Ortada görünmemi iktidar istemiyor...

a
a
Pazar, 05 Eylül 2010 - 05:00


Ortada görünmemi iktidar istemiyor...

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Time Dergisi’nde yayımlanan bir dünya kamuoyu yoklaması sonucunda, 20. yüzyılın en önemli kişileri arasında yer almış önemli bir isim... Dört dilde Kur’an’ı anlatabilen, bir hukuk ve felsefe adamı aynı zamanda. Yazdığı 67 kitabın, 14’ü Almanca, İngilizce ve Farsça’ya çevrildi. Eski bir aile dostu olarak, kendisini ziyaret etmek istedim. Yoğun bir şekilde yeni çıkaracağı, ‘Dincilik’ isimli kitabını yazdığı bu günlerde, bizi evine konuk etti. Giderken niyetim, onun bilmediğimiz yönlerini konuşmaktı. Sert görünüşünün altındaki gönül dünyasının kapısını aralamaktı. Nasıl müzikten hoşlanır, roman okur mu, sevgiye, aşka nasıl bakar öğrenmekti. Ne derecede başarılı olabildiğimi bilemiyorum... Çünkü hoca, referandum öncesi söylemek istediklerine ağırlık verdi. Röportajımızı okuyunca, kararı siz verin...

Oya Germen

oyagermen@hotmail.com

Hocam, sizi uzun zamandır TV’lerde göremiyoruz, yazılarınız da yok?

Bana yazdırmıyorlar...

Neden?

İktidar istemiyor çünkü! Bu kadar basit... Ama eğer böyle ilmihal bilgileri, rüya tabirlerini, türbelerin faziletleri gibi kerametleri, ahiret ticareti gibi saçma şeyleri söylersem o zaman her gün üç ekrana bile çıkabilirim! Ben gene din konuşayım ama bizim dinimizin zulme, insan hakları ihlaline, aldatmaya, riyakarlığa, emperyalizme, kadınlara despotluk yapmaya nasıl baktığını anlatayım. Bunları kimse sormuyor. Türbelerin faziletleri, ahirette parsayı nasıl toplar götürürüz, ne zaman iki rekât namaz kılarsam, anamdan doğmuş gibi tertemiz olurum, umreye gidersem bütün günahlarım yok olur mu, böyle din dışı aldatmalarla ben insanlara kötülük etmek istemem. Bunları hiçbir zaman da konuşmadım...

‘Sadaka kültürü, sömürü merhametçiliği, iane çadırları ile geçinen bir toplum haline geldik’ sözleri de size ait...

Allah ile aldatanlar, insanların onurlu yaşamalarına izin vermezler. Herkes aşını işinden kazansın, başı dik olsun dediğiniz zaman rahatsız olurlar. Bakın tarih boyunca ve bizim topluluğumuzda, bütün dincilik sistemleri, onurlu insandan, aklını kullanan ve zulme karşı çıkandan rahatsız olur.

Neden hocam?

Çünkü bu insanlar, onların saltanatına zarar verir. Dincilik geldi mi, evvela bu bilinç noktalarını yok eder. Bu duyarlılıkları mahveder sonra halk adı altında bir sürü kalır ortada. Bu sürüyü istedikleri gibi güderler. Zaten merhamet dinciliği, halkın sürü haline getirildiğinin göstergesidir. Adam diyor ki; Allah razı olsun, şu kadar yardım çadırı ile bu kadar insanın karnı doydu.

Yardıma muhtaç, karnı aç insanlar için bir şeyler yapılması güzel değil mi?

Bu kadar onurlu insan, neden işinden aşını kazanamıyor diye sormak gerekmez mi? Temel sıkıntımız buradadır. Bizi millet yapan değerlerin hepsini yok ettiler. Dincilik iktidarı; emperyalizmle de iş birliği yaparak, bunları artık anlam ifade etmez duruma getirdi.

Yapılması gereken nedir sizce?

Önce halkımızı tekrar millet haline getirmemiz lazım, dincilik buna engel oluyor. Devletin kurumları bir bir sarsıldı... Ordumuza, içeride ve dışarıda iki büyük darbe vurdular. Sembolik darbedir bunlar. Dışarıda vurulan darbe; Kuzey Irak’taki çuval olayıdır. İçeri ile dışarının iş birliğiyle yapılmıştır. Hiç kimse bana sadece Amerika’nın oyunudur, demesin.

