Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Paris-Ankara yakınlaşması başlıyor...

Perşembe, 08 Nisan 2010 - 05:00

Paris’ten korkulan haber gelmedi. Erdoğan-Sarkozy görüşmesinde dinamit patlamadı. İki lider bilinen görüşlerini tekrarladılar ve bu ilişkiyi canlandırma konusunda anlaştılar. Acaba başarabilecekler mi belli değil, belli olan, Paris’ten ılımlı mesajların çıktığı, buna karşılık Ankara’nın da ılımlı bir yaklaşım sergilediği şeklinde.
Tabii, her şeyin iyi gideceği konusunda hiçbir güvence yok, ancak Türkiye ile Fransa’yı birbirine bağlayan öylesine güçlü bağlar var ki, ne Sarkozy ne de Erdoğan koparabilir.
Kamuoyu pek bilmez ancak, Fransa, Türk ihracatında ikinci sıradaki bir ülkedir. Karşılıklı ticaretimiz yıllık 10 milyar euro civarında. Türkiye’deki yabancı yatırımcılar içinde de Fransa, 20 milyar dolar ile ikinci sırada. Neresinden bakarsanız bakın, ekonomik ve ticari ilişkilerde Fransa, Türkiye’nin en önemli ortaklarından biri.
Resmi yemekte Sarkozy’nin verdiği temel mesaj, “birbirimize ihtiyacımız var” olacak. Ardından da şunları sıralayacak:
G-20’ler toplantısında katkıda bulunun, seyirci kalmayın, bize destek verin...
Akdeniz Birliği projesinde size ihtiyacımız var.
İran konusunda, AB ve ABD ile birlikte hareket etmenize ihtiyaç duyuyoruz.
Bölgesel krizlerde birlikte hareket edelim.
Ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirelim.
Sarkozy’nin geçen eylül ayından bu yana karnesi düzgün. Daha önceleri, Türkiye’nin Avrupalı dahi sayılamayacağını söyleyen ve Avrupa Birliği’ne tam üyelik yerine, Alman Başbakanı ile birlikte imtiyazlı ortaklık statüsünü destekleyen Fransız Devlet Başkanı, 6 aydır Türkiye konusunda konuşma orucu tutuyor. Medyaya Türkiye konusunda hiçbir şey söylemiyor. Daha da önemlisi, imtiyazlı ortaklığı ağzına dahi almıyor. Bundan sonra da böyle devam edecek.
Erdoğan’ın mesajları da açık. O da, AB konusu başta olmak üzere, Türk görüşlerini tekrarladı.
Özetlemek gerekirse, yeniden yola çıkıldı. Bakalım Sarkozy ile nereye varacağız.

Ankara, İsrail’e kızıyor ancak vazgeçemiyor
Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler yine gerilmeye başladı. Netanyahu hükümeti en yakın müttefiki ABD’yi bile umursamadan, dünyaya meydan okuyor. Tepkiler umurunda dahi değil. Washington’un tüm itirazlarına, uluslararası kamuoyunun uyarılarına rağmen, Filistinlilere ait topraklara 1600 yeni ev yapmasının, Filistinlilere sürekli eziyet etmesinin mantığını kavrayabilmek çok zor. Bu koalisyonun uyguladığı politikalar, İsrail’i uluslararası alanda giderek yalnızlaştırıyor, ancak kimsenin umurunda değil.
Tabii bu durum, Ankara’daki resmi gerilimi ve Türk kamuoyundaki tepkileri de giderek arttırıyor.
Başbakan Erdoğan, artık İsrail’i her fırsatta dövüyor, Dışişleri Bakanı Lieberman da AK Parti’yi giderek artan biçimde İslamcılıkla suçluyor. Tam anlamıyla bel altından vuruyor.

‘İsrail ile kavgalı bir Türkiye cazip değil’

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, Türkiye’nin dış politikasında söz sahibi olan, Dışişleri ve Cumhurbaşkanlığı’nın en üst düzey sorumlularının kesin görüşü ise hâlâ aynen şöyle:
“Türkiye ile İsrail arasındaki sorunlar, koalisyon hükümetinden ve İsrail’in Gazze’ye karşı, hiçbir insani değere sığmayan tutumundan kaynaklanmaktadır. İlişkilerin kopması, diyalogun tümüyle kesilmesi söz konusu değildir. Böyle bir olasılık, Türkiye’nin bölge çıkarlarına ve politikalarına ters düşer.”
İsrail ile diyalogu kesilmiş bir Türkiye’nin bölgede hiçbir cazibesinin kalmayacağına dikkat çekiliyor.
“Böyle bir durumda Suriye’den farkımız kalmaz. Bölgede istediğimiz hiçbir rolü oynayamayız. O zaman da kimseler kapımızı çalmaz” diyen, bu yetkililerden biri, Ak Parti’ye çok yakın olmasına rağmen, Başbakan’ın ısrarla İsrail’in üstüne gitmesinden rahatsızlığını da saklamıyordu. Ancak, İsrail Dışişleri Bakanı’nın aşırı tepkilerini kimse durduramadığı için tırmanma sürüyor.

İsrail, PKK konusunda gözetim altında

Ankara’nın istihbarat camiası ise, İsrail’e bambaşka bir gözle bakıyor. Onların sorunu, İsrail’in PKK’ya yaklaşımında bir değişiklik olup olmayacağı ile ilgili. Özellikle son sürtüşmelerin ardından, MOSSAD’ın PKK’ya farklı yaklaşabileceği ve desteğini arttırabileceği, ciddi biçimde tartışılıyor.
Hele, PKK’nın, İran’daki kardeşi de hesaba katılırsa, istihbaratçılara göre, MOSSAD’ın hesaplarının değişebileceği tartışılıyor.
Henüz önemli bir tutum farklılığı da görülmemesine rağmen, dürbünler bu konuya çevrili. En ufak bir adım, MOSSAD veya İsrail’in parmak izini taşıyan bir gelişme, Ankara’da hiç sürpriz yaratmayacak. Ancak, o zaman da ikili ilişkilerde yeni bir başka süreç başlayacak.