Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Org. Başbuğ, bu işi uzatmamalı

Perşembe, 29 Ekim 2009 - 05:00

Kamuoyunda son derece ilginç bir hava esmeye başladı. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne hayat boyu destek vermiş, irticaya karşı mücadelenin en önemli unsuru olarak görmüş önemli yazarların, makale veya TV’lerdeki açık oturumlardaki konuşmalarını incelediğinizde, ilk defa havanın dönmeye başladığını görüyorsunuz.

Ağırlıklı olarak genel izlenim, “AKP ve Fethullah Gülen cemaatini yok etme” diye adlandırılan ve resmi adı “İrticayla Mücadele Eylem Planı” olan belgenin doğru olup olmadığının ortaya çıkarılması ve gerçekten doğru ise, sorumluluların mutlaka cezalandırılması şeklinde. Eskiden, TSK’yı koruyup kollayan nice gazeteci veya düşünürün bugün “İrtica ile böyle mücadele edilmez. Askerin işi oraya buraya silah sokarak komplo kurmak değildir” der oldular. Bu grubun beklentisi, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un bir an önce ortaya çıkması ve gerçekleri bu topluma anlatıp sorumluları açıklamasıdır.

Buna karşı, sayıları az dahi olsa, bazı yazarlar ve siyasi çevre ise bu belgenin sahte olduğunu veya büyük bir komplo ile karşı karşıya bulunulduğunu belirtiyorlar.

Herkes sonucun bir an önce çıkmasını istiyor

Bu komplonun da, açıkça yazılmasa dahi, AKP iktidarı tarafından hazırlatıldığı ve amacının da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin elini kolunu kırmak ve kışlasına hapsetmek olduğu vurgulanıyor.

TSK’nın adı geçen belgede yazıldığı gibi bir çılgınlık yapamayacağına inanan bu çevrelerin de tüm bakışları Genelkurmay’a dönmüş durumda. Onlar da, Org. Başbuğ’un gerçek durumu ortaya koymasını bekliyorlar. Bizler de bekliyoruz. Bundan sonra yapılmaması gereken, soruşturmanın uzatılması, oradan oraya taşınması ve haftalar, aylar sürdürülmesidir.

Bu toplum gerilmiştir ve önünü görmek istemektedir.

Varsa sorumluların cezalanmasını, eğer komplo ise, gerçeklerin ortaya konmasını arzulamaktadır. Bizlerin de beklentisi budur. Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un önümüzdeki günlerde hepimize seslenmesini bekliyoruz.

Laik cumhuriyet bizim farkımızdır

Sizlere ucuz cumhuriyetçilik propagandası yapmayacağım. Gerçekten neye inandığımı anlatmak istiyorum. Bunca yıldır dünyayı dolaşıyorum. Türkiye’mizin yabancıların gözünde ne anlama geldiğini, dışarıda nasıl görüldüğünü bizzat yaşayan bir insanım.

Şu kadarını bilmemizde yarar var:

Türkiye’nin elindeki en önemli koz, laik-demokratik ve Müslüman bir ülke olmasıdır.

Diğer Müslüman ülkelere bakın lütfen. Hangisinde demokrasi uygulanabiliyor? Hangisinde din ile devlet işleri birbirinden ayrılabiliyor?

Türkiye’nin cumhuriyet olarak ön plana çıkması, ülkenin değerini tahmin dahi edilemeyecek derece yükseltiyor.

Müslüman dünyada Türkiye’nin en çekici yanı da işte bu, diğer Müslüman ülkelerden farklı olması ve devlet mekanizmasının İslam’ın kurallarıyla değil, demokratik kurallara yönetilmesidir.

Laik ve demokratik olmayan bir Türkiye cazip değildir

Aynı durum, batı dünyasında da geçerlidir. Batıdan baktığınızda, Türkiye’nin farkı diğer Müslüman ülkelerle benzerliğinin bulunmamasıdır. İşte bu açılardan baktığımızda, cumhuriyetimize sahip çıkmak demek, kendimize, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğine sahip çıkmak demektir.

Ancak, bir diğer noktanın altını çizmeden de bu yazıyı bitirmek istemiyorum.

Eğer laik-demokratik sistemimizi korumak ve kollamak gerekiyorsa, bunun da bizler tarafından yapılması şarttır. Bazı çevreler, yıllar boyunca bu görevi askerlere bıraktı. Hatta zaman zaman kışkırtıcı bir rol dahi oynadılar. Artık bu süreç bitiyor. Daha doğrusu bitmelidir.

Gurur duyduğumuz laikdemokratik cumhuriyetimizi bizler koruyup kollamalıyız. Asker askerliğini bilmeli, sivil kuvvetler