Perakendenin önündeki 'fırsat penceresi'

Cuma, 09 Nisan 2010 - 05:00

Şu sıralar perakende sektörü, başlıktaki ‘fırsattan’ çok, pazar günleri 18.00’den sonra kapanmayı öngören yeni düzenlemeyi konuşuyor. Son yılların en hızlı büyüyen ve istihdam yaratan sektörleri arasında ilk sırada yer alan perakendede, herşeye rağmen geleceğe olumlu bakılıyor. Düzenlediğimiz CEO Club buluşmasında, Sabancı Holding Perakende Grup Başkanı Haluk Dinçer’i dinlerken, bu düşüncem bir kez daha pekişti. Sektör, yoluna devam etmek hesabında... Kötüyü aklının bir kenarında tutup, Haluk Dinçer’in altını çizdiği ‘fırsatlara’ odaklanılıyor.
Dinçer’e göre, 2009 yılı sonu itibarıyla Türkiye’den sadece 2 şirket, dünyanın en büyük 250 perakendecisi arasına girdi. Ama 10 yılda bu sayıyı 10’a çıkarmak mümkün. Bununla birlikte yeni fırsatların sektörün önüne çıkacağını düşünüyor.
Dinçer’in dikkat çektiği ve konuştuğum çok sayıda perakendecinin paylaştığı bu 4 fırsatı şöyle özetlemek mümkün:
1. Türkiye’de perakende, gelenekseliyle birlikte 300 milyar dolar düzeyinde. Bunun yarısı gıdadan oluşuyor. Gıdada organizenin payı yüzde 20, gıda dışında ise yüzde 50’dir. Yani organizenin payı yüzde 35’te kalıyor. Örneğin, İspanya’da yüzde 80’dir. Türkiye’de de 2020’ye kadar bu dönüşüm gerçekleşecek. Dönüşüm yeni yatırımlarla gerçekleşecek. AVM (alışveriş merkezi) sayısı 240’a ulaştı. 2 yılda 300’ü geçecek ve Anadolu’ya yönelecek. Bu beraberinde sosyal hayatı, kent kültürünü etkileyecek.
2. Türkiye’de perakendede yoğunlaşma oranı çok düşük. Gıdada en büyük 3 oyuncunun cirosu 14 milyar lira, yani pazarın yüzde 9’u... Bu oran, Batı’da yüzde 40-80 arasındadır. Gelecek 10 yılda bu alanda büyük değişim olacak. Rekabet kendi aralarında geçecek ve sektörde konsolidasyon yaşanacak.
3. Türkiye nüfusu 73 milyona ulaştı. Bunun dörtte üçü şehirlerde yaşıyor. Kentleşme gelecek 10 yılda devam edecek, çalışabilir yaş grubundaki artış sürecek. Demografiyi fırsata çevirip yüzde 7-8 büyümeler yakalayabiliriz.
4. Türkiye, bölgesinde çok önemli bir güç olarak yükseliyor. Geçmişte jeo-stratejik önemden söz edilirdi, şimdi yeni bir yapı var. Dünyanın enerji kaynaklarının dörtte üçü bu bölgede ve Türkiye 700-800 milyar dolarlık ekonomisiyle, bölgenin önemli bir çekim alanıdır.

Şimdi gözler ‘çıkış’ stratejilerinde

Krizin ortasında kamu otoritelerinin, özellikle de merkez bankalarının yangını söndürmek için bol su sıktığı dönemde, ‘çıkış’ pek tartışılmıyordu.
Ama büyüme sürecine girilmesiyle birlikte ‘çıkış’ stratejileri daha sık konuşulmaya başlandı. Hafta içinde Avustralya Merkez Bankası’nın faiz artırımı, bu konuyu yeniden gündeme getirdi.
Türkiye’de ise Merkez Bankası, 13 Nisan’da, krizde uyguladığı sıra dışı para politikasını ve faiz stratejisini nasıl devam ettireceğini açıklayacak olmasa bile yakında benzer haberler bütün dünya merkez bankalarından gelebilir. Henüz piyasalar ciddi şekilde bunu satın almıyorlar, ancak mayıs ayından sonra gündemde ‘çıkış’ stratejilerinin yapısı etkisini gösterebilir.

Kritik 6 aya dikkat!

Geçtiğimiz günlerde Bloomberg’ün bir araştırması vardı. Orada dünyanın önde gelen merkez bankalarının, faiz politikalarının ne yönde gerçekleşeceğine yönelik bilgiler yer alıyordu.
Buna göre, merkez bankalarının önemli bölümü, 6 ay içinde ‘faiz artırmaya’ başlayacaklar. İkinci bölümü ise 6 ayı aşan bir sürede bu yönteme başvuracaklar. Aralarında zaten faiz artırmaya başlayanlar olduğu gibi, henüz çok yeni indirim yoluna gidenler olduğunun da altı çiziliyor. Türkiye, ‘6 ay içinde faiz artırımı’ yapacaklar arasında yer alıyor. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ile yaptığım sohbette de bu yönde izlenim edinmiştim. Ama bu konudaki kesin bilgiyi, 13 Nisan günü öğreneceğiz. Büyük olasılıkla piyasaların 2010 seyrini de bu açıklama etkileyecek.