New York'ta Türk konserleri

Cumartesi, 10 Temmuz 2010 - 05:00

Haziranın son haftasından beri New York’tayım. Bu sezon, son yıllarda New York’ta görülmüş en sıcak yaz yaşanıyor. Hava sıcaklığı ortalama 35 derece... Kadınlar güneşten korunmak için sokakta şemsiye ile geziyorlar. Herkesin üzerinde plaj elbiseleri, mümkün olduğunca hafif, bol ve ince giysiler var... Becerebilenler, yangın musluklarını kaçak yollarla fiskiye gibi çalıştırıp etrafına oturarak serinliyor!

Geçtiğimiz hafta, 3 Temmuz Cumartesi günü bu sıcaklara rağmen New York’taki binlerce Türk Manhattan Central Park’ta toplandı. Çünkü ‘Summer Stage’ festivali kapsamında İstanbulive konserlerinin ikincisi vardı. Summer Stage, New York’taki en önemli müzik festivallerinden biri... İstanbulive konserleri, 2006 yılında hayatını kaybeden 12 Grammy ödüllü sanatçı Arif Mardin anısına yapılıyor. Geçen seneki konserlerin ‘assolisti’ MFÖ grubuymuş, bu seneki Kenan Doğulu oldu.

Konserler öğleden sonra 14’te başlayacaktı ama saatler henüz iki olmadan konser alanının girişinde kuyruk oluşmaya başladı. Meğerse izleyiciler için ayrılan bölümün kapasitesi 6-7 bin kişiymiş. Bu sayı tamamlanınca kapılar kapatılıyor ve daha sonra gelenler alınmıyormuş. ‘New Yorker’ Türkler o yüzden erken davranmış... Saatler ikiyi vurunca önce müzisyen Emrah Kanısıcak, ardından Şükriye Tutkun sahne aldı. Şükriye Tutkun opera eğitimi almış bir Türk halk müziği sanatçısı. Amerika’da yaşayan genç Türkler tarafından bile bu kadar sevildiğini bilmiyordum! Bence konserde sahne alan isimler arasında hem izleyiciye, hem de işine saygı gösteren iki kişi vardı: Kenan Doğulu ve Şükriye Tutkun. Nedenini birazdan anlatacağım...

Festival alanında Hürriyet Gazetesi’nin Amerika baskısı dağıtıldı. Bir sürü kişi kapıştı... Güneşten korunmak için şapka, yelpaze olarak kullandı! New York’ta başka Türk organizasyonlarına da gidenlerin söylediğine göre İstanbulive’da kuru kalabalık yokmuş, diğerlerine göre buradaki ortam çok hoşmuş. Zaten çoğunluğu öğrenciler ve kızlar oluşturuyordu. Daha sonra sırayla İlhan Erşahin, Duman ve Ozan Doğulu sahne aldılar. Duman sahneye çıktığında ortam iyice hareketlenmiş çığlıklar başlamıştı. Sarhoş olduğu her halinden belli olan siyahi bir adam Duman’ın şarkıları eşliğinde delice dans ediyordu... Ozan Doğulu’nun çaldığı parçalar da herkesi iyice ayaklandırdı. Saatler ilerledikçe konser alanı daha da kalabalıklaşmaya başladı. Sırf Kenan Doğulu’yu izlemek için gelip, telaşla “Kenan çıktı mı? Kaçırdım mı?” diye soranlar vardı. Haliyle Kenan sahneye çıktığında eğlence tavan yaptı... Batıl inancı olmayanlar bile Kenan’ın “Alkışlamayanlar sevdiğine kavuşamasın” sözleri yüzünden aşk hayatını riske atmaya cesaret edemedi!

Konserde sahne alanlar arasında sadece Şükriye Tutkun ve Kenan Doğulu özel olarak giyinmiş ve hazırlanmıştı. Şükriye Tutkun kendi tarzında bir elbise giymiş, Kenan ise o sıcağa rağmen ‘sahne kostümü’ gereği ceketle çıkmıştı. İlerleyen dakikalarda ceketini çıkardı, sahnede kaldığı bir saatlik süre içerisinde tişörtünü aynı tarzda başka bir tişörtle değiştirdi...

Bu ikili dışında özellikle Duman grubunun hali ‘içler acısı’ denecek cinstendi. Bütün grup elemanlarının üzerinde ağzı, burnu kaymış tişörtler vardı. Sahneye, şarkı söyleyecek rock yıldızları gibi değil mangalda et pişirecek yazlıkçı gibi geldiler... İzleyenler tarafından da hem saygısızlık olarak algılandı, hem de epey alay konusu oldu. Ama bunun dışında, akşamüstü yediye kadar süren 5 saatlik konserler sorunsuz ve başarılı geçti. Herkes çok memnun kaldı.

Aynı gece Houdson Terrace’ta Ozan Doğulu’nun DJ’liğini yaptığı ‘after party’ düzenlendi. Gündüz konsere Doğulu kardeşler için gelmiş kim varsa hepsi gecede de vardı.

Houdson Terrace aynı zamanda 4 Temmuz Amerika Bağımsızlık Günü kutlamalarıyla meşhur bir yer. Çünkü New York’ta 4 Temmuz kutlamaları için yapılan yarım saatlik havai fişek gösterisi en iyi buradan izleniyor. Mekanda her sene bağımsızlık günü kutlamaları için barbekü partisi düzenleniyor.

ÇAL BENİ! SANA AİTİM!

Konu müzikten açılmışken New York’un dört bir yanına yerleştirilmiş 60 adet piyanodan bahsetmemek olmaz. ‘Play me, I’m yours’ yani ‘Çal beni, seninim’ 2008 yılında İngiliz tasarımcı Luke Jerram tarafından hayata geçirilmiş bir sanat hareketi. Bugün İngiltere ve Amerika başta olmak üzere dünyanın birçok şehrinde halka açık mekanlara yerleştirilmiş piyanoları var. İsteyenlerin çalması ve sanatı paylaşması üzerine kurulu bu düzende Luke Jerram’ın tek ricası paylaşım. Birileri piyanoyu çalarken siz de fotoğraf çekin, videoya alın ve mail, blog, facebook, twitter gibi sosyal ağlar aracılığıyla yayın diyor. Sanat hareketi kısa zamanda ilgi görmüş ve internet sitesi günde 100 bin hit alan bir siteye dönüşmüş. Belirli bir süre kullanımda kalan piyanolar daha sonra ihtiyacı olan derneklere veya yerel okullara bağışlanıyor. Ben piyanolardan 3 tanesine rastladım... Sokakta kendi halinde yürüyen herhangi birinin, piyano başına oturduğu zaman nasıl büyük bir cevhere dönüştüğüne şahit oldum... Fotoğrafını çekip ilgilenenlerle paylaştım. Siz de başkalarının deneyimlerini merak ediyorsanız internet adresi www.streetpianos.com

2