Onlar da 'evet' dediler

Onlar da 'evet' dediler

EGEMEN BAĞIŞ / Devlet Bakanı ve Başmüzakereci (KONUK YAZAR)

[email protected]

1960’lardan bu yana Avrupa Birliği’ne girmeye çalışıyoruz. Yine 1960’lardan bu yana askeri anayasalarla idare ediliyoruz. Sizce bu bir tesadüf mü? Tabii ki değil. Bunun niye bir tesadüf olmadığını şu anda Avrupa Birliği üyesi olan üç Akdenizli ülkenin hikâyesiyle anlatmak istiyorum.

***

Önce komşumuz Yunanistan. Yunanistan’da Cunta dönemi 1967-1974 yılları arasında hüküm sürdü. Bu dönem boyunca politik nedenlerle onbinlerce insan tutuklandı, Binlercesi işkence gördü. Ünlü Yunan müzisyen Mikis Theodorakis’in deyişiyle “Cuntacılar, Alman işgalcilerden bile kötüydü.” Askeri cunta 1974 Kıbrıs harekâtından sonra yerini sivil yönetime bıraktı. Sivil yönetimin ilk işi demokratik ve sivil bir anayasa yapmak oldu. Yunan Parlamentosu 1975 yılında kabul ettiği Anayasa’yla demokratikleşmenin önünü açtı. Demokratik rejimin tesisinin hemen akabinde o zamanki Avrupa Topluluğu’na üyelik başvurusunda bulundu Yunanlılar. Ekonomik sıkıntılarına rağmen katılım müzakereleri başladı ve Yunanistan, 1981 yılında Topluluk’a üye oldu.

***

Bir başka Akdenizli İspanya’da General Franco ülkeyi 1939-1975 arasında tam 36 yıl diktatörlükle yönetti. 100.000 kişinin kayıp olduğu, 50.000’den fazla insanın kurşuna dizildiği ve onbinlercesinin hapse atıldığı biliniyor. Franco, “İspanyol ordusunun kutsal görevi iç düzeni korumaktır” diyerek asıl düşmanının içeride olduğunu söylemekteydi. Tıpkı 12 Eylül generalleri gibi.

Batı Avrupa’daki son diktatörün ölümüyle demokrasiye ilk adımını atan İspanya, 1977 yılında Avrupa Topluluğu’na başvurdu. Müzakerelerin başlamasının koşulu demokrasinin tesisi, diğer bir deyişle sivil anayasaydı. Toplumsal mutabakatla bir anayasa hazırlandı ve 1978 yılında referanduma sunuldu. İspanyollar’ın yüzde 88’i Anayasa’ya ezici bir çoğunlukla “Evet” dedi. 1979 yılında müzakereler başladı ve İspanya 1986 yılında Topluluk’a katıldı.

***

İspanya’nın İber yarımadasındaki komşusu Portekiz ise Salazar’ın kurduğu “Yeni Devlet” ile Avrupa’nın en uzun diktatörlüğünü yaşadı. 40 yılı aşkın bir dönem boyunca siyasi cinayetler, kayıplar, gözaltılar, işkencelerle acı çekti Portekiz halkı. 1974 yılndaki Karanfil Devrimi’yle diktatörlükten demokrasiye geçişi yaşayan Portekiz’de Meclis demokratik ve sivil Anayasayı 1976 yılında onayladı. Portekiz, Anayasası’nı yürürlüğe koyduktan sonra 1977 yılında Topluluk’a başvurdu ve İspanya’yla birlikte 1986 yılında üye oldu.

***

Bu üç güzel Akdeniz ülkesinin yakın siyasi tarihleri ne kadar da birbirine benziyor. Acıların çekildiği diktatörlük dönemleri, dikta rejimlerinin yıkılması, sivil ve demokratik Anayasa’nın hayata geçirilmesi ve Avrupa Birliği üyeliği. İşin ilginci o dönemde her üç ülkenin üyelik başvurularına ilişkin olarak Avrupa Komisyonu ekonomik gerekçelerle hareket ederek olumsuz görüş vermişse de, Bakanlar Konseyi siyasi gerekçeleri ileri sürerek üyeliklerine yeşil ışık yakmıştır. Gerekçe de sivil anayasalarını yapmış bu emekleyen demokrasilere sahip çıkmaktı. Yani formül ortadaydı; Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsanız sivil ve demokratik bir anayasaya sahip olacaksınız.

***

25-30 senedir Avrupa Birliği üyesi olan bu ülkelerin üyelik sayesinde kat ettikleri kalkınma, ulaştıkları refah seviyesi, tecrübe ettikleri sosyo-ekonomik dönüşüm, demokratikleşme, kentleşme ve çağdaşlaşmanın ilk adımını anayasalarıyla attıklarını söylemek yanlış olmayacak.

***

Bir başka Akdenizli olan Türkiye yakın siyasi tarihinde benzer acıları yaşadı. 1.5 milyondan fazla insanın fişlendiği, yarım milyon kişinin gözaltına alınıp işkenceden geçirildiği, yüzbinlerce kişiye pasaport yasağı konduğu, yaşları büyütülerek gençlerin idam edildiği, onbinlerce kişinin sakıncalı olduğu için işten, binlercesinin ise yurttaşlıktan atıldığı 12 Eylül dönemi Türk demokrasi tarihinde kara bir leke. Ama en az o dönemde yaşanan acılar kadar üzücü olan 30 yıl sonra hâlâ darbe anayasasıyla yönetiliyor olmak.

***

Bu üç Akdenizlinin hikayesinden çıkarılacak çok ders var. İspanyolların sivil ve demokratik anayasaya ezici bir çoğunlukla “Evet” demelerinin ne denli doğru bir tercih olduğunu tarih gösteriyor bizlere. Yunanistan, Portekiz ve İspanya’nın 30-35 yıl önce yaptığını, yapma zamanı geldi artık.

***

Önümüzdeki 12 Eylül’de, aslında yakın tarihimizdeki iki tane 12 Eylül arasında bir seçim yapacağız. Ya 12 Eylül 1980 darbesinin devletçi, anti-demokratik çıkmazında kalmayı tercih edeceğiz; ya da 12 Eylül 1963’te rahmetli İsmet İnönü’nün Ankara Anlaşması’nı imzalamasıyla açılan Avrupa Birliği yolunu güçlendireceğiz. Ben, her türlü muhalefet ve yanıltmacaya rağmen Türk insanının Atatürk’ün açtığı çağdaş medeniyetler yolundan vazgeçmeyeceğine yürekten inanıyorum.

2