Prof. Dr. Haluk Deda'ya tepki büyüyor

a
a
Perşembe, 18 Mart 2010 - 16:26


Prof. Dr. Haluk Deda'ya tepki büyüyor

Tramvay kazasında yaralanan Buket'in beyin ölümünün açıklanmasının ardından Başbakan Erdoğan tarafından hastaneye gönderilen 'mucize doktor' diye adlandırılan ünlü beyin cerrahı Prof. Dr Haluk Deda'nın 'beyin ölümünden dönüş olmadığını' bildiği halde yaptığı umut veren konuşmalar sağlık dünyasında sert eleştirilere hedef oldu.

BUKET BULUT HAYATINI KAYBETTİ

İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Ali İhsan Dokucu da organ nakliyle ilgili çalışan ekipler de bu durumun büyük bir hayal kırıklığı yarattığı söyledi.

Dokucu, "Bu hayal kırıklığını destekleyecek mahiyette bir ifadede bulunmak hastamıza donör olacak ailelerle organ bekleyen hastalar arasında bir çatışma varmış algısı oluşturmuştur" diye konuştu.

Organ Nakli Birimini dolaştığını ifade eden Dokucu, buradaki görevlileri işaret ederek, "Orada şöyle duyumlar almışlar, bizim hastamızın beyin ölümü tam olarak gerçekleşmeden mi siz organlarını aldınız" dedi.

Dokucu, bu şüphelerin oluşmasının ülke sağlığı açısından olumlu olmadığını belirtti.

PROF.DR. DEDA, DİSİPLİN KURULUNA SEVK EDİLDİ

Türk Nöroşirürji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Ethem Beşkonaklı, "beyin ölümü" tanısı konulan Buket Bulut’u muayene eden Prof. Dr. Haluk Deda’nın muayene sonrası kamuoyuna yansıyan sözleri nedeniyle dernek disiplin kuruluna sevk edildiği açıklandı.

Beşkonaklı, "beyin ölümü" ile ilgili değerlendirmelerde bulunduğu yazılı açıklamasında, "Beyin ölümü tespit kurulunca ’beyin ölümü’ tanısı konulan hastayı yerinde muayene eden Dr. Haluk Deda’nın muayene sonrası kamuoyuna yansıyan sözleri bilim dışıdır ve umut tacirliğinin göstergesidir" görüşüne yer verdi.

Doç. Dr. Beşkonaklı, şunları kaydetti: "Yanlış bilgilenmeler, kurullar tarafından ’beyin ölümü’ tanısı konulmuş hastaların yakınlarını kuşkuya yöneltebilir. Dahası bu durum organ nakli bekleyen, yaşamından ümit kesilen hastaların organlarıyla yeniden hayat bulabilecek binlerce hastamızın umutlarını ve tedavilerini de engelleyecektir. Beyin ölümü gelişen bir hastanın kurtarılması söz konusu olamaz. Devletimizin yasaları tarafından teşvik edilen ve ’Beyin ölümü tespit kurullarınca’ bilimsel yollarla saptanması sonrası uygulanan bu işlemlerin kişisel reklamları uğruna başarısızlığa ve kaosa sürüklenme ihtimali, beyin ve sinir cerrahlarının bilimsel ve mesleki kuruluşu olan Türk Nöroşirürji Derneğini rahatsız etmektedir. Bu nedenle ilgili kişiyi bilim dışı bu söz ve davranışları ve kamuoyunu yanıltması nedeniyle disiplin kurulumuza sevk ettiğimizi duyururuz."

"BEYİN ÖLÜMÜ GERİ DÖNÜŞSÜZDÜR"

Türk Tabipleri Birliği (TTB) de, Zeytinburnu’ndaki tramvay kazasında ağır yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede beyin ölümü gerçekleşen Buket Bulut’la ilgili "Beyin ölümü geri dönüşsüzdür" açıklaması yaptı.

TTB Merkez Konseyi adına yapılan açıklamada, konuyla ilgili basın organlarında çıkan "Başbakan beyin ölümü gerçekleşen hasta için mucize doktoru devreye soktu" haberleri üzerine birkaç noktaya dikkat çekilmek istendiği belirtildi.

