Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Pazartesi sendromu değil, futbol!

Salı, 13 Temmuz 2010 - 05:00

Her hafta başı işe başlayınca pazartesi sendromu çekenlerden değilim, ama itiraf ediyorum ki bu kez yurda dönüş sendromu çekiyorum! Aslında her şeyi bıraktığım gibi buldum: PKK, terörü tırmandırmaya devam ediyor; iç siyasette akıl hakim değil; dış siyasette de öyle. Şiddet haberleriyle Bodrum ve Çeşme haberleri iç içe... Eee? Niye sudan çıkmış balık gibiyim? Dahası, neden Spor Servisi’nden Belediye haberlerine yönlendirilmiş acemi muhabir gibiyim? Futbol, bu kadar mı kuvvetli bir uyuşturucu da, hepi topu iki maç seyrettim diye aklımı başıma toplayamıyor, ille de kenarından köşesinden futbol geyiği yapayım istiyorum? Ahtapot Paul’ün tavsiye ettiği ve gönlümün götürdüğü yere gittiğim için zaten İspanya’yı tutuyordum ve İspanya şampiyon oldu. Daha konuşulacak ne kaldı? Hollandalılar ikinci olduğu halde niye ağladı, onu anlayamadım mesela! Zaten oh olsun, amma da tekme attılar, hele o çocuğun göğsüne attıkları tekme?

Beni asıl etkileyen futboldan çok G. Afrika’nın bu işin altından bu kadar iyi kalkmış olması! Kapanış töreni de harikaydı, stat da öyle. Korkulan olmadı, bir tek şiddet, terör vakası yok. G. Afrika, yüzde 40 işsizlik oranı, geçmişten kalan ırkçılık yüzünden birbirine diş bileyen insanların birlikte yaşamakta zorlandıkları bir ülke. Ama o konuları bilmiyor olsan, yaşarken güllük gülistanlık! Yanımızdan bir an ayrılmayan altın dişli, siyah kostüm, pembe gömlekli, çift tabancalı korumanın folklorik bir eğlence unsuru olarak dolaştığını düşünüyor insan. Bir tek kent ve bir haftayla karar verilmez elbet, ama haberlerde de bir anormallik yoktu. Bizim haberlere bakın bir de, bir tek bülten izleyenin gece uykusu kaçar! Ağrı, Diyarbakır ve İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki kışkırtmalara bakınca insan şaşıp kalıyor. Ağrı’daki, Doğu Beyazıt’taki dükkan sahibi Kürt değil mi, yakıp yıkıyor dükkanını, bu hareketin nasıl tümü Kürt hareketi olabilir ki? Milletvekili kışkırtıyor, çoluk çocuk, molotoflar, kaldırım taşlarıyla saldırıyor. Özgürlük hareketi! Bunun adı dünyanın her yerinde anarşidir...

Mahkemenin kararını kim doğru anladı?

G. Afrika’ya indikten bir süre sonra Turkcell’in tarifesi telefona düşünce elimiz yandı, hemen internet servisini kapatıp, gelen telefonlara da acil değilse yanıt vermedik, öyle pahalı, öyle pahalı! Eh tabii memlekette ne olup bittiğini bilmiyoruz, ama CNN sms’lerinden Anayasa Mahkemesi’nin değişiklikle ilgili kararı geldi, hem de tam statta maçın başlamasını beklerken! Ben önce Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay ile ilgili iki madde de tümden iptal edildi anlayıp pek bir sevindim! Hatta ayıp bir el kol hareketi bile yaptım! Herhalde TBMM Başkanı Şahin de benim gibi yanlış anlamış ki pek bir üzüldü, kızdı. O kızınca ben doğru anladığıma iyice ikna olup CHP’nin referandumda niye “hayır” vereceğini düşünürken Cemil Çiçek’in açıklaması geldi. O memnun. Hımmmm! Karanlıkta yol buluyoruz. Çiçek bu işlerden daha çok anlar. Demek bir bit yeniği var. MHP’den de bozuk atma, Saadet’ten destek gelince iş anlaşıldı. Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim hesabı. Fırsat bulup internete girince işin aslı anlaşıldı. İptal edilen bu maddelerin sadece üye seçimi ile ilgili bölümleriymiş. O maddelerin tümünü iptal etmedikten sonra ne anlamı varsa? Mahkemeye o kadar baskı yapıldı ki ancak bu kadarına cesaret edebildiler yorumları doğru olabilir. Demokrasi inancı, vicdan, yürek bir yere kadar. Referandumda niye hayır dememiz gerektiğini yazmaya devam edeceğim elbet, değişiklik tasarısı TBMM’de görüşülürken niye karşı olduğumu yazdığım gibi. Bir kere referanduma karşıyım: halka bu kadar karışık bir şey sorulmaz, bak TBMM Başkanı Şahin bile anlamadı ne olduğunu! Boğaz’a 3. Köprü yapılsın mı, yapılmasın mı, diye sorarsın, anlarım. Ama hepsi birbirinden farklı bilmem kaç maddelik bir anayasa değişikliğine halk, ki dizi ve maçtan kafasını kaldırmıyor, en fazla, kim neyi işaret ediyorsa ona bakıp oy verecek!