Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

O geceye damgasını vuran fotoğraf

Salı, 01 Eylül 2009 - 13:30

Ankara Merkez Orduevi’nin bahçesinde, yanlarında tuvaletli eşleriyle, kendileri de tören kıyafetleri içinde pek de şık yüzlerce subayın arasından geçip vip bölümüne gidiyoruz. Gazeteci olarak haber, dolayısıyla ünlü ve olay peşindeyiz. Etrafı gazetecilerle sarılı MHP Genel Başkanı Bahçeli, her zamanki sert yüz ifadesiyle bir şeyler anlatırken kapıda bir dalgalanma oluyor, ev sahibi Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un refakatinde Başbakan Erdoğan içeri giriyor. Bahçeli’yle aralarında bir metre ya var ya yok, ama birbirlerini görmüyorlar. CHP Genel Başkanı Baykal gelince de ayrı bir kümelenme, onlar da birbirlerini görmüyor. Cumhurbaşkanı Gül de gelince protokol tamamlanıyor. Kısa bir kutlama ve hoşbeşten sonra alışılagelmiş tavır, Tayyip Erdoğan ve Gül’ün ayrılmasıdır. Üstelik Güneydoğu’dan yine şehit haberleri gelmiş, Başbakan açılışını yaptığı Gençlik Parkı’ndaki konserini iptal etmesini Ferhat Göçer’den bizzat kendisi mikrofonda istemiş. Genelkurmay’ın davetindeki müzik dinletisi de iptal edilmiş. Ama iptal edilmeyen bir şey var: Faruk Saraç’ın Atatürk’ün kıyafetlerinden birebir hazırladığı kostümleri defilesi! Genelkurmay Başkanı Başbuğ, gitmeye hazırlanan Cumhurbaşkanına, Sarızeybek defilesinin çok güzel olduğunu hatırlatıp seyretmediyse kalmasını öneriyor. Cumhurbaşkanı kalıyorum, deyince Başbakan da kalıyor. Başbuğ, yaveriyle haber gönderip diğer iki önemli konuğunu da yanlarına davet ediyor: Deniz Baykal ve Bahçeli! Böylece pek gülümsemeseler de, epeydir birbirlerine hayli sert bir üslupla çatan siyasiler ortada ordunun uzlaştırıcı rolüyle aynı fotoğraf karesine yerleşiyor, çok uzun zamandır ilk kez! Bir Zafer Bayramı gecesi, bir Barış günü öncesi, liderlerden barış ve uzlaşı fotoğrafı! Bu defileyi ilk sergilendiğinde Dolmabahçe Sarayı’nda izlemiştim. Bir tasarım defilesinden daha fazlası, başarılı ve anlamlı bir gösteri. Özellikle o dönemde birbirinden şık kıyafetleriyle Batılı devlet adamlarını bile kıskandıran tarzıyla Atatürk’ün ve yanındaki kadınların çizdiği tablo, bugünkü en büyük tartışma konularından tesettüre, manidar bir cevap değil mi? Yanlarında yeni seçilmiş Meclis Başkanı Şahin’le birlikte Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın bu defileyi bahçeyi dolduran subaylar kadar duygulanarak seyretmedikleri açık. Hele bir de sonunda Cumhuriyet Mitinglerinin müziği 10. yıl marşı çalmaya başlayınca, “AKP’liler AKP’li olalı askerlerin yanında böyle zulüm görmedi” desem çok mu ağır kaçar?

GECEDEN NOTLAR

Ordunun itibarının sarsılmasına yönelik her türlü girişimin ve kendilerini Kürt açılımında taraf hissetmelerinin getirdiği burukluğun da etkisiyle bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Ordu Günü törenlerinin bir tür gövde gösterisine dönüştürüldüğü gerçek. Hipodromdaki geçit töreninde neredeyse bütün zırhlı araçlar geçiyor. Tank, tüfek, top görmeye meraklı değilim ama keşke İstanbul’da olsaydım da Boğaz’daki gemilerin geçit resmini izleseydim diye dövünmedim değil! Gece orduevi bahçesindeki törene de davetli sayısının 4 bin olduğu söylenmişti. Artık kalabalıktan mı ne, ben geçen yıl gördüğüm sporcuları, sanatçıları pek göremedim. Şehit yakınlarını, gazileri gördüm de duygusallaşıp ağlar zırlarım diye yanlarına gidemedim, itiraf ediyorum! Cindoruk’dan Ferruh Bozbeyli’ye o kadar çok bir dönemin etkin politikacısıyla sohbet ettim ki geçmiş günlere gittim. Başta Cindoruk’la olmak üzere sohbetlerimizde Kiralık Adam’ın gündeme gelmiş olmasına ne dersiniz? Neredeyse hemen hepsi kitabı okumuş ve beğenmiş! Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’ya ise korsan kitap şikayetlerimi aktardım. Özellikle her ilde ayrı şikayet etme konusuyla ilgilenip düzeltilmesi için gerekeni yapacağı güvencesini aldım. Başları çok kalabalıktı, Başbuğ ve kuvvet komutanlarıyla sohbet edemedim ama açığı eşleriyle sohbet ederek giderdim. Belli hassasiyetleri paylaştığımız için iyi anlaştık diyebilirim!

YİNE KAN AKTI

Bu anlamlı törenlerin tek üzücü yanı ise saldırı ve şehit haberiydi, ki maalesef beklenen bir şeydi, hatta bir büyük kentte büyük bir sabotaj düzenlenmiş olmamasına şükür mü etmeliyiz? Terör örgütünün uzlaşma girişimlerini güle oynaya beklemediği malum. Sabote etmek için elinden geleni yapmaya hazır olduğu da. Kimse kurdu kuzu sanmasın! “O terörist dediğiniz, benim oğullarım” diyen Kürt anasının acısını anlıyorum, insan evladı katil de olsa sevmekten vazgeçemiyor, ama bu sevgi hak vermesini gerektirmiyor, yoksa çocuklarını saklamayı sürdüren Garipoğlu Ailesi’ne de hak verirdik, öyle değil mi?