Nedir peki?

Türkiye’de ona çanak tutan, bu olaydan haberi olan vardır. Niçin olmasın, Türk ordusunun gücünden rahatsız olanlar, bayram etmişlerdir.

Haftaya pazar referandum var. Çevremde konuşulanlara dikkat ediyorum, hala neye evet, neye hayır diyeceğini bilmeyenler olduğunu görüyorum.

Şimdi bakın, olay bir anayasa değişikliği falan değildir. Bizi, buna inanmamızı bekleyecek kadar aptal yerine koymasınlar. Anayasa değişikliği yapıyor, 12 Eylül’ü temizliyorlarmış! Sen 12 Eylül’ün nesini temizleyeceksin? Ben 40 yıllık hukukçuyum. Uluslararası bütün hukuk sisteminin ittifakıyla, hangi yönünden ele alırsanız alın, 12 Eylül’ü yargılama şansınız yoktur dünyanın önünde. Bunu herkes biliyor, sadece bu millet bilmiyor!

Referandum, ciddi bir maliyet de getirecek.

Bu milletin yüz trilyon parası gidecek bu referandumda. Bunların insafı yok mu? Bunlarda merhamet denen şey yok mu? Açlıkla yoksulluk arasında 40 milyon insanın gidip geldiği ülkemizde, bu yüz trilyon başka işlere kullanılamaz mıydı? Çekin şu iki maddeyi, muhalefet hazır, geçsin meclisten olsun bitsin. Sorum şu; niye bu 2 maddede dayatıyorsunuz? Çünkü tahakküm ve tasallut altına alamadıkları bir tek yargı kaldı!

Onu da aldıktan sonrası tufan mı demek istiyorsunuz?

Yargıyı teslim alma operasyonu, gerçekleşsin, evetler galip çıksın, siz ondan sonra Türkiye’de tozun dumanın birbirine nasıl karıştığını görün. Bugüne kadar 30 yıldır, ne söyledi ise, bir tanesini bile ıskalamamış bir adam sıfatı ile söylüyorum... Halk, bir yere kadar Allah ile aldatılıyor, oradan uyuşturuluyor. Bir yer gelecek halk, yargı onların elinde ben bunu yargıya götürsem ne olacak diyecek. Emniyete götürsem ne olacak, emniyet de onların elinde diyecek. Yani devlet gitmiş... O zaman, ben bu kubbenin altında onurum, namusum için yaşamıyor muyum, ben de elimden geleni yapacağım diyecek. Hanefi Avcı’ya aynen katılıyorum. Türkiye oraya geliyor. Önce bireysel planda olacak, ondan sonra kitlesel iç harbe dönüşecek. İstedikleri de budur.

Öyle bir tablo çizdiniz ki! Olur mu öyle şey? Kime ne faydası olur?

Türkiye Cumhuriyeti’nin, olmayan bir devlet olduğunu, fasa fiso olduğunu, onun için de çöktüğünü ispat edecekler. Bütün dertleri budur. Çünkü o zaman iddiaları ispatlanmış olacak.

Ne iddiası?

Ne diyordu bugünkü başbakan, bunlar mahkemelere de intikal ettiği için söylüyorum... Ben o davalardan beraat ettiğim için, şimdi mahkeme ilamından size söyleyeyim: Başbakan 15 sene önce, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 70 yılı boşuna gitmiştir” diyordu. İşte bunu ispatlamak istiyorlar. Ve son zamanlarda, emir komuta zinciri ile ne dediklerini hatırlayın... “Keşke Kurtuluş Savaşı’nı Mustafa Kemal kazanmasaydı, keşke İngilizler bizi sömürge yapsaydı daha rahat ederdik” dediler. Ekranlarda birine söylettiler bunu, herhalde meydanlarda miting yapıp söyletecek halleri yoktu... Bu devletin, Cumhuriyet rejiminin fasa fiso olduğunu, yaşamayacağını, iflas edeceğini, çökeceğini kanıtlamak için her yola başvuruyorlar. Onun için, ben bunların, içlerinde samimi olanları tenzih ederek söylüyorum; terörle mücadelesinde büyük bir kesiminin böyle bir inanç taşıdığına da inanmıyorum. Bunların öyle bir azim ve imanları yok çünkü!

