Dr. Ender Saraç

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Organikte bile GDO var ama çaresiz değilsiniz!!!

Pazar, 15 Kasım 2009 - 05:00

Türkiye’nin son günlerde gündemine oturan en önemli konulardan biri GDO’lu ürünler, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar... Toplumun çoğunda özellikle de küçük çocuğu ve bebeği olanlarda ciddi bir tedirginlik söz konusu. Sağımız solumuz ne olduğundan tam olarak emin olamadığımız gıdalarla dolu. Bu gıdalar gerçekten de zararlı mı yoksa bir zararları yok mu? Yoğun bir tartışma sürüyor ancak biz gerçekleri yıllar sonra göreceğiz.
Toplum sağlığını bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda her önüne gelenin, elde ciddi bilimsel gözlemler veya veriler olmadan kesin hükümler vermesinin doğru olmadığı görüşündeyim. Bu ürünlerin neler olduğu, nasıl üretildikleri ve gerçekten sağlığa zararlı olmadığı konusunu öncelikli olarak gıda mühendislerine ve ziraat mühendislerine bırakmak gerekir. Elde kesin veriler olmadan toplumu korkuya sevk etmenin sağlığa zararının daha da büyük olabileceği endişesini taşımaktayım.
Peki ama günlerdir gazetelerde yazılan, dergilerde çizilen, uzmanların tepki gösterdiği, çeşitli hastalıklara yol açtığını söylediği GDO ne demek? GDO (Genetiği Değiştirilmiş Oraganizmalar) kısaca genetik mühendisliği ile bir canlıya başka bir canlı türünden gen aktarılarak yeni bir canlı organizma yaratılması. Yani bunlar laboratuar ortamında değiştirilen ürünler...

İlk uygulama Amerika’da
Bu uygulama ilk kez 1994 yılında Amerika’da yapıldı. Domatesler üzerinde yapılan ilk çalışmada domateslere soğuğa karşı dayanıklılık kazandırılması denendi. Bunun için domatese bir balık geni aktarıldı ve domates soğuğa daha dayanıklı hale getirildi. GDO’lu gıdalar Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nca hazırlanan ve 26 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren GDO Yönetmeliği’yle hayatımıza girdi.
GDO’lu yiyeceklerin tüm dünyada açlık sorununa çözüm bulmak amacıyla geliştirildiği savunuluyor. Verimliliği on kata kadar artırdığı, daha az ilaç ihtiyacı duyduğu, tarıma uygun olmayan alanlarda da üretime imkan tanıdığı için açlık ve yoksulluğa çare olduğu iddia ediliyor. Dünyada ekim alanlarının yüzde 99’u ABD, Arjantin, Kanada, Çin ve Brezilya’da.

Tarım ve organik tarım yok olacak
Sivil toplum örgüteleri, doktorlar, bilimadamaları GDO’lu ürünlere karşı ama niye? Türkiye’nin GDO’lu yiyeceklere ihtiyacı olmadığını söyleyen uzmanlar, “Türkiye’nin her yerinde her türlü bitki yetişiyor. Pamuk, mısır yetişiyor, tarım yapılabiliyor. Üstelik açlık sorunu da bizim ülkemiz için geçerli değil. GDO’lu gıdalar ülkedeki zengin biyo çeşitliliği bozuyor. Normal ve organik tarım yok oluyor. GDO’lu tohumdan uçan toz bile normal koşullarda yetişen bitkiyi yok ediyor.
İngiltere’da son yapılan araştırmalar bu konudaki önemli bir gerçeği göz önüne seriyor. Organik ürünler satan birçok dükkandan alınan örnekler incelenmiş. Bu ürünlerin yüzde 40’ına GDO bulaştığı tespit edilmiş. Yerel bitki türleri GDO ile baş edemiyor. GDO’lu tarım yapılan alanlardaki haşereleri yiyen kuşların türü tükeniyor. Bir başka konu da tarımsal ilaç ve tohum firmalarının GDO konusundaki ağırlığı. GDO’lu tohumlar kendini yeniden üretemiyor. Çiftçi ve ülke o tohuma bağımlı oluyor. GDO’lu ekim alanlarında kullanılmak üzere geliştirilen kimyasal ilaçları üreten firmalar, GDO’lu tohum üreten firmalar tarafından alınıyor.
Bazı uzmanlar ise tam tersi bir görüş öne sürüyor. GDO’lu ürünlerin sanıldığı gibi kısa vadede kesin ve kanıtlanmış kanser yapıcı bir etkisinin olmadığı görüldü. Bu durumu şöyle açıklıyorlar: Modern tarımda yetişen gıdayı mikroorganizmalardan korumak için antibiyotik ve parazit öldürücü ilaçlar kullanmak zorunda kalınabiliyor. GDO’lu gıdalarda ise, bu maddelerin kullanımına ihtiyaç ortadan kalkıyor. Bu yüzden de kimi uzmanlara göre ortada bir sorun yok.

