Panik atağın sevdiği fobiler

Pazartesi, 14 Eylül 2009 - 10:40

Panik atağın sevdiği fobiler

En sık görülen fobi olan agorafobi, tek başına sokağa çıkmaktan, sinema, tiyatro, köprü gibi kalabalık yerlere girmekten korkmak şeklinde tanımlanıyor. Genellikle panik atak hastalarında ortaya çıkan agorafobi tedavi edilmezse kişinin eve hapsolmasına yol açıyor.İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tarık Yılmaz anlattı.

Agorafobi nedir?

Agora meclis, çarşı, pazar, toplanma yeri; fobi de aşırı korku anlamına geliyor. Agorafobiyi alanlarda, kalabalık yerlerde bulunmaktan kaynaklanan anormal korku diye tanımlayabiliriz. Fobiler arasında en sık görülenidir. Eskiden sadece açık yerlerden, meydanlardan korkanlar için kullanılan bu terim günümüzde daha geniş anlamda kullanılıyor. Artık otobüs, deniz otobüsü, tren gibi toplu taşım araçları, insanların toplu olarak bulunduğu maç, miting, cadde, sinema tiyatro gibi yerler de agorafobide korku yaratan ortamlar arasında sayılıyor. Bugün agorafobi, terk etmenin veya yardım almanın mümkün olmadığı yer ve durumlarda kişinin yoğun bir korku duyması olarak açıklanıyor.

Peki kişi neden kalabalık yerlerden korku duyar?

Agorafobide temel özellik yalnız kalmaktan korkmaktır. Bu korkunun altında ani bir hastalık ya da sorun yaşandığında yardım alamayacağı kaygısı yatar. Kişi bu yüzden ya evinin güvenli ortamından uzaklaşmamayı seçer, ya da kendisine yardımcı olabilecek kişiler olmadan dışarı çıkmaz. Hastalar sıkıntılarını gidermek için alkole yönelim gösterebilir. Tedavi ertelenirse depresyon belirtileri ortaya çıkabilir.

Agorafobi kimlerde sık görülür?

Genellikle panik atak hastalığıyla birlikte görülür. Hatta panik nöbetiyle birlikte olmayan agorafobiye çok nadir rastlanır. Panik atak hastaları nöbet sırasında kalp krizi ya da beyin kanaması geçirdiklerini düşünür. “Çıldıracağım", “Öleceğim” korkusu yaşar. Panik atak tedavi edilmezse bir süre sonra hastalar dışarı çıktıklarında “Başıma kötü bir şey gelecek ve kimse bana yardım edemeyecek” diye kaygılanır. Bu aşamadan itibaren artık agorafobi başlar. Kişi açık alanda yalnız başına yürümekten korkar; çünkü o anda kimsenin yardım etmeyeceğini, hastaneye yetiştirilemeyeceğini düşünür. Sokağa çıktığında düşmemek için duvarın kenarından yürür.

Mesela, bu hastalar çok sık biçimde köprüden korkar. Çünkü “Trafik tıkanacak, köprünün ortasında mahsur kalacağım, hiçbir yere gidemeyeceğim” diye kaygılanır. Hastaların bir kısmı hastaneye yetişememe korkusu nedeniyle hastanenin yakınına taşınır. Zamanında tedavi almayan hastalar bir süre sonra açık alanlara çıkamaz, toplu taşım araçlarını kullanamaz. Evinin dışında bir yere çıkıp yürümek bile onun için yeterince tehlikeli bir durumdur; çünkü zihnini hep ‘Ya yolda düşürsem ve hastaneye yetiştirilemezsem’ korkusu meşgul eder. Bir süre sonra kendini eve kapatır; hatta evinde de yalnız kalamaz ya da her an bağlantıda olduğu kişilere ihtiyaç duyar. Bu şekilde uzun süre evden çıkamayan, günlük hayatını sürdüremeyen, işini kaybeden, ailesiyle ciddi sorunlar yaşayan kişiler var.

 

Agorafobinin nedenleri neler?

En sık nedeni daha önce yaşanmış panik ataklar. Diyelim, kişi trafik sıkışıkken köprü üzerinde panik atak yaşadı. Aynı şeyin başına geleceği korkusuyla bir daha köprüden geçmez. Agorofobi ortaya çıkınca sadece panik atağın tedavisi yeterli olmaz. Agorafobinin de tedavi edilmesi lazım.

