Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Orhan Pamuk'tan 'Salman Rüşdi' yaratmaya çalışmak

Pazar, 24 Ocak 2010 - 05:00

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’la telefon aracılığıyla röportaj yapan İngiliz gazeteci Mark Lawson, Pamuk’un o sırada ABD’nin Boston kentinde olduğunu öğrenince, hemen atlar: ‘Yoksa sürgünde misiniz?’
Pamuk, Harvard Üniversitesi’nde ders vermek için ABD’de bulunduğunu, sürgünde olmadığını, zaman zaman Türkiye’de, zaman zaman ABD’de, zaman zaman da dünyanın çeşitli yerlerinde yaşadığını söyler.
Bu cevap, İngiliz gazeteciyi ‘kesmemiş’ olacak ki, Pamuk’a, bir dergiye verdiği demeç sonrası aleyhinde açılan davanın Türkiye ile ilişkilerini etkileyip etkilemediğini sorar. Pamuk, bu davadan dolayı hayatında hiçbir değişiklik olmadığını ve ülkesini sevdiğini söyler.
İngiliz gazeteci, yazacağı makalede bir ‘Salman Rüşdi’ mizanseni yaratamayacağını anlamış olsa gerek, bu kez de başka bir alanı tırmalayarak ‘Kitaplarınıza ABD’de ve Avrupa’da Türkiye’den daha fazla değer verildiği kanısına katılıyor musunuz?’ diye sorar. Pamuk, bu kanıya da katılmadığını, kitaplarının ülkesinde her zaman iyi karşılandığını söyler.
Gazeteci, buradan da bir şey yakalayamayınca, ‘İstanbul’da Masumiyet Müzesi’nin açılacak olması, Pamuk’un Türkiye’den sürgün edilmediğinin kanıtı gibi’ yazar makalesine. Yani, ne yapar eder, içinde ‘sürgün’ ifadesinin geçtiği bir cümle kurar. Oysa gerçekte ne bir sürgün vardır, ne de sürgüne benzer bir durum.
Nihayetinde, İngiliz’in gözünde ‘ülkesinin tartışmalı yazarı’dır Pamuk. ‘Nobel ödüllü Ortadoğulu yazar’dır.
Ve çoğu zaman olduğu gibi, yine kendi öyküsünü kendi yaratır Batı’dan Doğu’ya bakan adam. Çünkü Doğu’daki adamın söyledikleri değil, kendi Batılı bakışıdır onun için esas olan...

İpekçi mucizesi
Türk Böbrek Vakfı’nın 12 hastayı yaşama bağlamak için 2 diyaliz makinesi satın alabilmek amacıyla düzenlediği Cemil İpekçi defilesi tek kelimeyle muhteşemdi.
Defile, ana sponsor olan Sheraton Ataköy’de gerçekleşti. Aralarında Sema Şimşek, İpek Tanrıyar, Ceylan Saner gibi ünlü mankenlerin bulunduğu kadro ücretsiz olarak podyuma çıktı. Koreograf, usta isim Uğurkan Erez’di. İpekçi’nin ‘Mösyö Butterfly 2010’ temalı bol kelebekli giysileri, Hüsnü Şenlendirici’nin sihirli klarneti eşliğinde gözümüze daha da bir güzel göründü. GS’li futbolcu Mehmet Topal’ın da mankenlik yaptığı gecede, Pascal Nouma da teatral bir şov sergiledi.
Gecenin sürpriz izleyicisi Süreyya Yalçın da en az mankenler kadar dikkat çekti. Yalçın, oturduğu yeri beğenmediği için tam üç kez yer değiştirdi. Kelebek temalı defileye Türkiye’nin dört bir yanından topladığı olağanüstü güzellikteki kelebek tabloları sergisiyle katılan Dr. Oktay Onaran’ın, vakıf yararına açık artırmaya sunduğu tabloyu iş adamı Hayati Babaoğlu satın aldı.
Benim için gecenin en özel, en etkileyici kısmı, finalde bir maskeyle podyuma çıkan Cemil İpekçi’nin yaptığı hüzünlü konuşmaydı. Maskelerimizle yaşadığımız bu dünyada bir kelebek kadar kısa ömürlü olmamıza rağmen, hayatın özünü kaçırdığımızı, insan olmayı, kardeş olmayı beceremediğimizi o kadar güzel bir dille anlattı ki İpekçi, içimizi titretti, gözlerimizi yaşarttı.
Ezcümle, adet yerini bulsun diye ucundan tutularak yapılmış bir gece değil, İpekçi’nin ruhunu kattığı, duyguların ve güzelliklerin, her anlamda sanatın yaşatıldığı çok özel ve anlamlı bir geceydi.

