Onların tasarımları herkesin gözdesi

Ezra ve Tuba Çetin Kardeşler yarattıkları yeni koleksiyonu Lady Aviator'ı Paris Moda Haftası'nda tanıttı ve yerli yabancı herkesin dikkatini çekti

Cumartesi, 10 Ekim 2009 - 05:00

Onların tasarımları herkesin gözdesi

Paris Moda Haftası’na bomba gibi düşen ikilinin Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’in anlattığı koleksiyonda Ezra ve Tuba Çetin “Daha çok açık renkleri, kremi, beji, toprak tonları ve gökyüzünü kullandık. Sabiha Gökçen’in içindeki şevki ve ihtirası ise narçiçeğiyle temsil ettik” diyor.

Sizde modayla uğraşmak genetik mi?

T.Ç.: Evet, ailemiz tekstilciydi. Kendi koleksiyonlarını oluşturup markalara üretim yapan bir şirketimiz vardı. Babamızın vefatının arkasından annemizin de desteğiyle tasarım yapmaya ve bu konuda da eğitim almaya başladık.

E.Ç.: İkimiz de ikişer üniversite bitirdik. Moda eğitimini yanında sanat tarihi ve heykel eğitimi de aldık. Tuba tekstil, tasarım ve resim okudu, ben de grafik ve resim okudum.

Sanatla içi içe oldunuz yani...

T.Ç.: Evet sanatla içe içe büyüdük. Anne babamız evde sürekli resim yapar, şiir yazar, kumaş üzerine desen tasarlardı. Annem triko ve satenle yapılabilecek her çeşit formu yaratmış bir tasarımcıdır.

Moda dışında hiç başka bir hayaliniz olmadı mı?

E.Ç.: Çocukluğumuzdan itibaren tekstille iç içeydik. Günlük hayatın içinde sürekli tekstil, tasarım ve sanatla ilgileniyorduk. Büyüdüğümüz zaman da kaçabileceğimiz ya da arzulayacağımız başka bir meslek olmadı. İkimiz de çok küçük yaştan itibaren bunun için eğitildik. Büyük bir aşktı bizim için.

İğne ipliği ilk ne zaman elinize aldınız?

T.Ç.: Çok küçük yaşta, hatırlamıyorum bile. 12-13 yaşında zaten şirkette çalışmaya başladık. Çok merak ediyorduk. Vatka dikerek bu işe başladık. Ayakkabılarımızın üzerine taştan, kurdeleden şekiller yapar yapıştırırdık. Hiç sade ayakkabı giymezdik.

E.Ç.: Bundan da önce çok küçük yaşlardayken nasıl kıyafet istiyorsak anlatır, özel bir terziye gider, o kıyafetleri diktirirdik. Yine kendi tasarımlarımızı giymiş olurduk.

Ya profesyonel hayat?

E.Ç.: Mezun olduktan sonra çeşitli firmalarla çalıştık. Yurt dışındaki birçok firmayla iş birliği yaptık. Derken burada bazı firmalarda çalıştık.

T.Ç.: Sonra da düşündük taşındık, sonuçta kendi ülkemizden ve kendi topraklarımızdan besleniyoruz. İstanbul’un tarihinden, insanından etkileniyoruz. Bu işi burada evimizde yapıyor olmak bizim için gurur kaynağı.

Marka yaratmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

T.Ç.: 9 yıl önce kendi markamızı yaratmaya başladık. Fakat 4 yıl önce Canan Bolak’la birlikte daha ayakları yere basan, daha lüks, daha açık bir pazara hitap etmek istedik ve Etcetura markasını yarattık. Şu anda her şey çok güzel gidiyor.

Etcetura ne demek, özel bir anlamı var mı?

E.Ç.: Ezra, Tuba, Canan birleşimi aslında. Sonuna da enteresan olsun diye tura koyduk. Etcetura oldu.

Etcetura nasıl bir marka, tarzı ne?

E.Ç.: Bizim kıyafetlerimiz çok rahat giyilebilir. Gündüz de, akşam da kendinizi çok rahat hissedebilirsiniz. Ayrıca tasarımlarımız çok kullanışlıdır. Günlük hayatın içerisinde her saatte farklı aksesuarlarla farklı şekillere büründürüp kullanılabilecek alternatif bir yaklaşımı var. Çok giyilebilir olduğu için herhangi bir aksesuarla farklı bir hale getirebilirsiniz. Bir kokteyle ya da akşam yemeğine giyebilirsiniz. Farklı bir triko ya da ceketle iş kıyafeti haline getirebilirsiniz.

 Nasıl kadınlara hitap ediyorsunuz?

