Öfke kusarak lider olamazsın Emre Belözoğlu

a
a
Cuma, 24 Eylül 2010 - 11:55

Baskının kralını yapıyordu
Galatasaray’ın fırtına gibi estiği günlerde orta sahada ağabeyleriyle birlikte hâlâ Türkiye’de bir türlü örneğini göremediğimiz pres fırtınasını yaratanlardan biriydi Emre Belözoğlu.

Kitabında kaybetmek yoktu
Kaybetmemek için son ana kadar direnmesi, sahada olmaktan duyduğu mutluluk, masum yüzüyle Karpatların Maradonası George Hagi’nin öğrencisi olduğu için onu fırsat buldukça nefes almadan izliyordum.

Beni de keşfedecekler sandım
Evimizin önündeki arnavut kaldırımı döşeli yolda keşfedilmek için canımın acıması pahasına attığım röveşatalarda aklımdan geçiyordun hep. Şimdi yoldan geçen biri beni görecek ve keşfedecek. Sonra da ver elini Fenerbahçe’nin alt yapısı.




Kramponlarını Hagi temizliyordu
Aynı senin gibi kocaman adamların arasında gülümseyen bir çocuk yüzü olacaktım… Benim de kramponlarımı efsanevi 10 numara George Hagi temizleyecek ve idman biter bitmez kulağımdan tutup bıkmadan, usanmadan topa nasıl vurulacağını öğretecekti.

İsyanını meşin yuvarlak anladı
Beni kimse keşfetmedi ama sen her gün kendini biraz daha geliştirip Galatasaray’ın değişmez oyuncularından biri oldun. Önceleri sana çocuk gibi davranıp yeri geldiğinde seni fırçalamayı ödev edinen ağabeylerine olan öfkeni meşin yuvarlaktan çıkarttın.

Masal çabuk bitti
Performansınla Kumandan Hagi’nin sana neden bu kadar değer verdiğini merak edenlere en iyi cevabı veriyordun. Sonra masal yavaş yavaş kabusa dönmeye başladı. Sanki o masum Emre Belözoğlu gitti yerine her iki mücadelede hırçınlaşıp öfke kusan asabi bir adam geldi.

Soyadın kırmızı kart oldu sanki
Bir süre sonra Hagi’den sadece frikik atmayı değil zaman zaman hırsına yenik düşmeyi öğrendiğini fark ettim. Artık takımına yaptığın maksimum katkının yanı sıra gördüğün kartlarla adından söz ettiriyordun.

Dünya seni izliyordu
Bırak Türkiye’yi dünyanın gözü senin üstündeydi ve sen hırçınlığınla yazacağın başarı öyküsünün ilk paragrafında olumsuz sinyaller veriyordun. UEFA Kupası’nı kaldırarak Türk futbol tarihine adını altın harflerle yazdırdığın Galatasaray’ından ayrılış tarzın seni sevenleri bir kez daha derinden yaralamıştı. Ama sen futbolu “Ben futbolu sağlıklı yaşam için oynamıyorum” diyerek arkandan yazacak pek bir şey de bırakmamıştın…

Çok çabuk döndün!
Önce Inter Milan’da sonra Newcastle United’da yeteneklerini sergilerken öfkeni bir türlü kontrol etmeyi öğrenemedin. Dünya çapında bir oyuncu olma yolunda ilerlerken aşamadığın çıtalar yüzünden rotanı ne yazık ki Türkiye’ye çevirdin. Oysa yeteneğin seninle birlikte yola çıkıp zirveye çıkanlardan çok daha fazlaydı.

O hareketi hepimize çektin!
Milli takımın kaptanı olarak çıktığın bir maçta basın tribününe dönüp yaptığın kol hareketine şaşıranlar oldu. Ben o zaman da şaşırmamıştım. Teknik, taktik ve sistem yerine motivasyona yüklenerek yetiştirilen ya da yetiştirilemeyen bir kuşağın evladı olman senin suçun değildi. Kimse masum değildi aslında…

Öfken yeteneğini kemiriyor
2 yıldan bu yana formasını giydiğin Fenerbahçe’de de farklı bir görüntü sergilemiyorsun aslında. Müthiş yeteneğin kontrol edemediğin öfkenin tahakkümü altında eriyip gidiyor. Sakatlık desen senin ezberin ama çıkardığın kavgalara alışamadım Emre Belözoğlu.

Takıma örnek olmalısın!
Biliyorum çok fazla koşup, herkesten çok kazanmak istediğin için kendini tutamıyor zaman zaman kendi arkadaşların da dahil olmak üzere önüne geleni fırçalıyorsun. Oysa bu takımda tecrüben ve kariyerinle lider olmak ya da sözünün geçmesini istiyorsan önce sinirini kontrol etmeyi öğrenmelisin.

Sana ihtiyaçları var!
Ben röveşata atarken aklımdan geçen Emre Belözoğlu’nu çoktan unuttum. Ama Fenerbahçe’nin arkadaşlarını fırçalamak yerine motive eden, sinirini kontrol edip gerektiği zaman genç arkadaşlarını yatıştıran ve takımına örnek olan bir Emre Belözoğlu’na çok ama çok ihtiyacı var…