PADİŞAHLIK İMTİHANI

a
a
Pazar, 26 Eylül 2010 - 05:00

Erkan-ı devlet divanda yerini almıştı. Başta mühr-ü hümayun sahibi Veziriazam Kemankeş Ali Paşa olmak üzere kazasker, şeyhülislam ve diğer erkan hürmette kusur etmeden padişahın soruları cevaplandırmasını bekliyordu. Asırlardır cihana hükmeden bir devleti idare edecek hükümdarın saltanatı sağlıklı olarak devam ettirmesi için ‘sağlıklı’ olması gerekiyordu.
Gerçi içlerinde tahta geçtiklerinde buluğ çağına ermemiş olanlar görülmüştü ama sonuçta ulema çevresi ile bu eksiklik bir derece giderilmişti. Eksikliği giderilmeyecek tek husus ‘akıl’dı. Hükümdarın yeteneklerinden çok aklının yerinde olup olmadığı üzerinde duruluyor ve bu yüzden ‘akıl sağlığı’ dikkate alınıyordu.
İmtihanı, bir nevi zihin yoklaması da saymak mümkündü. Ulema heyeti ve divan katibi Osmanlı tarihindeki bu en önemli saltanat imtihanı için hazır olduklarını işaret ettiklerinde veziriazam söze “Siz efendimiz II. Mustafa hazretleri Osmanlı’nın yegane hakimi ve hükümdarısınız. Heyet-i divan, memleketi idarede kudretiniz kadar akl-ı selim sahibi olduğunuzu bilmek ve bunun bizatihi sultanımız tarafından teyidini duymak ister. İster ki başta akıl olmak üzere cümle sağlığınız devletin selametine mani teşkil etmesin.
Devletin sağlığı her şeyden mühimdir. Bunun için evvel emirde padişahımızın da sıhhatinin ve akli melekesinin iyi olması lüzumludur” diye başlar. Bu son derece elzem yani gerekli giriş faslı, heyecanı bir nebze bastırmak ve kendisinin sigaya çekiliyormuş gibi bir düşünceye kapılmasını önlemek gayesi ile yapılır. Sözcükler seçilerek ve samimi bir hava içinde takdim edilir. Yavuz Selim, Kanuni gibi yetkin padişahlar bu tür soruların muhatabı değildir. Fatih Sultan, Ak Şemsettin ve Molla Gürani gibi hocalardan feyz almış ve tarihe imtihanla değil, iftiharla geçmiştir. Şimdi farklılık arz eden padişah imtihanına girelim.

- Evvela adın nedir?
- Bugün günlerden nedir?
- Kimlerden gelirsin ve kimin oğlusun?

‘UMUMİ ARZU’ ÜZERİNE

Padişah II. Mustafa sarayda umumi arzu üzerine böyle bir imtihana tabi tutulmaktadır. Bu soruların ardından derin bir sessizliğe bürünüp divana bakan padişah, sessiz kalmayı tercih edecek ve sağlık imtihanından geçerli not alamayacaktır. Padişah “Sessiz kalma hakkına sahip” değildir. Cevap yoksa, taht da yoktur.
Oysa daha önce de padişahlık yapmış ve II. Osman’ın katlinden sonra yine tahta çıkarılmıştı. Ama bu defa devlet adına ‘sağlıklı kararlar vermekten aciz olduğu’ söylentisinin yaygınlaşması, saray ve ordunun da bundan etkilenmesi, işte bu sağlık divanının toplanmasına yol açmıştı. Anlayacağınız devlet sütten ağzı yandığından bu defa tedbirlidir.
Mufassal Osmanlı Tarihi hadiseyi Tugi’nin İbretnüma eserinden şöyle nakleder: “Toplanan heyet, Sultan Mustafa’nın annesine haber göndermiştir ve ‘Yarınki gün oğlun Sultan Mustafa Han Hazretlerinin taht-ı alisinde otururken, sualimiz vardır. Evvela adın nedir ve kimin oğlusun, bugün günlerden ne gündür, diye soralım,sonra bunlara cevap verirse padişahımızdır’ demiştir.”

