'Paketi bölsünler ben de oy vereyim'

a
a
Salı, 06 Nisan 2010 - 05:00

Başbakan Erdoğan’ın “Cüppeni çıkar gel, siyaset meydanına çık. Nasıl olsa bu Anayasa değişikliğine karşı çıkan partiler var, onlardan birine katılırsın. Zaten iyot gibi açığa çıktınız” dediği Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker cevabını Uğur Dündar’ın yönettiği Arena programında verdi.
Gerçeker, emekliliğine 1 yıldan bir-iki ay fazla bir süre kaldığını ve kendisi için bir şey istemediğini ısrarla söylüyor. Ve Başbakan’a şöyle sesleniyor: “Bizim görevimiz yargının bağımsızlığını korumak. Başbakan’ın bu şekilde konuşması ne kadar doğru bunu kamuoyuna bırakıyorum. Yargı bağımsızlığını savunmak kişisel bir mesele değil, bilakis görevimizdir.”
Gerçeker, yargıda reformun gerekli olduğunu savunan bir Yargıtay Başkanı. Hatta 29 maddelik Anayasa paketinin birçok maddesini de destekliyor. Belki Erdoğan da şaşıracaktır ama şunu söylüyor:
“Paketi belli bölümlere ayırsalar yargı ile ilgili düzenlemeleri ayrı ele alıp diğerlerini ayrı tartışsalar umuyorum ki, yüzde 99.9 destek alır. Hatta yüzde 100 bile destek alır. Mesela HSYK kararlarına, Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı yolu açılması, memura toplu sözleşme hakkının tanınması... Bunlar ayrı bir paket olarak getirilse herkes gibi ben de oy veririm, niye vermeyeyim?”
Yani hiçbir şey gösterilmeye çalışıldığı gibi siyah ve beyaz değil.

Günün iki adamı: Halis Toprak ve Dr. Nurettin Coşkun
Dün gazetelerde iki adam ile ilgili haber vardı. Biri batık Toprakbank’ın eski sahibi Halis Toprak, diğeri Antalyalı tanınmış bir işadamı Dr. Nurettin Coşkun.
Birisi eğitimsiz, diplomasız ve uyanık bir işadamı, diğeri doktor, Antalya’da tıp merkezi sahibi. Ama ikisi de dün gazetelere özel hayatlarıyla haber oldu.
Halis Toprak, çocuk yaştaki eşi Nazlıcan Tağızade’nin bir kutu hap içip intihar girişimine kayıtsız kalmış ve hastaneye şoförüyle yollamış. Kendisi yatmış uyumuş. Şoför döndüğünde de eşinin sağlık durumunu değil, kaç para harcadığını sormuş.
Doktor Nurettin Coşkun’un ise iki buçuk yıl önce tanıştığı Rabia Alagöz isimli kadından bir kız çocuğu olmuş. Alagöz, bir yaşına giren kızı için 10 bin TL nafaka talebiyle mahkemeye başvurmuş.
Elbette insanların özel hayatını kurcalamak bizim işimiz değil ama Dr. Nurettin Coşkun’un avukatının itiraz dilekçesi insanın kanını donduracak cinsten. Avukat dilekçesinde bir kadının uğradığı tecavüzle, erkeğin istememesine rağmen bir kadının hamile kalmasının aynı şey olduğunu yazmış.
Dilekçede şöyle diyor: “Biyolojik babanın açıkça tuzağa düşürülmesi, iğfal edilmesi, spermlerinin maddi kazanç hesapları peşindeki kadın tarafından irade dışı kullanılması, çok tartışılan ‘sperm hırsızlığını’ ortaya çıkartıyor. Erkeğin iradesi dışında doğacak çocuğu süreç içerisinde evliliğe araç, maddi kazanç vasıtası ve bir nevi kendisini garantiye alma yöntemi olarak gören pek çok kadın, sperm hırsızlığı yapabilmektedir. Kariyerli ve gözde bir bekar tıp doktoru olarak sperm hırsızlığı mağduru müvekkilim, çocuğun babası olabilir. Bundan büyük maddi menfaat umulmasını doğru bulmadığımız için babalığı reddediyoruz.”
Tıp merkezi sahibi ve bir doktor olan Nurettin Coşkun bu dilekçeyi okudu mu acaba diye düşünmeden edemiyorum. Bir babalığı reddedebilirsiniz ama üslup bu mu olmalı?
İşte bu yüzden eşinin intiharına bile kayıtsız kalan Halis Toprak ile Dr. Nurettin Coşkun’u günün ‘adamları’ olarak seçiyorum.

Lütfen dersaneleri kapatın
Emine Sipahi, oğlu Soner ile kızı Özlem’in dershane ücreti olan 1.000 TL’yi ödeyemedi. Faizi ile 5 bin liraya ulaşan bu borç nedeniyle 3 ay hapse mahkûm edildi. İki aydır cezaevinde. Dershane ücreti yüzünden annesinin hapse girmesine üzülen Soner ise intihar etti. Bu dershane yarışının hangi noktaya geldiğini gösteren en çarpıcı örnek. Çocuklarınızı özel okula da gönderseniz dershaneye yollamak zorunda kalıyorsunuz. Çünkü kıyasıya yarış var.
Türkiye’de eğitim dershane sistemiyle ileriye mi gitti geriledi mi? Üniversiteye girmek için zorunlu bir köprü olan ve Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yaygınlaşan dershane sistemi yalnızca yarışı körüklüyor. Aileler okullara bağış yapmakta zorlanırken, binlerce lirayı borç-harç bulup çocuklarını dershanelere yolluyor. Oysa o paralar eğitim sistemine kanalize edilse sonuç daha iyi olmaz mı? Böylece hem iyi öğretmenler devlet okullarında kalır ve eğitimin kalitesi artar, hem de çocuklar dershane zulmünden kurtulur. Dilerim, bir ailenin mahvolmasına sebep olan ‘Soner’ın dramı’ hiç olmazsa bu tartışmaya yol açar.