Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

PKK terörü sadece Kandil'i kapatmakla bitmez

Perşembe, 15 Temmuz 2010 - 05:00

Kandil’deki PKK kampının kapatılması yeni değil. Yıllardan beri tartışılan ve Türkiye’nin tek başına işin içinden çıkamayacağı sonucuna vardığı bir konudur.

Şu günlerde tekrar gündeme girdi.

Nedeni de, PKK’nın hemen her gün bir yerleri vurması ve her sabah yeni bir şehit haberiyle uyanmamız.

Bu durum kamuoyunu geriyor. Kamuoyu gerildikçe de, Ankara sinirleniyor. Askeri ve siviliyle çabuk bir çözüm aranıyor. Ancak aranan çözüm, Kürt sorunundan çok, PKK’yı etkinsizleştirmeye yönelik. AK Parti hükümeti çok iyi başlamış ve açılım politikası ile sorunun temeline inerek, insanları heyecanlandırmıştı. Şimdilerde ise, yine eskiye dönüşün işaretlerini veriyor. Yani, Kürt sorununu tekrar askeri önlemlerle çözme yaklaşımı ön plana çıkıyor.

Kandil’in anahtarı  Washington’un cebinde

Yapılabilirse, Kandil operasyonu nasıl gerçekleşecek? Ayrıntılara girmeye gerek yok, zira bu konuda yüzlerce senaryo üretilebilir. Bundan dolayı, işin temeline bakalım.

Daha önceki yazımda da değinmiştim, Kandil’e çıkan kapının anahtarı Washington’un cebinde. Zira askeri operasyon, ancak ABD’nin onayı, Kuzey Irak Kürt Yönetimi Lideri Barzani’nin katılımı ve TSK’nın vurucu gücüyle gerçekleşebilecek. Unutmamak gerekir ki, böyle bir girişimin önemli riskleri var. Amerikan askeri fiilen harekata katılmasa dahi, PKK’ya karşı şu veya bu şekilde katkı sağlayarak, kendini tehlikeye atacaktır. Barzani de kendi güçlerini risk altına sokacaktır.

Acaba bu iki merkez (ABD ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi) böylesine hayati bir desteği, Türkiye’ye hiçbir karşılık beklemeden mi verir? Yoksa, Türkiye açısından hayati derecede önemli bir harekata girmeden önce başka bir şeyler beklemezler mi?

Hatırlatmak isterim. Bundan önce de, hemen hemen aynı durumlarla karşı karşıya kalınmış ve Washington ile Barzani birbirine benzer isteklerde bulunmuşlardı.

1998’de, Abdullah Öcalan’ın Kenya’daki Yunan büyükelçiliğinde bulunduğu belirlenince, Türkiye’ye teslim edilmesi için, dönemin Amerika Başkanı Clinton iki koşul öne sürmüştü:

- Öcalan yolda herhangi bir kazaya kurban gitmeyecek. Türkiye’de adil şekilde yargılanacak.

- Türkiye, Kürt sorununun çözümü için adımlar atacak.

Öcalan yolda kazaya kurban gitmedi. Adil şekilde yargılandı. Ancak Türkiye, Kürt sorunuyla ilgili önemli bir adım atmadı.

2008 yılında, yine ABD ve Barzani ile yapılan görüşmelerde, yine PKK’nın Kandil’den çıkarılması ve istihbarat paylaşımı tartışılırken, yine aynı koşul masaya gelmişti.

- Türkiye, Kürt sorununun çözümü konusunda adımlar atacak.

Ankara, açılımı bu şekilde başlattı, ancak sonunu getiremedi.

Kandil, büyük planın sadece bir parçasıdır...

Bugün yine döndük dolaştık ve aynı noktaya geri döndük. Biz ne zaman, Amerika Başkanı Obama’dan veya Barzani’den teröristlerin Kandil dağından sökülüp atılması için yardım istesek, hemen hemen aynı yanıtla karşılaşıyoruz:

“...Peki, siz ne yapacaksınız? PKK’ya karşı biz de kendimizi riske atacağız, ancak yarın bunlar tekrar bir yerlerde buluşacaklar. Sayıları yine artacak. Gelin bize bu sorunu temelinden çözebilmek için nasıl adımlar atacağınızı gösterin, biz de size destek verelim...”

İşin esasına bakılacak olursa, bu yaklaşım yanlış da değil. PKK’yı Kandil dağlarından söküp atmanın, bu terörü tümüyle durdurmayacağını herkes biliyor. Önemli oranda azaltacak, örgütün belini büyük oranda kıracak, ancak bitirmeyecek.

Kürt sorununda mesafe alınmadıkça, PKK’nın yok edilmesi çok zordur.

Ne zaman ki, o gencecik çocuklar dağa çıkmaktan kendi kendilerine vazgeçecekler, işte PKK o zaman etkinliğini kaybedecektir.

Kürt sorununu askeri güçle çözemeyeceğimizi de artık öğrendik.

Açılım yeniden devreye sokulmadan, cesur adımlar atılmadan, silahlar karşılıklı olarak susturulmadan Kandil’i istediğimiz kadar vuralım, yine bir yere varamayız. Artık gerçekleri görelim ve gerçekçi şekilde hareket edelim.

Artık seçimde oy hesabı yaparak politika üretmekten kaçınalım. Artık karşımızdaki manzarayı görüp inisiyatifi bizler alalım. Boş yere başkalarının baskılarıyla bir yerlere gitmekten kendimizi kurtaralım.