OLCAN'ı izlerken

a
a
Perşembe, 18 Şubat 2010 - 05:00

Pek fazla futbol yazısı yazmam. Çünkü çok yazan, çok konuşan var. Amma bu defa gerekli oldu. Gaziantepspor’un Beşiktaş’la oynadığı son lig maçını izliyorum. İki golün de yaratıcısı Olcan Adın’ı görünce Süper Lig’de tüm alt yapıdan yetişen yıldızların, milyonla satın alınan yabancıların yanında nasıl bir yeldeğirmeninde ezilip öğütüldüğü ve yıllardır adı futbol olan federasyonun koltuklarını dolduranların bunları nasıl seyrettikleri gözlerimin önünden geçti. Olcan Adın 30 Eylül 1985’de Balıkesir’de doğmuş. Kartalspor’da dikkat çekmiş ve Fenerbahçe’ye alınmış. Peki, bu ülkeden olmayan teknik adamlar ona ne kadar şans tanımışlar?

İlk defa 13 dakika sonra 8 dakika oynatılabilmiş Fener. Fenerbahçe bu yıldızı, 2004’te Antalya’ya, 2007’de Karşıyaka’ya kiralamış. Olcan (U18, U19, U20, U21) milli takımlarında 50 defa Ay-Yıldızlı formayı başarı ile giymesine rağmen; bakmış ki onu, sevdiği Fenerbahçe’de oynatmayacaklar; hayatının yolunu çizip 2009’da 3 yıllığına Gaziantepli olmuş. İşte Gaziantep-Beşiktaş maçında fırtına gibi oynayan Olcan’ın hikayesi bu. Gerçek şu ki, özellikle Fenerbahçe başta olmak üzere büyük kulüplerimizde böyle yüzlerce Olcan var. Onların önünde ise koskoca bir Çin Seddi. Yabancı antrenörler, yerli (dilsiz) yardımcıları ve milyonlarca liraya mal olan, çoğu zaman ümit kırıklığı yaratan yabancılar. Biz ne zaman ülkemizde çıkan buğdaydan ekmek yerken mutlu olduğumuz gibi, bizim çocuklarımızın yeşermesini, boy atmasını görüp de mutlu olacağız?

Yetiştirdikleri harcanan alt yapı antrenörlerinin sesleri artık daha yüksek çıkmalı. Milli takımlarımızın başına dünyada kariyer yapmış yabancı antrenörlerin gelmesine itirazımız yok. Fakat onların yanına sus pus olmayan, devamlı devreye giren, kadrosunu değil Türkiye’yi düşünen yardımcı Türk teknik adamların gelmesini de ısrarla istiyoruz. “Türk’ü anlamak için Türk’ü dinlemek gerek” diyen Anadolu ozanı gibi bizi en çok bizden (anlamak gücüne sahip olanlar) anlayabilir. Maçlarda bir yıldız oyuncumuz sakatlanınca her zaman “Aman milli takım bir adam daha kaybedecek” üzüntüsünü yaşarım. Bunu sporun içinde olan herkesin yaşaması düşünmesi, medyada, federasyonda olanların da hissetmesi ülkemiz, çocuklarımız ve bayrağımız için vazgeçilmez bir kural olmalıdır.