‘KOLTUĞU SALLAMAK’

14 yıl hüküm süren I. Ahmet’ten sonra saray entrikaları ile tahta çıkarılan II. Mustafa, Osmanlı padişahları içinde iki defa hal edilmiş yani tahtından uzaklaştırılmış tek hükümdardır.
İlk saltanatını l617 ve l618 arasında üç aylık bir dönem içinde sürdürmüş ve tahttan indirildikten sonra yerini II. Osman’a bırakmıştı. II. Osman’ın akıbeti ise Osmanlı siyasi tarihinin en kara sayfalarından birini teşkil etmişti. 18 yaşında tahta tahttan indirilen ve tarihin “Genç Osman” olarak andığı padişah türlü hakaret ve işkencelerle Yedikule Zindanları’nda boğdurulmuştu (l622).
II. Mustafa, Osman’dan önceki padişahlığında da başarılı bulunmamıştı. Ne var ki, onun katledilmesinden sonra yine tahta çıkarılmıştı. Bu dönem içinde II. Osman’a reva görülen davranış, onun halet-i ruhiyesini tam manasıyla bozmuş ve sonunda naklettiğimiz ‘sağlık imtihanı’ ile iktidardan uzaklaştırılmıştı (1622-1623).
Bu tarihten sonraki 15 yılı aşkın ömrüne baktığımız zaman yeniden taht kavgası vermediğinden olmalı, ‘sağlıklı bir ömür’ sürdürmüştür (1639). Padişah tahtını sallamak, günümüze uygun dille söylersek ‘koltuğu sallamak’ veya ‘koltuktan düşürmek’ pek kolay değildi. Bu sebeple tedbir çoğunlukla başından alınır ve iktidarın büyüğü, küçükleri saf dışı bırakırdı.
Kimi Cem Sultan gibi kaçıp yad ellerde ölür, kimi de kelle verirdi. Kardeşi kardeşe, babayı evlada düşüren iktidar mücadelesi sadece kişileri değil, peşi sıra gidenleri de cellada götürürdü. Osmanlı tarihinde l5 padişaha uygulanan l6 ‘hal vakası’ (tahttan indirme) vardır (II. Mustafa iki kez halledilmiştir).

HAKAN, SULTAN, PADİŞAH VEYA BAŞKAN OLMAK
Osmanlı Devleti’nin siyasi kuruluşlarının doğuşunda Oğuz Türkleri’nin gelenekleri, Selçuklar ve İlhanlılar gibi devletlerin idari düzenleri de etkin olmuştu. Devleti idareden tek sorumlu kişi padişahtır. Kuruluş sırasında ‘Bey’ olarak tanımlandılar. Daha sonra ‘büyük hükümdar’ anlamına gelen ‘Hüdavendigar’, olarak anıldılar. Sonrasında ‘en büyük hükümdar’ anlamındaki ‘Padişah’ kullanıldı.
Han, Hakan ve hükümdar ailesinden gelen kadınların her biri için kullanılması gereken ‘Sultan’ yakıştırması yapıldı. Aynı Sultan sıfatı hem padişahlarda hem de Esma, Hürrem ya da Kösem’de kullanılma garabeti ortaya çıktı. Batı bununla yetinmedi, imparator, imparatoriçe, prens, prenses, halife, efendi sıfatları vermekle kalmadı ve sultan ile hazreti birleştirip ‘Sultan Hazretleri’ ibaresini de kullandı.
Osmanlı Devleti XVI. yüzyıl sonuna kadar şehzadeleri illerin yönetiminde görevlendirmişti. Şehzadenin maiyetine verilen Lala, görünüşte şehzadenin veziri konumunu almıştı. Şehzadenin özel ve resmi yaşamını devlet adına kontrol ediyor ve idareyi gözetiyordu. Ancak zamanla eyaletlerde görev alan şehzadeler diğer kardeşlerini rakip görmekten vazgeçmeyecekti.
Kosova Meydan Savaşı sonrası kardeşi Yakup Bey’i boğduran Yıldırım Beyazıt buna somut örneklerinden biridir. Yıldırım’ ın beş oğlu da taht için uzun yıllar savaş vermişti. Şehzadeler bu savaşta kendi ordularını oluşturacak ve başta Bizans olmak üzere komşuların da desteğini alacaklardı. Yenilen şehzadenin komşu bir ülkeye sığınması sık görülen bir durumdu ve ülkeler, “Haraç vermezseniz, şehzadeyi salıveririm” tehdidi ile siyasi çıkar sağlıyordu.
Fatih Sultan Mehmet böyle bir ortamda tahta çıkmış ve şehzadelerin öldürülme meselesini bir kanuna bağlamıştı. Fatih Kanunnamesi’nde kardeş katli onaylanmıştı: “...Ve her kimseye evladımdan saltanat müyesser ola , karındaşlarını nizamı alem için katletmek münasiptir.” Fatih Sultan Mehmet’in iki oğlu Beyazıt ve Cem de tabiri caizse kanunun mürekkebi kurumadan iktidar savaşına girmişlerdir.
Şehzadeler arasında isyanlar daha sonra da devam etmiş, Beyazıt’ın oğulları Korkut ve Selim de başkaldıran şehzadeler arasında yer almıştı. III. Mehmet 1595 yılında 12 yıl süren Manisa Valiliği’nin ardından 28 yaşında Osmanlı tahtına çıkmıştı. Oğullarından Şehzade Mahmut atak bir şehzadeydi. Saray içinde bazı hareketleri ile yazışmaları kuşku uyandırmış ve şehzade Mahmut babası tarafından boğdurulmuştu.
Bu olaydan sonra büyük oğul Ahmet tahta çıktığında, geleneğe karşı çıkmış ve kardeşi Mustafa’ya Fatih kanunnamesini uygulamamıştı.

