Piyasa kriz öncesine döndü

Cuma, 16 Nisan 2010 - 05:00

Krizin etkileri yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Borsalar, kriz öncesi dönemindeki düzeyini bile geçti. Dolar/TL paritesinde, 2008 düzeylerine yaklaşılıyor. Faizler, kriz öncesinden bile iyi... Üretim ve ihracat rakamlarında henüz kriz öncesi düzeylere yaklaşılmadı. Ancak, gelişmeler, bu yıl olmasa bile yakında kriz öncesi düzeyin yakalanacağını gösteriyor. Ancak, krizin faturası iki kesime, ‘şirketini ve işini kaybedenlere’ çıktı. Şirketini kaybedenlerin de işi zor. Ancak, en büyük sıkıntı işini kaybedenlerde... Onlardan bir bölümü, krizin etkileri gitse bile, belki de uzun süre iş bulamayacaklar.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) rakamları, küçük umutlar verse dahi, işsizlik sorununun kalıcı hale geldiğine yönelik işaretler veriyor. Tarım dışı işsiz sayısı krizden bu yana ilk kez 83 bin azalarak 3 milyon 527 binden 3 milyon 444 bin adede geriledi. Ancak, daha fazlasına, daha fazla yatırım ve büyümeye ihtiyaç var.

2007 düzeyine çok var

Konuştuğum işadamı ve yöneticiler de iyileşmeyi kabul etmekle birlikte, ‘kaybedilen mesafenin’ alınmasının zamanla olacağının altını çiziyorlar. Örneğin, Bosch Türkiye’nin CEO’su (üst yönetici) Hermann Butz, “2007, iyi bir yıldı. O zaman 10’uncu kattaysak, krizde 5’e kadar düştük. Şimdi 7’nci kattayız. Daha alacak yolumuz var” diyor. Başka şirketlerin de kriz öncesi için, kriz öncesindeki istihdam düzeyi için zamana ve hızlı büyümeye ihtiyaçları var. Az istihdamla verimlilik yakalayan şirketler, hızlı büyümeyi görmeden, iş alım stratejilerini gözden geçirmeyecekler.

Bu da en çok gençlere darbe vuruyor. Her yıl işgücüne katılan 500 bin kişi ve zaten işsizlerle, genç işsiz oranı sürekli artıyor. Son olarak OECD verileri açıklandı. 15-24 yaş arasında işsizlik rakamı, 2007’deki 16’lar düzeyinden, geçen yılın son çeyreğinde yüzde 21.4’e ulaşmış. Sorun sadece Türkiye’ye ait değil. Bizden daha kötü ülkeler var. İrlanda, İspanya, Macaristan gibi ülkelerde yüzde 30’lara varan rakamlar dikkati çekiyor. Ancak, oranlar aynı olsa bile Türkiye’de nüfus, özellikle genç nüfusu oldukça yüksek... Bunu dikkate alıp, yeni dönemde gündeminin ilk sırasına ‘işsizlik’ konusunu almakta yarar var diye düşünüyorum.

Çin’de konut balonu olur mu?

ABD’den başlayan ve dünyayı saran krizin arkasında büyük ölçüde konut sektörü vardı. Hâlâ da sorun tam olarak çözülebilmiş değil. Bir ara Dubai’de kriz ortaya çıktığında, orada da konuttan kaynaklanan sorunlara dikkat çekilmişti. Şimdi Çin’deki ‘Konut balonundan’ ve yakında patlayabileceğinden söz ediliyor. 6 milyar dolarlık fonu yöneten Kynikos Associates’in başkanı Jim Chanos’un değerlendirmelerini okudum, oldukça ciddi endişeleri olduğunu gördüm. Çin’de inanılmaz bir ticari ve konut yatırımı olduğunun, bunun ölçüsüzce yapıldığının altını çiziyor.

Sürdürülebilir büyüme mi?

Chanos’un, dikkatimi çeken saptamaları şöyle:

* Çin’de, Dubai’dekine benzer dev gayrimenkul yatırımları yapılıyor. Ancak, yapılan konutlar, geniş kitleler için değil. Orta sınıfın bunları ödeyebilmesi de mümkün görünmüyor.

* Çin’de ortalama bir çiftin yıllık geliri 7-8 bin dolar. Bunların gelirleriyle 150 bin dolarlık projeleri ödeyebilmeleri zor. Bu, ABD’de 40 bin dolarlık gelirle, 600 bin dolarlık mortgage planına girmeye benzer bir durumdur.

* Çin’deki ‘balon’un ne zaman patlayacağını tahmin etmek zor. Ancak, 2010’un sonu ile 2011’in başında olabileceğini düşünüyorum. Jim Chanos gibi düşünenler kadar, Çin’deki konut işinin uzun süre daha sorunsuz gideceğini ileri sürenler de var. Tıpkı Dubai’de olduğu gibi... Ancak, yine de kırılgan bir dönemde, her türlü riski dikkate almakta yarar var.

Gönlü yerelden kalbi ithalden yana

‘Global Marka’ (The Global Brand) kitabının yazarı, ünlü yönetim uzmanı Nigel Hollis, geçtiğimiz hafta, CEO Club Perakende Liderleri toplantısında bir sunum yaptı. İzleyenler arasındaki perakende yöneticileri, ağırlıklı olarak giyim ve gıda sektöründendi.

‘Kalıcı ve başarılı’ marka yaratma üzerine konuşan Hollis, sunumu sırasında bir tabloyu ekrana yansıttı. ‘Ben her zaman ülkemde üretilmiş ürünleri satın almayı tercih ederim’ başlıklı tabloda, 5 ülke ve bu ülkelerdeki tüketicilerin değerlendirmeleri vardı.

Başlıktaki ‘sözü’ en çok destekleyen tüketiciler, salonu da biraz şaşırttı ama Türkiye’de bulunuyor. Türk tüketicisi yüzde 82 ile ‘ülkemde üretilmiş ürünü alırım’ görüşünü savunuyor.

Aslında Nigel Hollis, ‘Biraz şanslısınız, tüketicileriniz sizin yanınızda’ demeye getiriyordu ki salondaki itiraz dolu bakışların sözcülüğünü, Koton’un sahibi Yılmaz Yılmaz yaptı. Yılmaz Yılmaz’ın mesajı özetle şöyle idi:

“Sizin araştırmaya göre, Türk tüketicisi, ülkesinde üretilen ürünleri almak istiyor. Ancak, gerçek öyle değil. Önemli bölümü hâlâ yabancı markaların peşinden koşuyor.’

Salondaki dinleyicilerin de katıldığı bu görüşe Hollis, “Algı ile gerçek bazen uyuşmayabiliyor” yanıtını verdi. Aslında bunu, tüketicinin mantığı ile kalbi arasındaki çelişkiye de yormak lazım. Mantık yerli üretim diyor, kalp ise yabancıya doğru kayabiliyor.

2