Poyraz Karayel dizisinin en sevilen replikleri

Kanal D'nin efsane dizisi Poyraz Karayel, 3. sezon sonunda final yaptı. Dizi, 82. bölümüyle herkesi gözyaşlarına boğdu. Poyraz Karayel’de Ayşegül'ün ölümü ile dizi mutlu son ile bitmedi. Ama sevilen diziden geriye hiç unutulmayacak replikler kaldı...

03 Mart 2017, Cuma 13:40
A A

-Ben senin için bütün dünyayla savaştım Ayşegül!

-Bir kalbi bir kere kırarsın anlarım. Seninki kalp kırmak değil artık cinayete tam teşebbüs.

-Hala seviyor onu… Hain de olsa hala aşık. İncitmez Ayşegül’ü.

Poyraz: Evlilik ciddi bir müessese Ayşegül. Şakaya gelmez.Ayşegül: Ne müessesi be! Şirket mi kuruyoruz!

-Gözlerini gördünüz mü? Köy çocukları gibi bakıyordu.. Kömür gibi.. Öyle mahsun... Öyle fukara..

-Beni bırakıp gidiyor musun? Ben seni hiç bırakıp gider miyim? Biz seninle kuru fasulye pilav gibiyiz!

-Benim burada bir hayatım yok… Aşık olamıyorum… Sevemiyorum… Bağlanamıyorum… Hayatımda sadece korku var. Nefret var. Acı var… Anlıyor musun beni?

-Gökten bela yağdığını düşün, seninde kaçacak, saklanacak hiç bir yerin olmadığını düşün.. İşte aşk böyle bir şey.

Ayşegül: Poyraz senin aklından kötü bir şey geçiyor.Poyraz: Sen bir de kalbimden geçenleri gör.

-Gitmek ayrılık demek değildir, gitmek gitmektir. Ayrılık; ölümle eş anlamlı.

- Ülkemizde yazlar sıcak ve ter kokulu; kışlar ise soğuk ve yalnız geçer. Hem de çok yalnız geçer be.

-Biraz değişik bir adam. Biraz serseri bir tipi var. Hani böyle tutunamamış da bir tutsa bırakmayacakmış gibi. Şimdi baktığında bir eşi yok. Boşanmış, gelecek desen o da yok. Romantik de değil hatta kaba. Anne ben aşık oluyorum. Bu berbat adama çok fena aşık oluyorum. Şimdi böyle yaslasaydım başımı omzuna, sana Poyraz’ı anlatsaydım. Sen uzak dur o serseriden deseydin. Ben ağlasaydım. Sen bana kıyamasaydın....

-Anlamlar Albayım. Bazı kelimelere sığmıyor. Ayrılık mesela. Sevenlerin sınavı diyebilir miyiz? 

-Bir aşık olalım dedik felaketim oldun Poyraz! Sen sadece bir aşkı mahvetmedin! Bir hayatı mahvettin.

-Belki de gençken ölmek daha iyidir albayım. Hayat sana kötü yüzünü göstermeden bitmesi daha iyi değil mi? Yaşamak, insana çok yakışıyor be evladım.- Bedenime göre bir hayat bulsam yaşayacağım ama... Olmuyor işte.

-Ya ne olmuş! Aşık olduk! Sevdik! Ne olmuş! Bütün dünya bir oldu Ayşegül’le beni ayırmaya çalışıyor! Ne yaptık biz ya!

Ayşegül: Poyraz, evlen benimle.Poyraz: Sen ciddi misin?Ayşegül: Kalp krizi kadar ciddiyim.

- Gözüne uyku giriyorsa sen aşık değilsin, boğazından lokma geçiyorsa sen aşık değilsin. Sözün özü; Sen sende olduğun sürece aşık değilsin.

-Unuttun galiba. Benim adım Poyraz Karayel. Benim başıma bir takım felaketlerin gelmesi için mantığa gerek yok.

Ayşegül: "Ben vedaları pek beceremem."Poyraz: "Benim uzmanlık alanım... Vay be, sen simdi ciddi ciddi gidiyorsun yani ha?"Ayşegül:"Konuştuk, biliyorsun, senin de başını belaya sokamam."Poyraz: "Senin benim başımı belaya sokman için, önce başımı bir beladan çıkarmam lazım.'' 

Poyraz: Ayşegül! Ayşegül! Yarına kalmadan çıkaracağım seni söz.Ayşegül: Yarına kalmaz kahrımdan ölürüm ben.Poyraz: Ne olur söyleme böyle şeyler ne olur.

- Albayım kadınlar, ben onları çok kıskanıyorum ya. Sevdi mi tam seviyorlar, nefret edince tam ediyorlar. Benim gibi değiller. Hiçbir şeyi birazcık yapmıyorlar. Birazcık sevgili, birazcık koca, birazcık baba, birazcık insan; dört çeyrek oldum bir tam edemedim ya.

- Bu aşk meşk işleri neden bu kadar zor? Kıymetli de ondan herhalde. İtin kopuğun eline kalmasın diye bize iteliyorlar.

-Bir yerlerde var biliyorum. Yemyeşil çayırların eteklerinde belki, deniz kokusunda, şiirlerin gizli yerlerinde.

-Bizim dans etmemiz için müziğe gerek yok ki be Ayşegül, ikimiz için çarpan kalbim bize müzik olmaya yeter de artar bile.

- Poyraz abi sen hiç aşık oldun mu? Yani hayır ama, bir kere omzumdan vuruldum. - İyi de ne alaka? İkisi de çok acı veren şeyler. Boşver şimdi. Büyüyünce anlarsın.

- Sinan diyelim, Ayşegül diyelim ama ayrılık demeyelim albayım, yüreğim kaldırmayacak artık.  Senin kalbin çok güçsüz, sabahları koşman lazım.- Yok öyle değil albayım, benim sabahları ölmem lazım.