TAHT VE KADINLAR
Padişahların, sadrazamların ve Cumhuriyet’ten sonra Cumhurbaşkanlarının ardında mutlaka bir kadın vardır. Onları eski deyimle ‘sağ kol’ ya da ‘can yoldaşı’ olarak tanımlayabiliriz. Kanuni ile Hürrem Sultan, İsmet İnönü ile Mevhibe Hanım, Turgut Özal ile Semra Hanım, Demirel ile Nazmiye Hanım buna birkaç örnektir.
Esma Sultan ise eş değildir ama devlet idaresine eşdeğer bir ağırlık koymuş bir kadın sayılır. İyi ki erkek doğmamıştı, yoksa bütün kardeşlerini alt edip padişah olurdu. Ama şehzade değil,”sultan” olarak dünyaya gelmişti. Ancak bu elinin hamuruyla erkek işlerine karışmayacağı anlamına gelmeyecekti. 25 yaşında dul kaldıktan sonra bir daha evlenmeyen Esma Sultan, annesiyle birlikte kardeşi IV. Mustafa’nın tahtta kalması için uğraş vermişti.
II. Mahmut’u tahta geçiren Alemdar’ın ölümüne yol açanlar arasında Esma Sultan’ın da adı geçer. Nedeni yeniçerilerle arasının çok iyi olmasıdır. Bir döneme ağırlığını koymuş ve saltanatta söz sahibi olmuş kadınların hep başında yer almıştı. İmparatorluk içindeki etkinliği sadece yerli değil, yabancı yazarlar tarafından da kabul edilmişti.
Kışla ziyaretlerini asker elbisesi giyerek yapması, otoriter tavrı ile saraydaki etkinliği karşısında Sultan Mahmut bile etkilenecek ve “Erkek olsaydı mutlaka padişah olurdu” diyecekti.

