'O günü unutamam'

Sağlık sektöründe 20 yıldır yöneticilik yapan Meri İstiroti Bahar 'Son Söz Doktorların' adlı kitabında 43 hekimin hayat hikayelerine ve anılarına yer verdi. İşte kitaptaki anılardan bazıları...

a
a
Cumartesi, 22 Ocak 2011 - 05:00


'O günü unutamam'

GENEL CERRAHİ ve KARACİĞER NAKLİ UZMANI MEMORİAL HASTANESİ ORGAN NAKLİ, GENEL CERRAHİ VE ÇOCUK CERRAHİSİ BÖLÜM BAŞKANI PROF. DR. MÜNCİ KALAYOĞLU:

Sadri Alışık’a karaciğer nakli yapılmasına nasıl karar verildi?

80’li yıllarda, Ankara’da aile ziyaretinde olduğu bir akşam, Prof. Dr. Münci Kalayoğlu telefona çağrılır. Arayan “Ağabey” dediği İstanbul’dan karaciğer uzmanı bir arkadaşıdır. Ünlü oyuncu Sadri Alışık’ın da doktorudur. Tecrübeli hekim dostu, Dr. Kalayoğlu’na Sadri Alışık’ın hastalık tablosunu özetler, “Senin de bir görmeni istiyorum” der. Dr. Kalayoğlu’nun kısa süre içinde o dönemde görev yaptığı Amerika’daki hastaneye dönmesi gerekmektedir ama bu isteğe de “Hayır” demesi mümkün değildir.

Uçak biletleri ayarlanır, Dr. Kalayoğlu çok kısa sürede Ankara’dan İstanbul’a ulaşır. Sadri Alışık çok ağır bir tabloyla hastanede yatmaktadır. Eşi Çolpan İlhan ve oğlu Kerem Alışık son derece üzgündür. O duygusal ortamda neler yaşadığını Dr. Kalayoğlu şöyle anlatıyor: “... Çolpan Hanım’a, Sadri Bey’in karaciğerinin çok hasta olduğunu, sirozu olduğun

u söyledim. Sirozun tek tedavisi var: Karaciğer nakli. Ben de nakil önerdim. Nakillerin yüzde 100 garantili olmadığını ama erken müdahalenin her zaman avantaj yarattığını belirttim.

Uygun karaciğer bulunduğu ve her şey iyi gittiği takdirde nakil için 2 hafta hastanede, 3 ay kontrol için Amerika’da kalmaları gerektiğini anlattım.” Bu görüşmeden sonra Dr. Münci Kalayoğlu, Amerika’ya döner. Bir süre sonra da Sadri Alışık ve eşi, Amerika’ya gelir. “... 10 gün hastanede tedavi ettik. İyileştikten sonra Sadri Bey otelde karaciğer nakli beklemeye başladı.

Bir süre sonra New York’ta bir organ çıktı. Gidip karaciğeri getirdim ve Sadri Bey’e naklettik. Sadri Bey’in hasta karaciğerini gördüğüm zaman kararımın ne kadar doğru olduğuna bir kez daha inandım. Karaciğer, muhtemelen hepatite bağlı olarak harap haldeydi. Ameliyattan 2 ay sonra Türkiye’ye döndüler” ... Ameliyatından sonra Sadri Alışık, 5 yıl süreyle sağlıklı yaşadı. 1994’te ‘Yengeç Sepeti’ filminde başrol oynadı ve 31. Antalya Film Şenliği’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü aldı. Sadri Alışık karaciğeriyle ilgisi olmayan başka bir hastalığa bağlı olarak 18 Mart 1995’te, 69 yaşında hayata veda etti.

KULAK BURUN BOĞAZ UZMANI ME-Dİ KULAK BURUN BOĞAZ MERKEZİ DOÇ. DR. DİLAVER ÖZTURAN:

'BİR HATANIN NELERE SEBEP OLABİLECEĞİNİ O AN GÖRDÜM’

Dr. Dilaver Özturan mecburi hizmetini yapmakta olduğu küçük bir ilçedeki iki doktordan biriymiş. Genç ve tecrübesizmiş. Unutulması zor bir olayın ortasında bulmuş kendini. Hem de birlikte çalıştığı meslektaşının hatası yüzünden... Sözü kendisine bırakalım; “İşe başlamamın üzerinden birkaç ay geçmişken ilçeye başka bir doktor tayin edildi. Bir pazar günü sevgili doktor arkadaşım iki aileyi ve bir genç kızı darmadağın edecek bir adli rapor düzenlemişti. Savcı bey benim de görmemi istemişti.

