Ormanın içindeki sırça köşk

Gazeteci-yazar Emine Uşaklıgil orman içindeki evinin kapılarını Vogue dergisine açtı. Emine Uşaklıgil sıradışı cam evinde eşiyle teknolojinin tadını çıkartırken yazılarını da evinin manzarasına karşı kaleme alıyor

a
a
Pazar, 04 Temmuz 2010 - 05:00


Ormanın içindeki sırça köşk

Aşk-ı Memnu’nun son dönemde hayatımızda yarattığı fırtına malum. Emine Uşaklıgil, işte bu diziye esin kaynağı olan aynı adlı romanın yaratıcısı, büyük Türk edebiyatçısı Halid Ziya Uşaklıgil’in torunu. Emine Uşaklıgil’in soyağacı bir yandan Türk edebiyatı, politikası ve diplomasisine, diğer yandan da Türk basınına dayanıyor. Babası, Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın babası Muammer Bey’in kuzeni de olan ünlü edebiyatçı Halid Ziya’nın oğlu Bülend Uşaklıgil. Annesinin babası ise 1924’te Cumhuriyet Gazetesi’ni kuran Yunus Nadi. Paris’te gördüğü öğrenimden sonra Türkiye’ye dönüp, önce o sırada başında dayısının bulunduğu Cumhuriyet’te dış haberler servisinde Mehmet Barlas ve Ergun Balcı’yla çalışıyor. Sonra Günaydın grubundan Ayrıntılı Haber’de geçirdiği bir süre ve tekrar Cumhuriyet’e dönüşü, 1980 darbesinden sonra gazeteyi yeniden yapılandırma çabalarına ön ayak oluşu geliyor. Şu sıralar en önemli meşguliyeti, yazdığı kitap. Pek ayrıntısına girmek istemiyor ama “Cumhuriyet Gazetesi’nin geçmişi ve o dönemde gazetede ve ailede yaşanan dram bağlamında Türkiye’de bir kuşağın kesiti” olacağı ipucunu veriyor.

Camdan yaşam kutusu

Emine Hanım ve İngiliz eşi David Tongue, önceleri Beyoğlu-Galatasaray’da hoş manzaralı bir dairede oturmaktaymışlar. Hafta sonları ve yazları ise şimdiki cam evlerinin olduğu ormalık yerde, onun bir uzantısı olarak hala kullanılan, ufacık, taştan bir köy evine kaçıyorlarmış. İstanbul’da bu şekilde iki ev tutmanın anlamsız olduğuna karar verdiklerinde Galatasaray’daki evi kapatıp, temelli ormandaki bu taş eve taşınmayı düşünmüşler. Ancak böyle küçük bir mekanda 24 saat yaşamanın doğurduğu ihtiyaçları da göz önüne alarak hali hazırdaki arazide yeni bir ev yaptırmanın yollarını aramışlar.

İşte o aşamada yolları mimar Ahmet Alataş’la kesişmiş. Ev sahiplerinden tasarım konusunda neredeyse açık kart alan mimar Alataş, hemen işe koyulmuş. Ev öyle yalın ve şeffaf ki içinde tek bir duvar dahi yok. Evin dört bir tarafı da cam. Mimar Alataş, mahremiyeti koruyacak ama yine de doğayı evin içine davet edecek şekilde ona da bir çözüm bulmuş. Gün ışımasından itibaren herhangi bir an güneş ışığını kesmek istediğinizde uzaktan kumandalı perde sistemi devreye giriyor. Bunun yanı sıra her şeyin en yalınını seven ev sahipleri, evin ön yüzünde doğal perde oluşturacak şekilde çelik halatlara mor salkım sardırmaya başlamışlar.

Evin dışarıdan görünen ultra modernliğine, sadeliğine ve şeffaflığına inat, içindeki eşyalar bir köşke yakışacak cinsten tarihi özellikte. Bir köşede Halid Ziya’nın masa saati ve mürekkep seti, diğer köşede ise onun oğlu (Emine Hanım’ın da amcası) Vedad Uşaklıgil’in Florya’daki evinden getirdiği antika yazı masası duruyor. Annesi Leyla Abalıoğlu’nun hediyesi, mutfaktaki duvarda asılı Flora Danica desenli porselen tabaklar da görmüş geçirmiş, soylu bir İstanbul ailesine aitliği gösteren unsurlardan. Evde belki klasik anlamda duvar yok ama Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi duayenlere ve genç sanatçılara ait çok sayıda tablo, heykel ve diğer eserler hemen göze çarpıyor. Belli ki ev sahipleri sanata meraklı. Okumayı seven Emine- David çiftinin evinde kitaplar hep baş köşede. Kurtuluş Savaşı tarihinden Baudelaire’e uzanan, sahibinin tercihlerini hemen belli eden bir seçki söz konusu. Emine Hanım’ın odasındaki çalışma masasının öyküsü de ilginç.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan Konsolosluğu’nun harita odasının masası bu. Amerikalılar’ın, İstanbul ve Anadolu’nun işgali gibi olayları takip ettikleri bu masa daha sonra unutuluyor. Ta ki Emine Hanım’ın bir arkadaşı satın alıp kendisine hediye edinceye kadar. Emine Hanım laptop’uyla kah salonda, kah mutfakta, kah bu masada çalışıyor. Dede Uşaklıgil’in 13-14 yaşında yapılmış ufacık bir portresinin zeki bakışları altında bugün torun Uşaklıgil yazılarını yazıyor. Yazıdan başını kaldırmak istediğinde ise evi çevreleyen en geniş bahçede kendi diktiği ağaçlarla veya sebze ve taze ot bahçesiyle ilgileniyor. Acaba orijinal eserin yazarınının torunu olarak Emine Hanım kitabın dizileştirilmiş halini nasıl karşılıyor? Ona göre eserin, yapımcı tarafından ilgi çekici şekilde televizyona uyarlandığı, dizinin başarısından belli. Onu asıl sevindiren ise dizi sayesinde dedesinin kitabına da ilginin artmış olması ve hatta satışlarının gözle görülür biçimde yükselmesi.