daha önce New York’taki en popüler barlardan birinin Meatpacking District’te bulunan Standard Hotel’in en üst katındaki Boom Boom Room olduğundan bahsetmiştim. Davetli listesinde adınız olmadan içeriye girmenin imkansız olduğunu da yazmıştım. Boom Boom Room yaz süresince kapalı. Ama aynı partiler otelin çatısında bulunan Boom Boom Roof’ta harika bir manzarayla devam ediyor. Boom Boom Room’un sadece küçük bir bölümü yaz süresince de açık. Bu alanda bar ve kocaman bir jakuzi var. Heee unutmadan, bir de içine para atınca size mayo veren otomatik bir makine... “Jakuzi gündüz otel müşterilerinin keyif yapması için vardır” diye düşünenler fena halde yanılıyorlar.

 

Boom Boom partilerinde saatler ilerledikçe ve alkolün dozu yükseldikçe konuklar soyunup jakuziye atlıyor. Ama kimse yanında mayosuyla gelmiyor!!! İçerideki makine de işte bu yüzden var zaten. Jakuziye erkek müşterilerin çıplak girmesi işletmeciler tarafından hoş karşılanmıyormuş (!!?) ama kadınlar girebiliyor. Zaten partilerin dışarıdan gelenlere kapalı olmasının bir sebebi de bu. Müşterilerin çoğu birbirini tanıyor. Aynı çevrelerin insanları. Bu yüzden partilere yabancılar sızsın istemiyorlar.

Ben jakuziye mayosuz giren ‘kaçak’ erkekler olduğuna şahit oldum. Yani sıkı bir kontrol var zannetmeyin... Arada bir laf eden oluyor işte. Bu eğlence konseptinin bana en komik gelen yanı gecenin sonu. Akşam, şık şıkıdım süslenip hazırlanıp mekana gelen kızlar sabaha karşı ıslak saçlar, akmış makyaj ve genellikle ayakkabıları ellerinde bir halde çıkıyorlar otelden...