ERKEN GELEN TAHTA ÇIKAR
Osmanlı tarihinde en ibret verici taht kavgası iki kardeş Cem Sultan ile Beyazıt arasında yaşanmıştı. Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmet’in üçüncü şehzadesiydi ve 23 Ocak 1459 Pazar günü Edirne Sarayı’nda Çiçek Hatun’dan dünyaya gelmişti. Gerekli eğitiminin ardından 15 yaşında Konya’ya sancak beyliğine gönderilmişti. Fatih Sultan Mehmet’in ölümünü gizlemeyi başaran Veziriazam Karamani Mehmet Paşa, Amasya’daki Şehzade Beyazıt ile Konya’da bulunan Cem Sultan’a ulaklar göndererek Dersaadet’e davet çıkarmıştı.
Taht büyüğündü ama İstanbul’a önce gelen şüphesiz avantaj sağlayacak ve güçlü konumda olacaktı. İktidar mücadelesi daha haber safhasında başlamıştı. Konya’ya gönderilen ulakların öldürülmesi ile Cem’in İstanbul’a gelmesi geciktirilmiş, 20 Mayıs 1481 de İstanbul’a gelmeyi başaran Beyazıt tahta sahip olmuştu. Erken gelen tahta oturuyordu.
Cem Sultan saltanat hakkı için harekete geçmiş ve Konya çevresinden topladığı kuvvetlerle İnegöl’e gelmişti. Beyazıt ise Ayas Paşa’nın komutasındaki birlikle yola çıkmıştı. Bursa önlerinde yapılan savaşta Ayas Paşa tutsak düşmüş, Bursa’ya gelen Cem Sultan da padişahlığını ilan etmişti. Sultan, adına sikke kestirmiş, yani para bastırıp hutbe okutmuştu.
Bu arada Çelebi Mehmet kızı Selçuk Hatun ile tarihçi Şükrullah’ı, kardeşi ile görüşmesi için İstanbul’a göndermişti. II. Beyazıt, kardeşinin toprak bölüşme teklifini reddedecek ve Anadolu’ya geçecekti. 20 Haziran 1481’de Yenişehir Ovası’nda 7 saat süren savaştan sonra yenik düşen Cem Sultan, Konya’ya dönmek zorunda kalmıştı.
Ocak 1482, Cem Sultan’ın şansını ikinci kez denediği tarihti. Bu tarihte Türkmen beylerinin çağrısına uyarak Konya’nın ardından Ankara’ya yönelmiş, ancak yine başarı sağlayamamıştı. Cem Sultan için hazin ve talihsiz bir hayat dönemi bundan sonra başlayacak ve II.Beyazıt’ın ordusu karşısında 26 Temmuz 1482 tarihinde çaresiz kalarak Rodos şövalyelerine sığınacaktı.
Sonrası malum. Cem Sultan Avrupa’da 13 yıl yaşamış, 1495 yılında Napoli’de vefat etmişti. Ölümü her zaman bir muamma olarak kalmıştı. 1499 yılında cenazesi donanmanın bir gemisi ile getirilmiş ve Bursa’da ağabeyi Mustafa’nın türbesine defnedilmişti.

BAŞKANLAR TARİHİNDEN
WASHINGTON: Asker kökenlidir. 1754’te yarbay oldu. 1775’te İngiltere ile savaşmak üzere başkumandanlığa atandı. Orgeneral oldu. ABD’nin ilk başkanı seçildiğinde 57 yaşındaydı (1789). İkinci defa seçildi. 8 yıl başkanlık yaptı. Üçüncü defa seçime girmeyi demokratik bulmadığı için kabul etmedi. 65 yaşında politikadan ayrıldı. Adı başkente verildi.

THOMAS JEFFERSON: Toprak sahibiydi. Bağımsızlık bildirisini yazdı. Cumhuriyetçi Parti’yi kurdu. İki defa başkanlık yaptı (1791). Üçüncüyü reddetti. ABD’nin bütün orta eyaletlerini İngiltere’den 15 milyon dolara satın aldı.

ABRAHAM LINCOLN: Hukukçu. 1860’da Başkan seçildi 1864’te başkanlığı yenilendi. Köleliğin kaldırılacağını ve hiç bir savaşın bunu engelleyemeyeceğini açıklamıştı. Demokrasi idealinin öncülerinden biriydi. 1865’te Amerikalı Kuzenimiz adlı oyunu izlerken tiyatroda John Wilkes adındaki oyuncu tarafından tabanca ile vuruldu.

J. ABRAM GARFIELD: Profesördü ve Lincoln hayranı olarak yetişmişti Cumhuriyetçi Parti lideri oldu (1876). Başkanlığa 1880’de seçildi. Kendisine yardım edilmediğini öne süren bir işsiz tarafından öldürüldü.

FRANKLIN D. ROOSEVELT: 1921’de çocuk felcine yakalandı. 51 yaşında başkan seçildi. Amerika’da hiçbir başkan 8 yıldan fazla iktidarda kalmamıştı. 12 yıl üç ay başkanlık yaptı. II. Dünya Savaşı’nın sonunu göremedi.

HARY S. TRUMAN: Roosevelt’in başkanlığında yardımcısı idi. Ölmesi üzerine otomatik şekilde başkan oldu. Japonya’ya savaşta iki atom bombası attırdı (1945).

JOHN F. KENNEDY: Harvard’ı bitirdi. Nixon’a karşı başkanlığı kılpayı kazandı. Başkan seçildiğinde 44 yaşındaydı, Amerika’nın Katolik olan tek başkanıydı. Küba’yı ablukaya aldı.
Zenci hakları için radikal davrandı. Dallas’da öldürüldü (1963). Kardeşi Robert Kennedy ise adalet bakanıydı. Başkanlık seçimine giremeden Los Angeles’ta öldürüldü. Üçüncü kardeş Edvard Kennedy 30 yaşında senatör seçilmişti. Türk düşmanı olduğunu defalarca açıkladı.

3