Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Öfkeli başkan hukuka karşı

Cumartesi, 19 Haziran 2010 - 05:00

Başbakan çok çalışkan bir siyasetçi. Ya seyahat ediyor, ya parti toplantılarına katılıp konuşuyor. (Tabii bu arada ülkeyi yönetmeye ne zaman vakit buluyor bilmem. Malum her iş ondan soruluyor.) Ben Ankara’da da muhabirlik yaptım, hiç AKP kadar toplantı yapan parti görmedim. Örneğin dünkü ‘Genişletilmiş il başkanları toplantısı’. Genişletilmemişi nasıl oluyor? Tabii maksat, Erdoğan’ın kameraların karşısına geçip esip yağması için ortam hazırlamak. Yalnız Erdoğan giderek daha baskıcı, daha totaliter, daha hazımsız konuşuyor. Tehlikeli bir gidiş. Toplumu germek bir yana, geleceğe yönelik korku da salıyor. Medyanın eleştirisine tahammülü yok. Eleştiriye açık olursa ‘sünepe’ sayılacağını düşünüyormuş. E öteki türlü de basın özgürlüğü kalmıyor, sünepe basın oluyor! Beğenmediği hukuk kararlarına da geçirdi. Ki o konuşurken daha İlhan Cihaner davasında birleştirme ve tahliye kararı çıkmamıştı. Şimdi bugün “Genişletilmemiş kadın kolları” toplantısı yapılır ve başbakan orada da bu karara geçirir! Sanal terör örgütü Ergenekon davasında Haberal’ın hakimlere karşı açtığı haksız yere tutukluluğun sürmesi konusundaki tazminat davasının lehte sonuçlanmasına kızgın Başbakan! Bir davanın sonuçları hakkında yürütmenin başı olarak nasıl da görüş bildiriyor, hatta tehdit ve hakaret ediyor, hayret? Yargıyı kendi astı mı sanıyor yoksa? Bir kısmı öyle davranıyor ama hepsi değil, ne yapalım.

Cihaner’in tahliyesine de kızar

Haberal’ın tutukluluğunun haksız yere uzatılması kararı alan hakimlere para cezası geldi. Bu kararı gören yargıçlar otomatiğe bağladıkları tutukluluk uzatmalarından vazgeçer mi? Yoksa veririm parasını, uzatırım der mi? Başsavcı Cihaner davasında Yargıtay, kendisine dosyayı yollamamakta ısar eden Erzurum Mahkemesi’ni bypas ederek davaları birleştirdi ve tutuklu sanıkları tahliye kararı aldı. Buna bir kısım hukukçu ‘Skandal!’ diyor. Ne ilginç ki, dosyayı isteyen Yargıtay’a dosyanın yollanmamasına skandal dememişlerdi. Erzurum Savcısı Osman Şanal’ın davanın başından beri gerilim filmlerini anımsatan taktiklerine ses çıkarmamış, hatta alkış tutmuşlardı. Şimdi diyorlar ki Yargıtay niye yüksek mahkeme? Haydaa, sil baştan! Bir raportör, rapor yazmakla görevli olduğu Anayasa Mahkemesi kararının yok sayılmasını öneriyor, hukuk profesörleri yargıtayın niye yüksek mahkeme olduğunu bilemiyorsa, bu memlekette hukuk, artık sadece korkusuz yargıçların vicdan ve şerefine kalmıştır! Nitekim Beşiktaş’taki pusu mahkemesinde donanma komutanını yargılayan hakimler, itirafçı tanığın donanmada işçi olduğunu, polise istihbarat temin ettiğini ve terfisini yapmayan komutana kızgın olduğu için savcının da dolduruşuna gelerek suçlayıcı ifadeleri verdiği beyanını hiç bir şey olmamış gibi dinleyebiliyor. Komutan bir gün mahkemede, bir gün tatbikatta, donanma yönetiyor! En çok da şu lafını seviyorum: “Ben niye silah saklayayım, cephaneliğin anahtarı cebimde!” Tarih, bu haksızlıkları da yazacaktır...

Altınları kime taktılar?

Son günlerin en ilginç haberi buhar olan 40 ton altın. Nasıl buhar olur değil mi, 40 ton altın iki TIR dolduruyormuş. Varlık barışı kapsamında beyan edilen değerlerin izini süren CHP’li Akif Hamzaçelebi’nin dikkatini altınlar çekmiş, hesaplayınca bunun 40 ton olması gerektiğini bulmuş, ama giren çıkan kayıtlı altın da yok, devletin hesaplarında. O şimdi bu altınların nerede olduğunu soruyor. Maliye Bakanı Şimşek’in yanıtı ise harika: Getirilip getirilmediğini inceliyoruz. Bir tane Cumhuriyet altını değil ki arayıp da bulamayasın. Ya getirilmiştir, ya da yoktur, söz konusu olan 40 ton altın! Nasıl olsa kimse incelemez diye sallayıp yazmışlar listeye: Varlık barışı kapsamında getirilen 40 ton altın...! Ne ki biraz fazla olmuş!