Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

One minute...

Perşembe, 14 Ocak 2010 - 05:00

İsrail ile ilişkilerimiz, Ak Parti iktidarının ilk yıllarında gayet iyi gidiyordu. Hatta İslamcı bir partinin böylesine bir yaklaşım göstermesi çoğu çevrenin dikkatini çekmiş, AKP’ye prim kazandırmıştı. Batıdan yana tutumun bir işareti olarak görülmüştü. Erdoğan’ın tepesini attıran olay, İsrail’in Türkiye’nin arabuluculuğunda önce ateşkes sözü verip ardından Gazze’yi yerle bir etmesiydi. Başbakan, diplomasiyi filan bir yana bıraktı ve İsrail’in bu tutumuna karşı açıkça tutum aldı.

Türk-İsrail ilişkilerinde ilk defa böyle bir durumla karşı karşıya kalınıyordu. Şimdiye kadar Ankara, bazen mülayim, bazen sert İsrail’in Filistinlileri dövmesini eleştirir, ancak orada dururdu. İlişkiler devam ederdi.

Erdoğan tam tersine Davos’taki one minute çıkışıyla yepyeni bir süreç başlattı.

Türk Başbakanı, Gazze’yi benimsedi ve İsrail’i dövmeye başladı. Bu tutumu hem Avrupa, hem de Arap ülkelerinde olumlu yankı buldu ki, Erdoğan artık lafını sakınmaz oldu. Aslında, Araplar olsun Avrupalılar olsun açıkça söylemek istemediklerinin Türk Başbakanı tarafından ortaya konmasından hem memnun oldular, hem de rahatsızlık duydular.

Memnun oldular, zira işin pis tarafını Ankara yükleniyordu. Rahatsız oldular, zira Türkiye Ortadoğu sahnesinde kendine yeni bir rol bulmuştu.

Erdoğan da, bir yandan Gazze’ye gönül bağlamasından, öte yandan de aldığı alkışların hoşuna gitmesinden olacak, İsrail’i sözle bombalamaya devam etti.

Bu arada en büyük talihsizlik, İsrail’de iktidarın el değiştirmesi ve koalisyona, Türkiye’ye ters bakan ve fevri davranışlarıyla tanınan Lieberman’ın dışişleri bakanı olarak girmesi oldu.

Lieberman, Türkiye’nin yeni tutumunu “küstahlık” olarak görüyor. Savunma Bakanı Barak ne kadar esnek ise, Başbakan Netanyahu ne kadar ortalarda dolaşıyorsa, Lieberman o kadar sert.

Ankara yine de, İsrail halkı ile koalisyon ortakları arasındaki bu görüş ayrılıklarını kollamaya dikkat etti.

Ancak, olaylar öylesine hızla gelişiyor ki, Türkiye de işin ucunu kaçırmak üzere. İsrail ile ilişkilerin kopması istenmiyor, ancak Ankara’nın Ortadoğu politikası içinde Tel Aviv’e ters bakılıyor.

Hem Gazze, hem de İran’ın nükleer girişimlerinde Ankara, Lieberman’a kesin karşı çıkan bir politika izliyor ve izlemeye de devam edecek gibi görünüyor.

Bu kadarı çok fazla...

Nasıl Türkiye, İsrail ile ilişkilerin kopmasını istemezse, aslında İsrail için de Türkiye çok önemli bir ülkedir. Bölgede zaten etrafı düşman komşularla çevrili olan İsrail, başına bir de Türkiye’yi almak istemez. Ancak içinde bulunduğumuz bu dönemde, İsrail’in durumu da bir garip.

İsrail’in koalisyon kültürü ile bizim genel devlet anlayışımız farklıdır. Bizde, kim başbakan oluyorsa son sözü o söyler.

Ne dışişleri, ne savunma bakanları farklı ses çıkarabilirler. İsrail’de ise, koalisyon ortakları kendi politikalarını sürdürebilirler.

İşte bugün yaşanan krizin bir bölümü, her kafadan ses çıkmasından, diğer bir bölümü de, İsrail’in tepeden bakan, ilişkilere hoyrat yaklaşımından kaynaklanıyor.

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın, Büyükelçimiz Oğuz Çelikkol’a muamelesi, kelimenin tek anlamıyla çiğliktir.

Hele odaya davet edilen medya mensuplarına “Bakın ben Türk’ü nasıl aşağılıyorum” anlamına gelen açıklama yapması, daha da kabalık ve göz göre göre kavga aramaktır. İsrail diplomasisine hiç yakışmayan bir manzaradır. Şimdiye kadar iki ülke arasında zaman zaman gerginlikler yaşanmış, ancak İsrail diplomasisi hiçbir zaman böylesine hoyratlık yapmamıştır. Acaba, Başbakan Erdoğan’a gözdağı mı verilmek isteniyor?

Türkiye’nin sınırları aştığı mesajı mı yollanmaya çalışılıyor?

Eğer böyle ise, çok yanlış bir yöntem.