T.Ç.: Esasında bu topraklarda yaşayan kadınlar gibi özgüvenli, güçlü, zeki, kendinden emin, akıllı kadınlara hitap ediyoruz. Kendini özel hissetmek isteyen, gerçekten tasarım giymek isteyen, reklam kampanyası gibi görünmek istemeyen kadınların tercih ettiği bir markayız.

Son günlerde tasarımın değeri daha bir anlaşılır oldu sanki...

T.Ç.: Dünya değişiyor. Ekonomik krizle birlikte tüketim alışkanlıkları da değişti. İnsanlar artık X bir mağazaya gidip 8 bin euro elbise parası vermek istemiyor. Tasarım, az üretilmiş, daha makul fiyatlarla giyinmeyi tercih ediyor. Bizce büyük mağazalar kapanıp yerine butikler, departmanstorelar alacak. Tüketim alışkanlıkları değişecek.

Fransa Moda Federasyonu tarafından Paris Moda Haftası’na davet edildiniz. Bu kolay bir şey mi? İsteyen katılabiliyor mu?

E.Ç.: Dünyada 4 önemli moda haftası yapılıyor. Paris, Milano, Londra, New York. Paris Moda Haftası moda dünyası için çok önemli bir organizasyon. Bizim için de çok önemliydi. Bu teklifle karşılaştığımızda çok şaşırdık. Birçok tasarımcı aynı yere gidebilmek için bekliyor, ajanslarla iletişime geçiyor. Biz federasyon tarafından davet edildik. Paris Moda Haftası iki basamak halinde yapılıyor. On ve off diye iki bölüme ayrılıyor. Off’ta genç tasarımcılar yürüyor ve On’a geçmeye çalışıyor. Biz ilk basamaktan başladık. Ama Off’a bile gelebilmek çok önemli. Türkiye’de yaşayıp Made in Turkey etiketiyle Paris’te yar almak çok önemli. Biz davet edildiğimiz için çok şanslıydık.

Şans mı başarı mı? Her oldum diyen gidebiliyor mu?

T.Ç.: Federasyon tarafından onaylanmanız ve tanınmanız gerekiyor. Ben oldum bittim demekle olacak bir şey değil. Birilerinin sizi davet etmesi gerekiyor.

2007’deki koleksiyonunuz için bir masal yazmıştınız. Her koleksiyonunuzda farklı temalar işliyorsunuz, bu koleksiyonunuzda Sabiha Gökçen’i işlediniz...

T.Ç.: Her koleksiyonumuzda bir temayı kurguluyor ve o kurgunun üzerinden devam ediyoruz...

E.Ç.: Bu seneki konumuz Sabiha Gökçen. Biliyorsunuz, dünyadaki ilk kadın pilotlardan biri. Pilot olma hikayesi, Atatürk’ün manevi kızı olması... Bunlar o kadar önemli ve güçlü bir kadını anlatıyor ki çok etkilendik.

 

Yeni temanın Sabiha Gökçen olmasına nasıl karar verdiniz?

E.Ç.: Sabiha Gökçen’le ilgili bir kitap okuyorduk. Ona bir şiir yazdık ve bizim koleksiyonumuz Sabiha Gökçen dedik. Onunla ilgili bilgileri okurken hissettiğimiz duyguları, güçlü kadının arkasındaki yumuşaklığı, fırtınaları anlatan bir koleksiyon yarattık.

T.Ç.: Çok enteresan bir şey yaşadık. Paris Fashion Week’ten döndükten sonra kendimize üç gün tatil verdik. Başucumuza pek çok kitap koyduk. Kitaplardan biri de Sabiha Gökçen’le ilgiliydi. İkimiz de aynı anda okumaya başladık. Koleksiyonumuz sert, net çizgilerin yanında ipeklerle, organzelerle ve renklerle o yumuşaklığı hissettiriyor.

E.Ç.: Biz her zaman koleksiyonlarımızda İstanbul’da yaşamış güçlü kadını anlattık. İlk koleksiyonlarımızdan biri annemize ait, çok güçlü bir kadındır, yaratıcıdır, zekidir. Ve bunun gibi birçok kişi anlatan hikayeler yarattık. Özellikle arayıp bulmuyoruz, bunlar bir şekilde karşımıza çıkıyor. Seyrettiğimiz bir belgeselde, okuduğumuz bir kitapta, gazetede bir şekilde birilerini görüyor ve onlardan yola çıkıyoruz. Çok farklı şeylerden esinlenebiliyoruz ama genelde mimariden etkileniyoruz. Tarihi yapıları seviyoruz. Tarihi eserler gibi çok sert, net hatlarımız var ama o hatların içinde çok dişi, kadınsı bir tavrımız var. En etkilenerek yaptığımız koleksiyon ‘Martıların Şehri İstanbul’du. Şehrin ruhundan çok etkilenerek yarattığımız bir koleksiyondu. Gelecekte hayal ettiğimiz şehri yarattık.

