www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN85,9590 %-2,16
  • BIST79314 %-0,35
  • EURO2,7895 %-1,13
  • USD2,2135 %-0,18

126 yıllık kozmetik hikayesi: AVON

Dünyaca ünlü kozmetik markası AVON'un New York yakınlarındaki Suffern'deki Araştırma Geliştirme Merkezi, 100 milyon dolarlık bir yatırımla en ileri teknolojilerin yer aldığı dev bir kozmetik üssü

01 Temmuz 2012 - 05:00
Yazı Boyutu:

AVON’un hikayesi 126 yıl önce tam da bu merkezin olduğu yerde başlıyor... David McConnell geçimini sağlamak için kapı kapı dolaşıp kitap satmaktadır. Daha fazla kitap satabilmek için müşterilere minik şişelerde koku hediye etmeye başlar. Bir kitap alana bir koku... Ama zamanla David McConnell kadınların kitaptan çok parfüme ilgi göstermeye başladığını fark eder. Bunun üzerine geçimini kapı kapı dolaşıp parfüm satarak sağlamaya karar verir. McConnell 1886’da California Perfume Company’yi kurarak kozmetik sektöründe yerini alır. İlk olarak 1897’de AVON’un bugünkü kozmetik üssünün bulunduğu Suffern’deki yerinde; ilk araştırma ve geliştirme merkezini kurar. Kolay akılda kalması ve her dilde kolay okunabilmesi için AVON adını koyar. Burada üretilen parfümleri, kozmetik ürünlerin satışı kapı kapı dolaşılarak devam eder. AVON, McConnell’in mirasını aynı şekilde sürdürüyor. Şimdi AVON’un 100’den fazla ülkede 300 milyonun üzerinde müşterisi var.

300 bilimadamı gençlik iksirini bulmaya çalışıyor

AVON’un kozmetik üssünde 350 bilim insanı görev yapıyor. Her yıl bine yakın ürün geliştiriliyor. Burada görev yapan bilim kadınlarından Dr. Uma Santhanam, birçok icada imza attıklarını belirtiyor. Retinol, stabilize edilmiş A vitamini ve konsantre C vitamininin cilt için ilk kez kullanımı, ilk kez gen araştırmalarından yararlanılması, ‘Alpha Hydroxy Asit’in (AHA) ilk kez gençleştirme kremlerinde kullanılması, son olarak yeni keşfedilen A-F33 (Aminofill-33) molekülünün kremlerde kullanılmasının bu üste gerçekleştiğini belirtti. Bu buluşları doğadan ve bilimsel çalışmalardan ilham alarak yaptıklarını belirten Dr. Uma Santhanam, örneğin son gençleştirme kremlerinden Anew Genics’te, insan ömrünü uzatma çalışmalarından yararlandıklarını söyledi.

Dr. Uma Santhanam, genetik araştırmalardan esinlenilerek yapılan ve iki ay önce piyasaya çıkan Anew Genics’in hikayesini şöyle anlattı: “İtalya’nın Calabria bölgesindeki insanlar uzun yaşıyor. Uzun yaşadıkları gibi genetik olarak genç ve dinç kalıyorlar. 100 yaşına gelmiş ama çok genç görünen birçok insan yaşıyor bu bölgede. Calabria Üniversitesi buradaki insanların genini araştırdı. 945 kişiden gen örneği toplayıp neden uzun yaşadıklarını anlamaya çalıştı. Bu bölgede yaşayan insanların genetik kodunda özel bir gen olduğu, o genin bu gençliğe ve sağlığa neden olduğu anlaşıldı. Biz de bu konuda Calabria Üniversitesi ile işbirliği yaptık. “Bunu kreme nasıl uygularız?” diye düşündük ve gençlik geni teknolojisini kurduk. İnsanlarda da olan fakat Calabria bölgesindekilerde daha yaygın bulunan bu geni nasıl uzun süre aktif tutabileceğimizi bulduk ve bunu kreme uyguladık. Şöyle ki; ciltteki protein yaşlanmayla birlikte düşüyor. Gençlik geni, ciltte protein üretimini sağlıyor ve böylece cildi gençleştiriyor. Bunun için teknolojilerin yanısıra her zaman başvurduğumuz Doğu’nun şifalı bitkilerinden de yararlandık.”