Muz, mercimek ve pirinç temiz çıktı
GDO’lu bitkilerin yüzde 99’unu soya, mısır, kolza ve pamuk oluşturuyor. Bunların yanı sıra patates, domates, pirinç, buğday, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri de GDO’lu olarak üretiliyor. Muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun ve karpuzda ise çalışmalar devam ediyor. Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor. Hazır gıdalar, çerezler, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar GDO’lu olma riski taşıyan gıdalardan. GDO’lu yiyeceklerden inek sütü, yumurta, balık, kabuklu deniz mahsulleri, soya, fıstık, buğdayın alerjiye neden olabileceği düşünülüyor.
GDO’lu ürünlerin antibiyotik dayanıklılık, toksik etki, artan doğum anomalileri, kanser ve kısırlık gibi sağlık sorunlarını doğurması bekleniyor. Fransa’daki araştırmalar GDO’lu organizmaların anne sütü ile bebeğe geçtiğini hatta anne karnından bebeğe geçtiğini gösteriyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı GDO içeren meyve ve sebzeler için gümrük denetimi başlattı. Gümrük’ten alınan 100’ün üzerinde örneğin alındığı incelemede temiz çıkan üç gıda oldu: Muz, kırmızı mercimek ve pirinç. Yaşamında her şeyin doğallığından yana bir hekim olarak ben mümkün olduğunca ekolojik beslenmeye yakın durmaya çalışıyorum.
Mısır, soya, bebek mamaları, çikolata, bisküviler, glukoz şurubu, hazır sanayi ürünleri başta olmak üzere pek çok üründe GDO var. Ama belki de esas riskin GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlarda olabileceği gıda mühendislerince belirtiliyor. Aslında çok önemli bir konu atlanıyor, gıdalarda GDO üzerine yoğun bir tartışma var ama belki de çok daha büyük sağlık sorunları aynı gıdadaki suni gübre kullanımı, pestisit (mikroorganizmaların üremesini engelleyici maddeler.) hormon kullanımında mevcut olabilir. İngiltere’de 1995 ve 1996 yıllarında GDO’lu gıdalar yoğun bir şekilde tartışılmış ve kısa sürede regülasyon çalışmalarına gidilmiş, yani bu gıdalar uzun yıllardır zaten sofralardaydı.
Biz belki de 20 yıldan fazladır GDO’lu ürünlerle besleniyoruz. Ama korkup paniğe kapılmanıza gerek yok. Eğer bazı zararlı maddelere veya gıdalara maruz kaldıysanız bile başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıkların oluşma riskini azaltmanız mümkün. İnsan bedeninde inanılmaz başarı ile çalışan bir temizleme, arınma mekanizması var ve sizi pek çok hastalıktan koruyor. Bu yazıyı iyi okuyun çünkü sizin başta kanser olmak üzere pek çok ciddi hastalığa yakalanma riskinizi azaltacak öneriler içeriyor. Ben tıpkı sizlere önerdiğim gibi besleniyor, evimde de size yazdıklarımı yiyerek GDO’lu ürünlerin bahsedilen zararlarını ortadan kaldırmaya çalışıyorum...

Korunmak için neler yapabiliriz?
Korku, vesvese ve aşırı evham belki de en büyük hastalık tetikleyici mekanizmalardan. Önce hormonlu gıdalar sonra Domuz Gribi, cinayet haberleri, etnik çekişme derken şimdi de GDO’lu gıda tartışmaları psikolojik olarak ciddi bir stres yaratıyor ve bu da en büyük hastalık nedenlerinden biridir. Öncelikli olarak ‘Eyvah her taraftan hastalıkla mı kuşatıldım’ psikolojisini bırakın. Onun yerine ‘Ben bedenimdeki toksinleri azaltabilirim, iç dengelerimi kurabilirim’ diye kendinizi telkin edin. Ruhunuzu aşırı evham ve endişeden temizleyin. Tabii ki bu duyarsız olun, hiçbir şeyle ilgilenmeyin demek değil. Son zamanlarda oluşan aşırı olumsuz enerjinin sizi ezmesine ve derinlere kadar işlemesine izin vermeyin demek. Stres anlarında derin derin nefes alarak gevşeyin ve kendinizi sağlıklı, mutlu, huzurlu, güçlü, dayanıklı olarak hayal edin. Yapılan araştırmalar meditasyon, reiki, dua etmek gibi ruhsal teknikleri kullanan kişilerin kronik hastalıklara daha az yakalandıklarını gösteriyor.