Referandum sonuçları ne olur size göre?

Onu bilemem, ortada...

Kararsızlar mı belirleyecek sonucu?

Millete anlatılmadı ki doğru dürüst. Muhalefet başarısız bu konuda. Çırpınıyorlar, koşuyorlar fakat nasıl bir strateji, nasıl bir kurmay kadro ile kararlar alıyorlar, dinliyorum ve şunu söylüyorum: Bütün iyi niyetlerine ve gayretlerine rağmen, meramını anlatamayandan siyasetçi olmaz. Bilgisi eksik olabilir, kapasitesi çok mükemmel olmayabilir ama meramını anlatamaz ise bunun affı olmaz.

Siz de siyaset yaptınız, siz meramınızı anlatabildiniz mi?

Ben meramımı gayet güzel anlattım. Zaten halkın bana oy vermemesi bu yüzden oldu. Çünkü güç odakları halka, ‘rahatsız ediyor, tehlikeli bir adam, oy vermeyin’ dediler. Referanduma gelince; ‘neden hayır demeliyiz’i anlatamıyorlar halka. Bana bunlara, siyasi hitabet dersi ver deseler, 28 yıl üniversite hocalığı yaptığıma göre, bana kimse bunu çok görmez. Bu yaptıklarını, tarzlarını hepsini dürer atarım. Anlatılamamış olmasına rağmen, hala muhtemeldir ki; hayır çıkabilir. Şu anda yüzde elli elli şans veriyorum. İnsan haklarına ve hukuk devletine saygılı bir hayat istiyorsak; bu referandum hayır ile sonuçlanmalıdır. Aksi takdirde bu tarihi hatayı; bu milletin ve AKP’lilerin çocukları ve torunları çok ağır faturalarla öderler. Onlardan rica ediyorum; olan olmuş, buraya gelmiş artık diretmesinler de hayır çıksın. Onların ve hepimizin selameti için...

Sizinle röportaj yapmak isterken, bilinmeyen yönlerinizi öğrenmek istemiştim...

Sizin sert bir yapınız var, pek gülmezsiniz. Bu görüntünün altındaki Yaşar Hoca’nın duygu dünyasını merak ediyorum. Nasıl bir insansınız? (Kahkahalarla gülüyor) Her gün şiirle mutlaka meşgul olan, insanlığın dramını seyrettikçe, okudukça, zaman zaman gözyaşı döken bir insanım. Bende hakim olan ciddiyettir. Ben hayatı çok ciddiye alıyorum. Ciddiyetten nasibi olmayan adamın benimle barışması mümkün değil. Hele bir de o ciddiyetsizliğe, riyakarlık, takiyecilik sokmuşsa benimle işi olamaz, bitmiştir. Canımı kurtaracağını bilsem, ben öyle bir canla yaşamak istemem! Benim kitabımın, dinimin, peygamberimin bir numaralı düşmanı riyadır. Bir Mustafa Kemal çocuğu olarak söyleyeyim, onun da baş düşmanı riyadır. Kur’an’ın melamet denilen, riyaya isyan eden hayatını yaşadığı için, dinleri imanları riyakarlık olan dinciler onu anlamadılar. Bu millet Mustafa Kemal’e yaptığı nankörlüğün faturasını da ayrıca ödeyecek, en ağır şekilde. O korkunç faturayı ödemeye doğru gidiyoruz. Batı Atatürk’ü İslam dünyasında etkisiz hale getirdi, şimdi hedefi Anıtkabir’i ortadan kaldırmaktır. Dincilik bu noktada, Batı ile işbirlikçidir...

Ben, sizi sormuştum...

Duygu dünyamdan ne merak ediyorsun? Bir numarada şiir var. Yazı hayatıma Ömer Hayyam’ın şiirlerini tercüme ile başladım. Sonra müzik geliyor...

Türk Sanat Müziği mi dinlersiniz?