-Olmayacağını biliyordum, nereden biliyordum biliyor musun? Bu kadar güzel olan bir şey gerçek olamazdı. 

- Ağlama kurban olayım ağlama. Senin her gözyaşında müebbet yiyorum ben.

-Nasıl cesaret ettin buraya gelmeye? Napayım, göz bu görmek istiyor.-Göz görmeyince gönül katlanır diye bir laf var, duydun mu sen hiç? Hayır ama gözden ırak olan gönülden ırak olur diye bir laf biliyorum ben. Çok iyi laftır.

- Sen hem ben gülü seveyim diyorsun, hem de dikeni elime batmasın. Rezil rüsva olmayan aşık olur mu hiç?

- Beni korkutan yokluğun değil ki, beni korkutan yokluğuna alışmak.

- Gitmeseydin belki de hayat bana bu kadar kötü davranmazdı be. Seni çağırırdım, hayatın ağzını burnunu kırardın.

- Seni görmem lazım. Sen ne diyorsun ya, benim seni komple içime çekmem lazım.

- El ele verirsek bu dünyada atlatamayacağımız hiçbir zorluk yok. Öpüşürsek; imkansızı başarırırız. 

-Bugüne kadar kimi sevdiysem, aleyhime delil oldu.

- Hayvanları neden bu kadar seviyorsun? İnsanları tanıyorum çünkü.

- Bir kere küçükken benim hevesim kırılmıştı. Kırık çıkıkçıya götürdüler, yine de bir türlü düzelmedi. Hevesim yanlış kaynadı. Hayatım boyunca yanlış şeylere heves ettim durdum. 

-Hayır efendim bir kadından felan bahsetmiyorum, ben burda aşkın ta kendisinden bahsediyorum

-Eğer bu dünyaya yeniden gelseydim, karşıma yine sen çıksaydın, yine aynı şeyleri yapardım

-Seni ilgilendiren her şey, beni de ilgilendirir. Senlik, böyle bir şey.

-Mecnun olduktan sonra, Leyla'yı bulması kolay.

-Bir insan bu kadar güzel kokmamalı. Haksızlık yemin ediyorum. Çiçek olsam utancımdan solarım ya..

- Biraz Oğuz Atay, bir tutam Cemal Süreya. Önce ayakların yerden kesilir, sonra bir bakmışsınız baş aşağı düşüyorsunuz.

-Anneleri hep kadınlardan seçiyorlar, ne ilginç. Size annemi hiç anlatmadım mesela. Pek konuşmazdı ama saçları ıhlamur kokardı. Pek kitap okumazdı ama harika çamaşır asardı. Annem gidince kalbime iyi bakamadım, erken kurudu Albayım. Kalbimde bir sızı, bilincimde bir çatlak, zihnimde bir uyuşma. Aşık olduğum ilk kadın coğrafya öğretmenim. Karadeniz’de dağlar denize paralel uzanıyor ama biz onunla yan yana uzanamıyoruz. Televizyon hâlâ tek kanal. Varşova Paktı, Soğuk Savaş, nükleer tehditler… İnsanlar ölüyor, ben büyüyorum. Büyüdükçe kafam da büyüyor. Ellerim büyüyor, büyüdükçe hayallerim küçülüyor. Görüyorum, İnsanlık kan kaybediyor. Ben İnsanlık’a kan vermek istiyorum, kan gruplarımız uyumsuz çıkıyor. Yıkılıyorum. Her şey siliniyor, her şey. Tam bitti diyorum, ufuktan Ayşegül doğuyor. Ayşegül, dünyanın en güzel şiiri. Saçları, burnu, gözleri, hepsi tam kafiye. Of, keşke az sonra ölmeyecek olsaydım ya. Yalan yok, içten içe hayatım boyunca ben hep ölmeyi istedim. Bazen durur, düşünür, yaşıyor olmanın ne kadar saçma olduğunu fark ederdim. Size olmuyor mu ya? Yaşamak ağır gelmiyor mu? Hayat böyle sırtınıza bir kambur gibi binmiyor mu? Bana oluyor. Düşün ki 6 milyar insan var dünyada. Peki bana ne gerek var? Gerek yok. Bana gerek yok. Tamam o zaman, tamam. Bırakın beni öleyim. Nasıl olsa unutuluruz be. Ne mühendisler, ne doktorlar unutulmuş. Bir Ayşegül üzülür, bir de Sinan. Ama o da ertesi gün unutur. Çocuk ne de olsa. Ayşegül ağlar. Çok ağlar, sonra daha çok ağlar. Ama sonra unutur. Hepimiz unutulmak için yaratılmadık mı? Siz, siz yine de beni hemen unutmayın be. Arada bir resmime falan bakın. Söylediğim havalı sözleri bir kenara not edin. Ben unutulacak adam mıyım be!

Ayşegül: Her durumda her şeyle dalga geçebilmene hayranım, gerçekten.Poyraz: Ayşegül, bak işte bu aslında delirmeye karşı bir kalkan. Ben aslında hiçbir şeyle dalga geçmiyorum, ben kendimi delirmeye karşı koruyorum. Tabii. Ya ben bugüne kadar yaşadığım her şeyi ciddiye alsaydım, ohoo, çoktan delirmiştim. Benim çektiğim acıyla dört tane akıl hastanesi yaptırılırdı, dört, dört.

Ayşegül: Yani, anlamıyorum. Niye böyle oluyor? Yani, niye hep kötü şeyler masum insanların başına geliyor ya?Poyraz: Çünkü dünya böyle bir yer Ayşegül. Kötüler savaşıyor, masumlar ölüyor. Kıyamete kadar da bu böyle olacak.