Zerdeçal: Genetiğiyle oynanmamış bir baharat olduğundan son derece yararlıdır. Daha çok Batı’daki bazı üniversiteler zerdeçalın kanserden koruyucu olduğunu, hatta kanserli hücrelerin üremesini engellediğini açıkladı. Özellikle bu dönem günde 1.5 tatlı kaşığı toz zerdeçalı 3’e bölerek biraz balla karıştırarak tüketebilirsiniz.

Zerdeçal kadar olmasa da zencefil, biberiye, kekik, dereotu, fesleğen tüketiminin de yararı çok. Bu baharatlar bedendeki antioksidan etkileriyle ciddi bir korunma sağlıyor.

Antioksidan oranı yüksek sarımsak, soğan, doğal yaz domatesi, balkabağı, taze narenciyeler, mor meyveler (mor üzüm, karadut, böğürtlen, vişne, nar), şalgam suyu, kırmızı pancarı bolca tüketin.

Başta yeşil çay olmak üzere kaliteli doğal ve yüksekte yetişen siyah çay, yasemin çayı, mate çayı, adaçayı, rezene çayı için.

Mutlaka kilonuza dikkat edin. Beden kitle indeksinizi hesaplayın. Eğer beden kitle indeksiniz yaklaşık olarak 25-30 arasındaysa korkacak bir şey yok. Ama 30’ların üzerindeyse yani artık ileri derecede obeziteye doğru gidiyorsanız pek çok hastalığın yanı sıra kanser riskinizi de büyük ölçüde artırıyorsunuz demektir.

Açık ve temiz havada yapılan düzenli egzersiz ve doğa sporları da bedendeki olumsuzlukları temizlemek için çok yararlıdır.

Fazla alkol tüketimi, sigara, uyuşturucu, gereksiz kimyasal ilaç ya da hekime danışmadan kullanılan ilaç tüketiminden mutlaka kaçının. Çünkü bu maddelerin yoğun tüketimi belki de GDO’lu gıdalardan daha fazla kanserojen olabilir.

Elektromanyetik kirlenmeye dikkat: Çoğu zaman gözle görüp elle tuttuğumuz zararlılardan korkuyoruz. Oysa, esas sakınca gözle görüp elle tutamadığımız, koklayamadığımız, tadamadığımız yerlerden de gelebilir. Elektromanyetik kirlenmede gittikçe artan bir şekilde beden için zararlı hale geliyor. Bu nedenle aksi ispatlanana kadar yüksek gerilim hatları, aşırı miktarda bilgisayar, cep telefonu, yakından seyredilen büyük ekran televizyonlarla çok içli dışlı olmayın. Uzun uçak yolculuklarını mümkün olduğunca azaltın, duvarlarından çok fazla elektromanyetik dalga geçen kapalı mekanlarda uzun süre vakit geçirmemeye çalışın. Yani teknolojiden sadece ihtiyacınız olduğu kadar faydalanın. Son dönemde ülkemizde de bulunan elektro manyetik koruyucu kolye ve bileziklerin bu konuda olumlu etkileri olabileceğine dair görüşler var.

Markete giderken yanınızda büyüteç götürün: Neden mi? Çünkü artık aldığınız her gıdanın etiketini okumak zorundasınız da ondan. Yönetmelikle, GDO’suz ürünlerin etiketine, ‘GDO’suz ibaresinin konulması yasak. Ama GDO içeren ürünlerin etiketinde ‘GDO’lu yazmak zorunlu. Gıda ve yem, GDO’lardan biri ya da birkaçını, toplamda en az yüzde 0.9 oranında içeriyor ise GDO’lu olarak kabul edilecek.

Kefir içeceği ya da hapları, Co Q10, shitake ve miatake mantarları, D vitamini, C vitamini, yeşil çay hapları, selenyum, Beta Glukan, hindiba, enginar ekstreleri, üzüm çekirdeği ekstreleri, spirunella ve chlorella (tatlı su yosunu) ekstreleri antioksidan özellikleriyle kansere ve diğer olumsuz hastalıklara karşı korunmada etkili olabilirler. Hekiminize danışarak uygun olanları kullanabilirsiniz.