En neşeli spor programı
Televizyondaki spor programları malumunuz. Asık suratlı adamlar, saatler boyu süren tartışmalar, ahkam kesmelerle dolu programlar.
İnsanın içini açan, kadınları da izleyici olarak kazanabilen tek tük program var. Skytürk’te pazar akşamları yayınlanan Sportmen adlı program bunlardan biri. Hatta diyebilirim ki, en neşelisi. Ben birkaç kere denk geldim, milli sörfçümüz Çağla Kubat’ın konuk olduğu bölümü, İbrahim Kutluay’ın ve rallici Burcu Çetinkaya’nın konuk oldukları bölümleri izledim.
Bir kere programın sunucuları çok doğal ve samimi. Hakan Artış da, Neslihan Yavuzcan da spor dünyasının yakından tanıdığı iki isim. Konuklarını çok rahat ettiriyorlar ve sohbetin monotonlaşmasına asla izin vermiyorlar. Sadece spordan değil, gündemdeki pek çok konudan bahsediyorlar. Hatta en güzel sohbetler, konukların anılarını anlattıkları kısımlarda oluyor.
Sportmen programına tavsiyem kadın sporculara daha çok yer vermeleri. Hatta sadece sporcu kadınları değil, sporu bir yaşam biçimi olarak benimsemiş medyatik isimleri de konuk etmeleri.
İşte o zaman kadın izleyicilerin sayısının daha da artacağı garanti!

Hassas noktalar
Bir eğitim kurumunun kuruluşunun 25. yılı nedeniyle bir dizi söyleşi düzenleniyor. Dizinin ilk konukları Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ ve TEMA Vakfı Başkanı Hayrettin Karaca. Söyleşi sırasında bir öğrenci kalkıyor ve ‘Atatürk’ü unutuyor muyuz?’ diye soruyor. Çığ ‘Bugün Atatürk dirildi. O kadar çok yeni araştırma var ki’ derken, Karaca ‘Atatürk’ü unutmamak için bilimin yolundan ayrılmayın’ diyor.
Şüphesiz Çığ da, Karaca da çok değerli isimler. Ve bizler, elbetteki çocuklarımıza ulu önder Atatürk’ü ve inkılaplarını anlatacağız, ilkelerini benimseteceğiz. Ancak nihai hedef, bilim yolunda ilerlemek iken, çocuklarımıza ‘Atatürk’ü unutmamak için’ bilim yolunda ilerlemeyi öğütleyerek, yani bilimin hedefinin Atatürk’e ulaşmak olduğunu ima ederek ‘sembolik’ bir Atatürkçülüğe kayıyoruz.
Çocuklarımıza ‘Atatürk’ü unutmamak adına bilim yapmalarını’ salık vermekle ne kadar ‘sağlıklı’ bir ‘Atatürkçülük’ten söz ettiğimizi bir kez daha düşünmeliyiz.

HAFTANIN İLKLERİ
Tayyip Erdoğan, AK Parti’nin seçimlerde ‘Vay be’ dedirtecek oranda oy kaybedeceğini iddia eden Deniz Baykal’ı kast ederek ‘Zil taksın oynasın’ diyor. Deniz Baykal da cevaben ‘Ben oynarım oynamam sana ne!’ diyor. (Birinin ana muhalefet lideri, diğerinin Başbakan olduğunu bilmesek ve bu diyalogun kimler arasında geçmiş olabileceğini tahmine çalışsak, Karagöz- Hacivat’ın ‘Sana ne’, ‘Saman ye’, ‘Ben kusayım, sen ye’ şeklindeki diyaloğunu hatırlayabiliriz herhalde. Baykal, Bülent Arınç’ın Polemiklerden Sorumlu Devlet Bakanı olduğunu iddia ediyor ama bizim gördüğümüz siyasetçilerin hepsi polemik canavarı.)

Cem Yılmaz, senarist ve yönetmen Yavuz Turgul’un üzerinde çalıştığı yeni senaryosunda usta oyuncu Şener Şen ile birlikte rol alacakmış. Projenin önümüzdeki aylarda hazırlanacağını belirten Yılmaz, Şener Şen ile oynayacağı için çok heyecanlandığını belirtmiş. Cem Yılmaz, ilk filmi ‘Her Şey Çok Güzel Olacak’tan sonra ilk kez başka bir senaristin projesinde yer alacakmış. (Uzun zamandır Şener Şen’e hasret kalmıştık, yine bir Yavuz Turgul projesinde, bu kez yanlarına Cem Yılmaz’ı da katarak bir araya gelmeleri güzel bir filmin habercisi! İki farklı dönemin efsane komedyenlerinin buluşacağı filmin milyonların ilgisini çekeceği kesin!)