Okuru tel cambazı yapıyor

Valeria Luiselli, ‘Dişlerimin Hikâyesi’ ile alçaklığı, çirkinliği, yokluğu, zenginliği, değişimi, tekrarı ile insan anlatıyor ama etrafını bugüne kadar hiç rastlamadığımız renklerde örerek

Okuru tel cambazı yapıyor
Ayşen GÜVEN/ aysenimsi@gmail.com
 
“Dişlerimin Hikâyesi” tekinsiz bir roman, çünkü sürekli gerçeklik arayışımızla alay ediyor Valeria Luiselli. Bunu büyük bir hazla geçiyoruz afyonu bol satırlarda. Roman, okuru adeta tel cambazı kılıyor; yüksek doz adrenalin ve bırakıp güvenli sahaya dönme hissi ama ipin sonuna varmaktan kendini alıkoyamama arzusu... Luiselli, okur için gerçek bir deneyim.

Bir talihsizlik gibi hayata gelen Gustavo Sanchez Sanchez’in yaşam öyküsünü anlatıyor roman. Namı diğer Otoban, dört dişle başladığı hayatına güvenlik görevlisi, dansçı, eş, baba olarak devam ederken nasıl müzayedeci oldu? Üstelik çembersel, eliptik, parabolik ve hiperbolik müzayede yöntemlerini de aşarak. Kendi yorumunu getirdiği yeni mesleğinde nesneleri değil hikâyeleri satacaktır Otoban. Alegorik yöntemiyle yeni hayatı dişlerini yaptırma hayaline eş gider. Hem de cümbüş cemaat bir atmosferde...

Özetlediğimizde çok sıra dışı görünen yaşam öyküsü bir o kadar tanıdık olaylar ve karakterler barındırıyor. Çevre, sınıfsal izler, aile, karakterler hepsi çok başarılı biçimde çiziliyor. Mesela, “Annem başka evlere temizliğe giderdi burada. Babam kendi tırnaklarını bile temizlemezdi. Tırnakları kalın, pürüzlü, kapkaraydı. Yerdi tırnaklarını, öyle kısaltırdı. Kaygı bozukluğu değildi sebebi; tembelliğinden, kibrinden böyle yapardı” diyor Otoban. Baba-oğul ve aile yapısına dair güçlü bir anlatının sinyallerini daha kitabın ilk bölümlerinde bize böyle veriyor yazar.
 

Felsefe ve edebiyattan konuklar

 
Felsefe ve edebiyat sahnesinden gerçek isimlerin Otoban’ın yaşamındaki karakterlere dönüşümü de başka bir akıl oyunu çıkarıyor karşımıza. “Dişlerimin Hikâyesi”, tam ayaklarımız yere basacakken halıyı altımızdan yeniden çekiyor. Sonra Cortazar, Ruben Dario, Virginia Woolf, Borges, Enrique Vila-Matas, Proust, Mahler, Primo Levi’den mürekkep kumpanyada buluyoruz kendimizi. Şüphelerle ilerleyen romanın sonunda sürprizli bir sağlama yapma fırsatı da var. Tabii içinizdeki tekinsizlik müsaade ederse.
Nihayetinde bu değerli okumanın tüm sırlarını dökmeyelim ortaya. Ancak yazarın Türkçe’de okuduğumuz ilk romanı “Kalabalıkta Yüzler”i de çeviren; yazarın anlatı gücünden, dilinin zenginliğinden hiç eksiltmeden bize bu özgün romanı da kazandıran Seda Ersavcı’ya teşekkür etmeyi es geçmeyelim.
 

Edebi duvarları yıkıyor

 
Valeria Luiselli, “Dişlerimin Hikâyesi” ile alçaklığı, çirkinliği, yokluğu, zenginliği, değişimi, tekrarı ile insan anlatıyor ama etrafını bugüne kadar hiç rastlamadığımız renklerde turuncu, mor, mavi sarmaşıklarla örerek. Edebiyatın duvarlarına yaslanmakla kalmıyor yazar, çağının edebi duvarlarını yıkıyor aynı anda.

Bir sürü değer ve kavramın kartlarını yeniden dağıtıyor yazar, anlattıkça çoğalıyor, edebiyat müzik oluyor. Yazarla okur o müzikle restleşiyor oyun biraz da dans oluyor.