Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Öcalan: Patron benim...

Salı, 20 Kasım 2012 - 05:00

Hasan Cemal Kuzey Irak’a gitti de, biraz olsun etrafımızdakilerin neler düşündüklerini, Kürt sorununda nereye doğru gidildiğini öğrenebildik. Milliyet’teki yazıları özellikle dünkü son değerlendirmesi çok önemliydi. Hasan’ın bize yansıttıklarından ben iki sonuç çıkardım. Biri, bölgedeki karmakarışıklılık. Ne zaman nasıl bir gelişmeyle karşı karşıya kalacağımız belli değil. Tabii durum böyle olunca kafalar da karışıyor. Kuzey Irak Kürt yönetimi lideri Barzani’nin söylediği gibi, belirsizlikler içinde yürüyoruz. Diğeri de, böylesine kaygan bir zeminde tüm gözlerin Türkiye’ye dönmüş olması. Cemal bunu çok doğru tespit etmiş.

Türkiye, bölgedeki Kürt sorununun kilit ülkesi, bu kilidi açacak anahtar olarak da Erdoğan görülüyor. Ancak ne yazık ki bizde 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar kimse ne kilidi ne de anahtarı düşünüyor. Kürt sorunu yumağı giderek daha da karışıyor. Çözümü daha da zorlaşıyor. Bir başka söylemle, her geçen gün Türkiye’nin kafasındaki çözümden uzaklaşıyoruz. Kürtlerin istekleri ağır basıyor. Bizler bazı gerçekleri görmezden geldikçe, o gerçekler kapımızı zorluyor. İşte bunlardan birini şu anda yaşıyoruz: Açlık grevleri...

[[HAFTAYA]]

ÖCALAN, BDP’NİN BİR KESİMİYLE BİRLİKTE GREVLERİ DURDURDU VE GÖRÜŞMELERİN YENİDEN BAŞLAMASINA ZEMİN OLUŞTURDU. ŞİMDİ NE OLACAK?

Her ne kadar resmi yetkililer onu “başkaları gibi sıradan bir mahkum” olarak nitelese dahi, Öcalan liderlik gücünü bir daha gösterdi ve bir mesajla açlık grevlerini sona erdirdi. Hasan Cemal’in söyleşileri sırasında hem Barzani hem de Irak Cumhurbaşkanı Talabani aynı noktaya dikkat çekmişlerdi: Patron Öcalan’dır. İktidarı çok güç bir durumdan da kurtarmış oldu.

Zira tüm sert çıkışlara, “bunlara pabuç bırakmayız” demeçlerine rağmen devlet sıkıntı içindeydi. Sadece hükümetin değil, hepimizin korkusu hapishaneden cenazelerin çıkmasıydı. Şehirler ateş topuna dönebilirdi. Açlık grevleri üstümüze bir kara bulut gibi çökecekti. Derin bir nefes aldık. Şimdi kalkıp, “Bunların tümü bir oyundu. Öcalan’ın güçlü olduğunu gösterebilmek için sergilenmiş bir senaryodan ibaretti... Biz kulak asmadık, bak sonunda geri adım atmak zorunda kaldılar” diyenler çıkacaktır. Varsın desinler. Bunlar terörün devamını isteyen, kısır düşünenlerdir.

Asıl önemli olan, hükümetin içindeki sağduyuluların yaklaşımları. Onlar bu sonucu orta ve uzun vadede yeni bir fırsata dönüştürebilmek ve görüşmeleri yeniden başlatabilmek için uğraşıyorlar. Eğer kimse çomak sokmazsa, Öcalan’ın avukatlarını görmesine de bir formül bulunacaktır. Asıl önemlisi ise, giderek Oslo tipi görüşmelerin yeniden başlamasının sağlanması. İşte bu kriz bizi oraya götürebilir. Yeter ki PKK yine çomak sokmasın.

Karayılan memnun mu?

Tam grevlerin bitişine seviniyorduk ki, Şemdinli olayı patladı. Ne derece doğrudur bilemiyorum ancak herkesin kafasında aynı soru doğdu: “Acaba bu saldırı Öcalan’a haddini bilmesi yönünde bir mesaj mı?” Kesin bir yargıda bulunmak zor. Tamamen bir rastlantı da olabilir. Askerle birden karşılaşma sonucu çatışma çıkmış ya da çok daha önceden planlanmış bir saldırı ile karşı karşıya kalmış olabiliriz. Ancak İmralı’daki havayı, BDP’nin çabalarını yakından bilenlerin verdikleri ipuçları, grevlerin bitmesinden PKK’nın hiç de memnun olmadığı şeklinde. Silvan saldırısı hâlâ akıllarda. Oslo görüşmelerinin medyaya dağıtılması unutulmadı.

PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti resmi yetkilileriyle İmralı’nın temsilcileri veya Öcalan ile temaslardan ne kadar rahatsız olduğu, örgütün sırtından vurulabileceğisatılabileceği kaygısı içinde olduğu da biliniyor. Sorun da bundan kaynaklanıyor. Muhatap kim? Kimle konuşulacak? Patron hapiste, silah Kandil’in elinde... Murat Karayılan ile Öcalan arasında hem üslup hem de genel strateji açısından görüş ayrılıkları olduğu sır değil. Kimle ne görüşüleceğinin bilinememesi, farklı grupların farklı çıkarlarıyla karşı karşıya kalınması, her kafadan başka bir sesin çıkması işleri zorlaştırıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu sıralarda kendine tek bir muhatap bulma çabasında. Muhataplar arasında da, “o makam benim” mücadelesi var. PKK aylardır terör yağdırıyor ancak toplumu rahatsız etmekten başka hiçbir başarısı yok. Bilanço parlak değil. Dikkat edecek olursanız, Öcalan’ın mesajında önemli bir nokta var. Terör yerine, gösterilerin tercih edilmesini istiyor. Bu yaklaşım sürerse, Kandil hiç memnun kalmayacaktır. İmralı ve Kandil’in şimdi tek beklentisi var: Ankara, grevlerin bitirilmesi karşılığında Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesine izin verecek mi? Eğer bir formül bulunursa, bu süreç yumuşamayı da beraberinde getirir.