“Öyle Bir Geçer Zaman Ki”

Milliyet yazarı Can Dündar bugünkü yazısında, Kanal D'nin reyting rekorları kıran dizisi “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”yi analiz ediyor...

a
a
Pazar, 26 Aralık 2010 - 10:50


“Öyle Bir Geçer Zaman Ki”

Pek dizi seyreden biri değilim. Fakat her sohbette adı geçmeye başlayınca merak edip “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”ye bir takıldım, bir daha bırakamadım.
Gerçi süresi uzun, planları ağır, kimi karakterleri abartılı, her bölümü gözyaşı garantili, ama bu geniş ailede yaşananların birçok evde karşılığı var.
Aile denen “müesses nizam”ın bir fiskede nasıl tuzla buz olabileceğini ve o fiskenin sıradan hayatlarda nasıl bir zelzeleye yol açabileceğini kanıtlıyor.
Dizideki her ikili ilişki, hayatımızdaki bir sırrı çözüyor sanki:
* * *
ALİ ile CEMİLE: Ali, gemi kaptanı... Cemile onu bekleyerek 4 çocuğunu büyüten bir ev kadını... Yorgun bir ilişki... Mecburi mutsuzluğa çocuklar için katlanır gibiler. Bu tabloyu, Ali’nin hayatına giren bir kadın parçalıyor. Ve aynı yastıkta yaşlanacak ikili, o yastıkla birbirini boğacak hale geliveriyor.

ALİ ile CAROLINE: Caroline, Ali’nin sevgilisi... Suzan Avcı’nın Hollandalısı... Ali’de ne bulup da buralara geldiği pek anlaşılmıyor. Ama “Bak, bir macera, başınıza ne işler açabilir” dersinde bütün kötülüklerin anası rolünü oynuyor.

CEMİLE ile CAROLINE: Aynı adama gönül vermiş iki kadın... Biri kumral, biri sarışın... Biri melek, öteki şeytan... Fedakâr eş ile dişi sevgili... Kanlı bıçaklılar...

HAFİZE ANA ile İKİ OĞLU: Hafize, Ali’nin annesi... Zalim oğluna karşı gelini Cemile’nin safında duruyor. Öbür sümsük oğlu (Kemal), hain bir gelinin (Neriman) eline düşmüş. Onlar da fenalığın simgeleri sanki... Cemile’yi, “sefil koca, hain elti, yılan kuma” sarmalında iyi kaynana destekliyor.

ALİ ile OSMAN: Osman, evin en küçük oğlu... Baba-oğul birbirlerine tutkunlar. Ali Kaptan, Caroline’le yeni bir hayata dümen kırarken en çok Osman çıpasına takılıyor. Ama o çıpada bütün ailesinin asılı olduğunu fark ediyor. Osman’ı koparıp almanın yollarını arıyor.

METE ile ALİ: Baba ile ortanca oğul... İki rakipler. Ali, “Yok artık, bu kadar da olmaz” diyecek kadar örseliyor oğlunu... Mete, onu öldürmek isteyecek kadar nefret dolu... Harika bir oyunculukla “Niye beni sevmedin baba” diye sorarken, sevgisiz yetişmiş milyonlarca çocuğun sesi oluyor.

CEMİLE ile AYLİN: Ergenlik kız ile annesi... Tipik bir ana-kız ilişkisi... Aylin zengin bir adama (Soner) tutuluyor. Anne, pencerede endişeyle bekliyor. Ama işin içinde Yeşilçam tadında bir yanlış anlama var: Adam onu kendine değil, felçli kardeşine istiyor. Aylin yıkık, ama gururlu... Parayı tepip eve dönüyor.

METE ile İNCİ: Gönül kitabımızın bir başka sayfası: Lise öğrencisi-öğretmen ilişkisi... Mete müzik hocasının kendisine hediye ettiği mandolinle penceresinin önüne gidip serenat yapıyor. Fakat heyhat! Evde başka bir adam var.

AHMET ile BERRİN: Berrin evin büyük kızı... Asi devrimci Ahmet’i seviyor. Ama devrim yolunda aşka yer yok. Aşkından kavrulsa da utancından “Seni seviyorum” diyememiş bir neslin hikâyesi...

VE MAHALLE: Olup biteni sinsice izleyen, dedikodusunu yapan, ama karışmayan seyirciler... Bizcileyin dizinin kenarında duruyorlar.

* * *

Dizi, her bölümde biraz daha kırılıp dağılan bir aile fotoğrafının üzerinde yalınayak yürütüyor seyirciyi...
İç içe örülen ilişki halkalarından hiç değilse birkaçı acıyla, “Hep yaşadık bunları” dedirtiyor.
Herhalde bunca izlenmesinin, sevilmesinin, ağlatmasının sırrı burada...