 Koleksiyonunuzda gökyüzü desenli kumaşlar çok dikkat çekti...

T.Ç.: Daha çok açık renkleri kullandık. Kremler, bejler, toprak tonları ve gökyüzünü kullandık. Ezra’nın yaptığı iki özel desen var. Ressam olduğu için bir tablosunu kullandık, ayrıca Ezra suluboya efekti vererek gökyüzülü bir desen yaptı, onu kumaş haline getirdik. Gökyüzünün mavisi, kremini kullandık. Sabiha Gökçen’in içindeki şevki, ihtirası, heyecanı gösterebilmek için narçiçeğini kullandık.

E.Ç.: Bu sene kumaşlar konusunda çok şanslıydık. Deri bizim koleksiyonumuzun vazgeçilmezidir. Yazın da, kışın da deri kullanırız. Deriyi çok seviyoruz. Bunun için de İTKİP (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri) tarafından desteklendik. İddialı bir deri koleksiyonu oldu, Türk derisini yurt dışında tanıtmak da çok önemli. Türk derisiyle çok başarılı satışlar elde ettik. Etiketlerimizde ‘Made in Turkey’ olması bizim için çok önemli. Üzeri kaplamalı koton kumaşlar hazırladık. Uzaktan bakıldığında deri gibi duruyor. Çok şık oldu. Tabloları ipek üzerine aktardık. İlk defa bu sezon çok ışıltılı bir koleksiyon kullandık. Swarovski’yle iş birliği yaptık. Renkli ve bol ışıltılı bir koleksiyon oldu. T.Ç.: Bu koleksiyonda kendi yaptığım birçok şeyi rüyamda gördüm. Ezra onun üzerine farklı taşlar getirdi.

 

Martıların Şehri İstanbul’daki gibi yine aksesuarlar çok konuşuldu. Özellikle mankenlerin kafasındaki uçaklar...

E.Ç.: Bütün aksesuarlar elde hazırlandı. 4 asistanımızın el emeğiyle hazırlandı. Pervaneler, kanatlardan aksesuarlar hazırlandı. Onları da Tuğba’yla birlikte hazırladık. Saçlardan pervane ve kanatlar yaptık.

T.Ç.: Sabiha Gökçen’in gözünden gökyüzünden bakışını anlatan kısa bir de film çektik. Kısa film çekmeyi çok seviyoruz. Sabiha Gökçen altıncı kısa filmimiz. Her koleksiyonumuza hitap eden kısa filmlerimiz var. İleride çektiğimiz kısa filmlerle küçük bir sergi yapmayı planlıyoruz.

 Siz farklı olmayı seviyorsunuz anlaşılan...

E.Ç.: Farklı olsun, farklı konuşulsun diye değil işin doğasından geldiği için böyle yapıyoruz. Bizim doğamızda da var farklılık. Zaman zaman kendimizle de oynamayı seviyoruz. Esasında bizim farklılığımız yeni bir şeyleri keşfetme tutkusundan kaynaklanıyor. Yıllardır herkesin bildiği klasik bir tatil yapmıyoruz. Sürekli araştırmayı, bakmayı, görmeyi gezmeyi seviyoruz. Gittiğimiz seyahatlerde bile koleksiyona bir şeyler katabilmenin yollarını arıyoruz. Pakistan’a gittik, pazarlara gidip kumaşlara, aksesuarlara baktık, farklı bir şey aradığımız için belki de koleksiyonlarımızda farklı şeyler ortaya çıkıyor. Asılnda biz çocukluğumuzdan beri böyleyiz.

 İki kardeş birlikte çalışmanın elbette avantajları vardır ama dezavantajları da oluyor mu?

E.Ç.: Pek çok avantajı var. İkimiz de farklı şeylerden hoşlanıp farklı şeyler yaratıyoruz ve birbirimizi çok iyi tanıdığımız için onları çok güzel bir şekilde kaynaştırıyoruz. Biz hiç dezavantaj yaşamıyoruz. Birbirimizin en iyi arkadaşıyız. Şimdiye kadar hep bir aradaydık, hiç ayrılmadık.

Etcetura tasarımlarına nasıl ulaşabiliriz?

T.Ç.: İstanbul’da Teşvikiye’deki mağazamızdan ulaşılabilir. Ayrıca Amerika’da da varız. Avrupa’da İtalya, Fransa gibi ülkelerde varız. Japonya’da varız. Pazarımızı genişletmeye çalışıyoruz. Ortadoğu’yla da ilgilenmeye başladık.

4