Hasta yakınları agorafobisi olanlara nasıl davranmalı?

Hasta yakınları kişinin kaygıları için ortada mantıklı bir sebep bulamaz. Bu nedenle fobisi olan kişiye baskı yapma eğilimi çıkar. ‘Sende sorun yok, dışarı çık’ diye baskı uygulanır. Böyle bir durumda kişinin sorunu artar.

Agorafobi kadınlarda daha mı sık ortaya çıkıyor?

Diğer fobik hastalık tiplerinde olduğu gibi agorafobi de kadınlarda, erkeklere oranla daha sık görülür. Hastaların yaklaşık üçte ikisini kadınlar oluşturur. Ayrıca kadınlarda agorafobik davranışın belirtileri daha ağır. Ancak diğer fobilerden farklı olarak agorafobi çocukluk çağında değil daha geç bir dönemde, 20’li yaşlarda başlar.

Agorafobi nasıl tedavi edilir?

Eğer varsa önce panik atak tedavi edilir. Psikoterapi ağırlıklı yapılan tedavi, antidepresan ve benzodiyazepin türü ilaçlarla desteklenir. Yeşil reçeteyle alınan benzodiyazepinler üç-dört haftadan uzun süre kullanılmamalı; çünkü bağımlılık yaparlar. Panik atak ve fobi gibi durumlarda antidepresanın uzun süre kullanılmasına gerek yok. Psikoterapiyle sürdürülen tedavilerde antidepresanın 3 -6 ay süreyle kullanılması genellikle yeterli. Agorafobide ise tedavinin ilk adımını, hastanın kalabalık ortamlarda başına kötü bir şey gelmeyeceğini öğrenmesi oluşturur. Bunun için ‘gerçekçi iç diyalog’ denilen bir teknikten yararlanırız.

Agorafobisi olanlarda felaket tellallığı yapan bir iç ses vardır. Kişi kalabalık ortamlara girdiğinde o iç ses sürekli ‘Şu anda başına çok kötü bir şey gelecek’ der. Hastaya o iç sesle mücadele etmesini öğretiriz. Bir süre sonra hasta ‘Hayır, şu anda bana bir şey olmayacak, ben sağlıklı bir insanım’ demeye başlar. Başvurduğumuz yöntemlerden biri de ‘sistematik duyarsızlaştırma’. Bu teknikte kişi önce korktuğu şeyi zihninde canlandırır ve o durumla karşılamaya kendini hazırlar. Daha sonra korkulan durumla yüzleşir; ama bunun doğru dozda, adım adım yapılması lazım. Örneğin, kişi hiç sokağa çıkamıyorsa önce 10 adım, sonraki gün 15 adım çıkması sağlanır. Eğer doz doğru ayarlanmazsa geri dönüşler olabilir, tedavi başarısı olumsuz etkilenir.

Tedavi ne kadar sürer?

Hastalığın süresi ve şiddeti tedavi süresini etkiliyor. Köprüden geçemeyen biriyle evinden hiç çıkamayan kişi arasında süre açısından fark var; ama 8-12 seans yeterli.

Bu belirtilere dikkat!

Eğer son zamanlarda bu belirtiler varsa bir psikiyatriste başvurun.

* Her an fiziksel bir rahatsızlık yaşayabilirim; bu nedenle yalnız kalmamalıyım.

* Bir rahatsızlık yaşadığımda benim yapabileceğim bir şey yok. Dolayısıyla yanımda birinin olmasını tercih ederim.

* Evin dışındayken kontrolü kaybetmekten ve kendimi herkese rezil etmekten korkuyorum.

* Gün geçtikçe sokağa çıkmaktan korkuyorum. Bir yerlere gitmektense evde kalmayı yeğliyorum.

* İnsanlara yabancılaştığımı, insanlardan kopmaya başladığımı hissediyorum. * Kendime, bedenime yabancılaştığımı hissediyorum.

* Korkmaktan korkar hâle geldim.

* Kalabalık yerlerde panik yaşıyorum. (Çarpıntı, nefes alamama, bayılacakmış gibi olma, terleme, titreme, ölüm-çıldırma korkusu...)

* Bu korkular gün geçtikçe ev ve iş hayatımı etkilemeye, arkadaşlarımla ilişkilerimin bozulmasına yol açıyor.

ÖZGÜR GÖKMEN ÇELENK- RADİKAL

3