16 yaşında bir kız kaçırılmış ve yakalanmış, doktor muayenesinde ‘Bekaretin bozulduğu, bunun da yeni olmadığı’ belirtilmişti. Erkek tarafı kızı istemiyor, kız tarafı zavallıyı tümden reddediyordu. Manzara şuydu: Sağlık ocağı yolunun ortasında bir kız çocuğu, yolun iki tarafında ona nefretle bakan iki aile... Ben kızlık muayenesini yaptım ve ‘müsait’ diye adlandırılan halka şeklinde kızlık zarının yırtılmadığını tespit ettim.

Kesin raporu kadın doğum uzmanı versin diye çocuğu Kütahya’ya gönderdim. Haklı çıkmıştım ve gencecik çocukların kaçışı mutlu sonla bitmişti. O gün basit bir hatanın nelere yol açabileceğini anlamıştım.”

KULAK BURUN BOĞAZ UZMANI ME&Dİ KULAK BURUN BOĞAZ MERKEZİ PROF. DR. MEHMET ÖMÜR:

GÖBEĞİ KAŞINAN ADAMIN ÖĞRETTİĞİ

plomamı alıp ‘doktorum’ diye kasılmaya başladıktan birkaç ay sonra Bursa Uludağ Üniversitesi’nde KBB asistanı oldum. Bir gün ‘Bir ay boyunca acilde görevlisin, kliniğe gelmeyeceksin’ komutu aldım. Heyecanlandım, şaşırdım ve sevindim. Hekimliğin ne demek olduğunu daha yakından anlayacaktım. Acilde günler yoğun geçiyordu. 1981 öncesi anarşi, gencecik insanları kurşunlanmış olarak arkası arkasına acile yığıyordu. Öyle günlerden birinde, gece saat 22.00’de üniformalı bir polis memuru getirdiler.

Zor soluyordu, bilinci yoktu, ölmek üzereydi. Trafik kontrolü yaparken ters yoldan giren bir araç çarpmıştı. Okulda öğrendiğim ne varsa uygulamış ama polis memurunu şehit vermiştik. Bıçaklanmalar, kalp krizleri, kurşunlanmalar gece boyunca sürdü. Tam ortalık sakinleşip el ayak çekilmişken yeni bir hastaya çağırdılar. Gençten biri sapasağlam karşımda duruyor... Nesi olduğunu sordum, karnını gösterdi ve ‘Çok kaşınıyor’ dedi. Yanlış duyduğumu sandım, kaşınan yeri göstermesini istedim. Açtı gösterdi, kaşınmaktan derisi kıpkırmızı olmuştu.

Ya böcek sokmuştu ya da alerji olmuştu. Kovmaktan beter ederek göndermiştim hastayı. Ertesi gün ona gösterdiğim kötü davranış yüzünden uykum kaçtı. Haksızlık etmiştim. Çok sıkıntısı olmasa kim kalkar sabahın köründe hastaneye gider? İşte o gün ‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ın ne demek olduğunu anladım.”

KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI JİNEMED KURUCU VE YÖNETİM KURULU BAŞKANI PROF. DR. TEKSEN ÇAMLIBEL:

‘2 gün önce doğum yapan anneye kocasının öldüğünü söyledim’

“...90’lı yıllar... İlk çocuğunu da doğurttuğum kadının ikinci doğumunu yapacaktım. Çocuk doğdu. Baba ikinci gün gelecekti. O arada gazetede okuduk ki baba öldürülmüş! E tabii, sıkıntı yaşadık, biz bunu anneye nasıl söyleyebilirdik... Yakınları da söyleyemedi... Üzücü haberi vermek maalesef bana düştü. Anneye ‘Bebek gayet iyi, siz nasılsınız’ filan dedim ve devam ettim;

‘Eşiniz iki gündür yok. Bir kaza olmuş, acaba eşiniz orada olabilir mi?’... ‘Ben öğrenip geleceğim’ diye dışarı çıktım. Kısa süre sonra odaya dönüp eşinin öldüğünü söyledim. Acı haber anneyi mahvetti. Çığlıkları dinmiyordu. Bu, tam yürek paralayan, tabii doktorluğu da zorlayan bir durumdu. Annenin sütü kesilecek, bebek babasız büyüyecek düşünceleri içinde gidip geldim. Daha sonra anne ve bebek ile irtibatımız devam etti. Anne beni her gördüğünde ‘Bu sizin öksüzünüz’ der.

KADIN HASTALIKLARI ve DOĞUM UZMANI MALTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ  PROF. DR. MOŞE BENHABİB:

‘ÖLÜ DOĞAN BEBEK DİRİLDİ!’