Birinci derecede Türk Sanat Müziği gelir ama bütün müzikleri dinlerim. Her birinin hayatımızın bir zamanında, günün bir saatinde mutlaka bir yeri vardır ama tabii egemen olarak Türk Sanat Müziği. Sonra roman okumak var. Siz bilir misiniz, Dr. Jivago’yu belki 10 defa okudum.

Nereden bilelim hocam, öğreniyoruz şimdi... Dr.Jivago’nun filmini de izlediniz mi?

En az on defa izledim, şimdi burada gene var izlerim. Ömer Şerif’i de çok seviyorum, büyük bir sanatçı. Orada bir duygu tarafı da var, çok etkileyen. Düşünce adamı sıfatı olan bir kahraman olması, beni de okşuyor. Duygu hayatım çok kuvvetli, hele şimdi yalnız yaşıyorum.

Burada gözlerimin Canan Hanım’ı aradığını saklayamayacağım! Çok değerli bir insan, misafirperver bir hanımdı. Bu eviniz çok güzel. Siz yalnız yaşamaya alışkın değilsiniz...

(Gülüyor). O zaman sizin aracılığınız ile duyurayım, yakında bitiyor. Biz de kadroyu açtık artık...

Kızmayın bana lütfen, bahsedilen kişi ile aşk yaşadınız mı, ilişkiniz oldu mu?

Benim ağzımdan yalan beyan milletimin önünde çıkmaz. Star TV’de o hadiselerin olduğu gün, 15 dakika bir açıklama yaptım. Bir defa konuştum bu konuda, ne dediysem odur. Onlar benim tarihi, vicdani gerçeklerim. Böyle bir aşk ve ilişki yoktur! Ben aşık olup da aşkını saklayacak bir adam mıyım? Ben aşık oldum mu, aşkımı ilan eder ve aşkımın peşinden çekinmeden giderim... Şu anda öyle bir aşka çok ihtiyacım var...

Yaratıcı, sesinizi duyar belki...

Duysun sesimi inşallah. Peygamberimiz diyor ki; birbirine aşık olarak, o aşk için ölenler, şehit olur...

Nasıl bir aşk bu?

Siz aşk deyince, aşkı ne zannediyorsunuz... Şimdi televoleciliği aşk filan zannediyorlar. Ayıp, ayıp... Yeni aşkı filancanın... Bir hafta önceki aşkı şöyleydi, iki ay önceki aşkı böyleydi. Ya sen neden bahsediyorsun, ayıp değil mi, aşk kelimesini böyle kirletmeye ne hakkın var? Aşk hayatın en kutsal değeri. Bütün yaraların ilacı. Bütün acıların devası. Ve bütün mutlulukların ana kaynağı. Hayatın kaynağı, varlığın kaynağı aşk. Ben aşık olacağım da, bunu saklayacağım, numara yapacağım. Böyle bir şey var mı? Böyle bir insanlık var mı? Şu günlerde ben, deli divane gibi aşık olmak istiyorum. İsterseniz olduğum zaman, telefon edeyim gelin konuşalım. Bakın görün, nasıl anlatılırmış aşk, nasıl yaşanırmış aşk.

Oldu olacak, nasıl bir aşık olduğunuzu da anlatın...

Hayatı çok ciddiye alırım dedim ya, aşkı ondan on kat daha ciddiye alırım! Yeterki samimi olduğuna ve gerçek olduğuna inanayım. Benim için yanına yaklaşılmıyor, konuşulmuyor diyorlar. Hiç öyle bir şey yok. Sokaktaki boyacılar, simitçiler benimle öyle güzel konuşuyorlar ki; hatta sarılıp kucaklaşıyorlar. Samimiyet zaafı olanlar, benimle sıkıntıya giriyorlar...

Aşık olduğunuz kadınla evlenmek ister misiniz?

İlk evliliğimi annem istedi. İkincisi, sosyal paylaşım ve toplum içindi. Yani ben, hiç aşk evliliği yapamadım. Artık aşk evliliği olacak inşallah... Son olarak şunu söylemek istiyorum; beni kendisine aşık edecek kadına, hayatın bana verdiği imkanları, her türlü ödülle vermeye hazırım...