Dr. Uma Santhanam, önümüzdeki aylarda piyasaya çıkacak bir diğer krem ‘Anew Clinical A-F33’le ilgili de şu bilgileri verdi: “Anew serisinin yeni ürününün formülünde bulunan A-F33 adlı molekülü işbirliği yaptığımız Neostrata adlı kuruluş yeni keşfetti. Bu kuruluş AHA’yı da bulmuştu ve ilk kez biz kremlerde kullanmıştık. Sonra patentini başka markalarda almış ve kremlerinde kullanmıştı. Şu anda A-F33 sadece Neostrata ve AVON’un patentinde. Başkaları kullanamaz. Bu buluş, kırışıklıklara karşı bir dönüm noktası, bir devrim. A-F33 (Aminofill-33) yeni bir birleşim. 33’ün anlamı Neostrata’nın buluşlarına verdiği numaraların son sayısı. Aminofill’in özelliği cildi kalınlaştırıyor, dokuyu sıkılaştırıyor, kolajen üretimini artırıp sağlıklı ve etkili hale getiriyor. ‘Anew Clinical A-F33’ adını verdiğimiz yeni losyonumuz, ciltteki ince çizgi görünümünü düzgünleştiriyor. Düzenli kullanımda yüzde 100 sonuç alındığı klinik olarak kanıtlandı. Bu sonuç lazerle bile güç alınır.”

9 yaşında oyuncu 11 yaşında modeldim

Ünlü top model ve film yıldızı Milla Jovovich’i birçok moda devi markanın reklamlarından ve Luc Besson’un yönetmenliğini yaptığı, Bruce Willis’le başrolü paylaştığı ‘The Fifth Element’ ile, yine ünlü yönetmen Wim Wenders’in yönettiği, Mel Gibson’la başrolü paylaştığı ‘The Million Dolar Hotel’den tanıyoruz. Milla Jovovich ile AVON’un yeni parfümü ‘City Rush’ın yüzü olması vesilesiyle geçen hafta Amerika-New York’ta buluştuk. Güzel, esprili, alçakgönüllü, cana yakın ve çok sadeydi... Zaten bir rujla hafif rimel onun için yeterliymiş... 1975’te Ukrayna’nın başkenti Kiev’de doğan Milla’nın babası çocuk doktoru, annesi tanınmış bir Rus oyuncuymuş.

1981’de Amerika’ya taşındıklarında o da annesi gibi oyunculuğa başlamış ve yaşı 9’muş. 11 yaşında da modellik kariyeri başlamış. “Tam bir çocukluk yaşadım diyemem” diyor güzel oyuncu, topmodel. Ve ekliyor: Çocukluğunu muhteşem yaşayan birçok arkadaşım oldu ama sonrasında, ergenlik dönemlerinde bazıları uyuşturucuya bulaştı, bazıları kendini partilere kaptırdı. Bense hep çalıştım. Çocukken diğer arkadaşlarım gibi eğlenmeye vaktim olmadı ama muhteşem bir kariyerim oldu. Kendime güvenim yüksekti...

Milla, film yönetmeni Paul W.S. Anderson’la evliliğini ve hayatındaki öncelikleri ise şöyle anlattı: Çok şanslıyım ki muhteşem bir adamla evlendim. Kızımın doğumundan önce aralıksız çalışıyordum. Ama şimdi zamanımı 4 yaşında olan kızıma ayırmayı tercih ediyorum. Zaman buldukça yemek kursuna gidiyorum, evde yemek yapıyorum. Çocuğumuz olduktan sonra Los Angeles’ta yaşamaya başladık ve artık evden fazla uzak kalmamak için film tekliflerini reddediyorum. Milla Jovovich, form tutmak için spor salonuna gitmekten nefret ediyor; “Orada bisikletin üzerinde ter dökmektense her gün Uzakdoğu sporu yaparım. Çünkü bir şey öğrendiğinizi ve bir şey başardığınızı görüyorsunuz Uzakdoğu sporlarında. Ve kadın olarak da size güven veriyor, başınızı dik tutuyorsunuz. Birisi sokakta beni soymaya kalkarsa tak tak iki tane geçiririm” diyor. Güzel oyuncunun neden aksiyon filmlerinde oynamayı tercih ettiği de böylece anlaşılıyor...

Marka yüzü olmak için para yeterli değil

Peki ya marka yüzü olmak?

“Para güzel bir şey ama marka yüzü olmak için yeterli değil. Uzun vadede parayı değil imajınızı düşünüyorsunuz. AVON’un meme kanseriyle savaşa verdiği katkıları da bu seçimimi destekledi. Onların sosyal sorumluluk projelerini, insan hakları için çalışmalarını, özellikle kadınların haklarını savunan çalışmalarını seviyorum. O yüzden AVON’un City Rush parfümünün yüzü oldum. City Rush çok hafif ve gizemli bir parfüm. İnsanların parfümümün kokusunu fark etmesini istiyorum, ama onları rahatsız edici şekilde değil. Fark edilmek için çok fazla makyaj yapmak zorunda değilsiniz, aşırı dikkat çekici giyinmek zorunda değilsiniz, parfüm için de aynı şey söz konusu. Çok zarif ve biraz daha arka planda kalarak dikkat çekmek en doğrusudur. Parfümde de böyle olması gerektiğine inanıyorum...”

( 24.06.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır )


YORUMLAR

Bu haberle ilgili hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yazan siz olun

posta.com.tr - Posta Seri İlanlar