Doğum ve kadın hastalıkları uzmanı olan Dr. Şalom Benhabib’in oğlu olan Dr. Moşe Benhabib anlatıyor; “Normal bir sezaryen vakasına girecektim. Gebe kadının kayınpederi çok meşhur bir cerrahtı. Doğumdan sorumlu hekim olarak ailenin benden sağlıklı bebek ve anne beklediği biliyordum. Doğumdan önce gebenin annesi bana ‘Bak doktor bey, kızım sana emanet, bu lafımı unutma’ diyerek bizi ameliyata göndermişti. Nasıl bir sorumluluk duyduğumu anlatamam. Güle oynaya doğuma girdik. Bebeği çıkardık. Fakat bebek nefes almıyordu. Herkes oradan oraya koşuşturuyor, çocuk doktorları bebeğin nefes alması için uğraşıyordu.

Her türlü müdahaleye rağmen başaramadık. Çocuk doktorları bebeğin öldüğünü bildirdiler. İşte ne olduysa o zaman oldu. Anestezi uzmanı bir arkadaşım (Dr. Emine Taşkın) ‘Bırakın şu modern yöntemlerinizi, verin bebeği bana, babadan kalma yöntemi deneyeyim’ diyerek bebeğin çeşitli yerlerine vurmaya başladı. Herkes hayretle bakarken birden ağlama sesi geldi! Bebek nefes almaya başlamıştı.

Ölü doğan bebek o olaydan sonra yaşadı. Aileye durumu zor da olsa anlattık. Ailesi bebeğin adını Arda, göbek adını ise Güçlü koydu. Bu, hayatımda unutamadığım, tüylerimi diken diken eden müthiş anılarımdandır. Bebeğin nasıl hayatta kaldığını hâlâ açıklayamasam da...”

KALP VE DAMAR CERRAHİSİ UZMANI ACIBADEM ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. CEM ALHAN:

KUDUZ VAR YETİŞ DOKTOR! 

 “1984 kışı, Muş’tayım... Kar tüm yolları kapatmış... Mecburi hizmet yaptığım sağlık ocağı bomboş... Mesai bitiminde lojmana gidip evin işlerini halledeceğim... Bunları düşünürken sağlık müdürümüz aradı, ‘Cem, kuduz salgını ihbarı aldık. Hemen sağlık memuru ile birlikte gidiyorsun. İhbarın geldiği yer bir dağ köyü ve 3 aydır ulaşım sağlanamıyor’ dedi. Oraya nasıl gideceğimizi sordum, yeterince açık cevap gelmedi ama yola çıktık.

Muş-Van yolundan bir süre gidip köy yoluna girdik. Yoğun kar yüzünden yolun sınırları görünmüyordu. Ben ve sağlık memuru araçtan inip şoföre rehberlik ettik. Ama ne fayda! Bir süre sonra şoför de pes etti, bize katıldı. 3 saat yürüdük, köye ulaştık. Muhtar bizi gördü, hayretler içinde ‘YSE (Devlet kuruluşu olan Yol Su Elektrik kurumu) araçları nerede?’ diye sordu.

‘Doktor lazım dediniz biz geldik, onların ne işi var ki?’ dedim. Muhtarın cevabı ilginçti; ‘Bu soğukta it mi yaşar da kuduz olsun doktor beyim? Biz kuduz var dedik, o sayede yolumuz açılır sandık’...

İÇ HASTALIKLARI ve ENDOKRİNOLOJİ UZMANI MAÇKA MR PROF. DR. HALİL AZİZLERLİ:

2 KIZIM 1 OĞLUM VAR!’

‘Tiroidle savaşan adam’ olarak tanınan Prof. Dr. Halil Azizlerli’nin unutamadığı anısı öğrencilik yıllarından kalma... “Sene 1967. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeyim. Üçüncü sınıf öğrencisiydim. Genel cerrahi hocamız sınıfa girdi. Ses tonu teatraldi. Amfide üçyüz kişiden fazla öğrenci vardı. O etkileyici ses tonuyla ‘Çocuklarrr, bu derste size anamnez almasını öğreteceğim’ dedi. Anamnez, tıpta, hastayı sorgulamaktır. Sedyede getirilen ve büyük ihtimalle Trakyalı olan hastaya yüksek sesle ‘Neyin var’ diye sordu. Hastanın cevabı ‘İki kızım, bir oğlum var’ oldu... Amfide büyük bir kahkaha koptu. Hoca biraz kızardı bozardı ama sonra bize dönerek ‘Bazen neyin var sorusunu hastalar yanlış anlar, derdin ne diye sormak gerekir’ dedi. ‘Derdin ne’ diye tekrar sordu, hasta sorununu anlatmaya başladı...”

ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ UZMANI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÇAPA TIP FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ÖMER FARUK TAŞER:

‘Azeri stajyer az daha gidiyordu!’

“1984 yılıydı... Saat 07.00... Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nin merdivenlerden koşarak inerken bir delikanlı geldi, ameliyata girmek istediğini, kendisine bu konuda söz verdiğimi hatırlattı. Azeri bir stajyerdi. Kolundan tuttum, doğru ameliyathaneye... Personele ‘Doktor Bey ameliyata girecek, giyinmesine yardımcı ol, 10 dakikada geliyorum’ dedim. 10 dakika sonra baktım; hasta ameliyat masasında, her şey hazır. Bizim stajyer doktoru göremedim, ‘Ne oldu, doktor beyi ameliyathane mi tuttu?’ diye sordum.

Çevredekiler güldüler, anlamadım, bir daha sordum, yine gülerek ‘Hocam çok şakacısınız, gördüğünüz gibi doktor bey hazır, yatırdık’ demezler mi! Gerçekten de ameliyatı seyredecek olan stajyer doktor, ameliyathane kıyafetlerini giymiş, masaya yatırılmış, ameliyat pantolonunun bir tarafı sıyrılmış, o taraftaki dizinin tüyleri traş edilmiş... Çocuğu masadan nasıl kaldırdığımı hatırlamıyorum.

‘Seni masaya yatırdıklarında niye itiraz etmedin?’ diye sordum, ‘Anlatmaya çalıştım ama herkes ‘Tamam tamam’ dedi, biri örtüleri düzeltirken biri yatırdı, ben de hastanın nasıl yatırıldığını göstermeye çalıştıklarını zannettim’ diye cevapladı. ‘Peki dizini tıraş ederken?..’ dedim... ‘O kadar canlı ve içten davranıyorlardı ki tüm uygulamaları bana göstermeye çalıştıklarını düşündüm’ cevabını verdi!”

KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI ATAŞEHİR MEMORİAL HASTANESİ KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM BÖLÜMÜ BAŞKANI PROF. DR. SEDAT KADANALI:

ÜVEY ANNENİN ÖLÜMCÜL OYUNU KIZLIK MUAYENESİNDE ANLAŞILDI

“... Klinikteki odamın önü birden karıştı, bağrışmalar arasında jandarma savcılık talimatı ile 13-14 yaşında kolu mühürlenmiş (adli suçlarda mahkeme doktor kontrolüne sevk ettiği kişiyi başka biri onun yerine geçmesin diye koluna resmi mühür basarak yolluyor) bir kız getirdi. Savcılık ‘kızlık zarı muayenesi’ istiyordu. Babası da gelmişti. Kıza, ne olduğunu sordum. ‘Abim bana tecavüz etti’ dedi. Muayene ettim, kızlık zarının bozulmadığını gördüm, ‘Neden yalan söylüyorsun, böyle bir şey olmamış’ deyince küçük kız ağlayarak ‘Annem bana böyle söylememi tembih etti’ dedi. Çok şaşırdım.

Dışarda heyecanla bekleyen babaya, kızının tecavüze uğramadığını, kızlığının bozulmadığını söylediğimde koskoca adam sendeleyerek yere yığıldı, “Az daha evlat katili oluyordum” diye hıçkırarak ağlamaya başladı. Meğer adam, eşi öldüğünde 2 kızı ve 1 oğlu ile kalmış. Bir süre sonra da evlenmiş. Küçük kız, o evlilikten doğmuş. Yeni kadın diğer iki çocuğu evde istememiş. Evde huzursuzluk çıkınca adam büyük kızını 15 yaşında evlendirmiş. Üvey anne erkek çocuğu da istemeyince baba, onu yuvaya bırakmış. Çocuk, yaz tatillerinde köye geliyormuş.

Hem de kadının yoğun baskısına rağmen. Sonuçta anlaşıldı ki anne, öz kızına baskı yaparak üvey abisinin tecavüzüne uğradığı yalanını söyletmiş. Bu yalanı köy yerinde halkı galeyana getirecek tarzda anlatmış, çocuğu linç etmeye kalkmışlar. Baba da bu dolduruşa gelerek tüfekle öz oğlunu vurmaya yeltenmiş. Jandarma çocuğu, ağır yaralı kurtarmış. Özetle hepsini tezgâhlayan, öz kızına tecavüze uğramış etiketini vurduracak ve masum bir çocuğu linç ettirecek kadar gözünü kin bürümüş bir kadındı.”

ANESTEZİ ve REANİMASYON UZMANI DR. CEZMİ KINOĞLU:

‘NE HİPNOTİZE EDEBİLDİ NE AMELİYATI BECEREBİLDİ’

Şu anda 92 yaşında olan Türkiye’nin en yaşlı hekimlerinden Dr. Cezmi Kınoğlu hem doğum ve kadın hastalıkları uzmanı hem de ülkemizin ilk anestezi mütehassısı. Dr. Cezmi Kınoğlu’nun hekimlik anılarını yazdığı ‘Tatlı, Acı, Hoş Birer Esintidir Anılar’ adlı kitabından bir bölümü Meri İstiroti Bahar kendi kitabı ‘Son Söz Doktorların’a almış.

“Hipnoz, yani telkinle uyutma tekniği kullanarak çocuklarda bademcik ameliyatı yapılabileceğini iddia eden bir doktor, 20 yaşındaki hastasına genel anestezi altında bademcik ameliyatı yapıyordu. Ameliyat, sağ bademcik lojundaki durduramadığı kanama yüzünden uzadıkça uzuyordu. Bir taraftan kan vermeye, diğer taraftan “Şöyle yapsanız” diye tavsiyelerde bulunmaya başladım.

Durum tehlikeli hale gelince, başka bir doktorun çağrılmasını önerdim. Şaşırmış, ambale olmuş doktora yana çekilmesini rica ederek yerine geçtim. Sağ bademcik yatağına derin bir dikiş koyarak tamponla kapattım. Dr. Safa Karatay (dönemin ünlü Kulak Burun Boğaz Uzmanı) geldi, ameliyatı tamamladı ve o tatlı nezaketiyle “Niye devam edip bitirmedin?” diye bana takıldı.”

KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI PROF. DR. N.UMUR ÇOLGAR:

İDAMLIĞA HAPİSTE DOĞUM

“Sağmalcılar Cezaevi’nde bir mahkûm doğum yapıyor diye haber geldi. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde şeftim. Kadın idam mahkûmu olduğu için hastaneye getiremiyorlardı, bizi çağırdılar. Asistanım ve ebeyle birlikte gittik. Doğu illerimizden bir kadındı hasta. Doğumun yarıdan fazlası geçmiş durumdaydı. Asistan arkadaşım merakla sordu ‘Seni neden idama mahkûm ettiler?’ diye.

Kadın; kocasını, kayınbiraderini, kayınpederini ve kayınvalidesini öldürmüş, sonra teslim olmuştu. O arada doğum için kadına bir takım talimatlar veriyordum, ‘Ikın, ayağını kaldır’ diye... Kadın bana ‘Doktor bey, ben dört doğum yaptım, sen şurada dur, çocuk çıkınca kordonunu kesersin’ dedi. Söylediği gibi de doğumu rahatlıkla yaptı. Çocuğu aldık, kordonu kestik, bebeği sararak annenin kucağına verdik. O kadın, annelik durumundan ötürü bir süre daha orada tutulmuş olabilir ama sonrasında herhalde verilen ceza uygulanmıştır. Sonucunu hâlâ bilmiyorum...”

BEYİN ve SİNİR HASTALIKLARI CERRAHİSİ UZMANI ŞİŞLİ ETFAL HASTANESİ BEYİN VE SİNİR CERRAHİSİ KLİNİK ŞEFİ PROF. DR. YUNUS AYDIN:

HAYATINI KURTARDIK SONRA DA İŞE ALDIK AMA...

“47 saat süren çok ciddi bir beyin ameliyatı ile kurtardığımız berberi iyileştikten sonra Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Vakfı’nın yoğun bakım servisinde işe aldık. Bir gün karısı bana ‘Sen bu adamı işe aldın ama bu adam parayı gördü ve şımardı. Kendine metres tuttu... Kocamı işten at’ dedi. Kadını üzdüğü için adamı işten çıkardım! Birkaç ay sonra kadın tekrar geldi, ‘Hocam, kocam bana döndü, rica etsem tekrar işe alır mısın?’ dedi. Ben de işe tekrar aldım. Aradan zaman geçti. Bir gün televizyon programında insanlara yasadışı yollardan kan satıldığına dair görüntüler çıktı. Satışın yapıldığı yer, bizim hastaneydi... Kanı satan da benim beyin ameliyatını yaptığım sonra da işe aldığım berberdi. Kendisini son kez işten attım.”

(15.01.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

 

7