"Beyin ölümünün geri dönüşsüz" olduğu vurgulanan açıklamada, "Beyin ölümü, ölümdür. ’Geri dönme’ olasılığı olsaydı, ölümden söz edemezdik. Nitekim, geri dönme olasılığı bulunan başka durumlarda beyin ölümünden değil, örneğin bitkisel yaşam durumundan söz edilmektedir" denildi.
Evreni anlama ve dönüştürme çabasında, insanlığın bugüne dek geliştirdiği en işlevsel ve güvenilir yöntem olan bilimsel bilgi üretme yönteminin, olasılıkları dışlamayacağı belirtilen açıklamada ancak beyin ölümü örneğinde olduğu gibi, ölüm gerçekleştikten sonra kişinin yaşama geri dönme olasılığı bulunmadığı vurgulandı.

Basın organlarının "beyin ölümü" kavramının anlamına dikkat etmeden haber yapmalarının olumsuz sonuçlar doğurabileceğine vurgu yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Toplumda tıbba olan güven azalacak, tıbbın ’ölüm’ dediği olgularda dahi, ölmeme, bir geri dönme olasılığının var olduğu zannı oluşacaktır.Beyin ölümü kavramının en önemli uygulama alanlarından biri olan organ bağışlarını azaltabilecektir. Nitekim hastanın yakını ’mucize’ beklentisiyle organ bağışında bulunmayacağını açıklamıştır.

Beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın bir ’mucize’ ile de olsa sağlığını kazanabileceği zannı, sınırlı sayıda olan yoğun bakım birimlerine daha fazla gereksinim duyan, gerçekten yarar sağlanabilecek olan hastaların bu olanaktan yararlanmalarını engelleyebilecektir."

Tüm bu olumsuz sonuçları önleyebilmek için "beyin ölümü" kavramının basın organlarınca çok daha özenli kullanılması gerektiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi:

"Doğada ’mucize’ yoktur. Mucizenin anlamı ’aciz bırakan şey’dir. Günlük dilde beklenmedik, öngörülemeyen ya da oluşma olasılığının bulunmadığı düşünüldüğü halde oluşan olaylar, dini söylemden ödünç alınarak, ’mucize’ biçiminde nitelenmektedir. Ancak bu ifadenin metaforik olduğu gözden kaçırılmamalı, ’mucize’nin esasen ’açıklamakta güçlük çekilen şey’ olduğu unutulmamalıdır. Tarih boyunca deneyimlenmiştir ki var olan bilgiyle açıklanamayan olgular, bir süre sonra, bilimsel bilginin artmasıyla açıklanır, anlaşılır ve sonrasında müdahale edilebilir hale gelmiştir."

"MUCİZE DOKTOR YOKTUR"

Basının, doğada bulunmayan, gerçekleşmesi olanaklı olmayan mistik ifadeleri gerçekleşebilirmiş gibi sunmaması, toplumu yanlış yönlendirmemesi, duyguların aklın önüne geçmesine elindeki olağanüstü güçle katkıda bulunmaması istenen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"(Mucize doktor) ifadesi hem bilimsel, hem de ahlaki açıdan yanlıştır. ’Mucize’ olmadığı gibi, doğal olarak ’mucize doktor’ da yoktur. Bu ifade bilimsel değildir. Hatta, ’mucize’den önce, olağan tıbbi uygulamaların da yüzde yüz olumlu sonuç verileceğinden söz edilmemektedir. Tıbbi uygulamalarda hiç bir zaman ’yüzde 100’ söz konusu değildir, ne kimsenin hastalığa yakalanmayacağı yüzde 100 güvence altına alınabilir ne her hastalık yüzde 100 iyileştirilebilir ne de her hasta yüzde 100 sağlığına kavuşabilir.

Bu basitçe, doğaldır. Çünkü tıbbi uygulamalar eldeki bilgi ve olanaklılıklarla sınırlı olduğu kadar, daha da önemlisi, doğanın diyalektiğiyle ilişki kurmaktadır. Doğa, toplum ve insanın içinde bulunduğu karmaşık nedensellik ağı tek yönlü değil çift yönlü işlediği için ve tüm olay, olgu ve etmenler değişim halinde bulundukları için ’yüzde 100’ kavramının tıbbi uygulamalarda hiçbir zaman yeri olamayacağı da öngörülebilir."

"AHLAKİ AÇIDAN DA SORUNLU"

Açıklamada, "Mucize doktor" tanımlamasının, bilim dışılığının yanı sıra ahlaki açıdan da sorunlu bir ifade olduğu belirtilerek, şöyle denildi:
"Bir hekime bilimsel dayanağı olmayan bir değer atfetmesi, bir hekime diğer sağlık çalışanlarının sahip olmadığı insanüstü bir değer atfetmesi, bir insana tanrısal güçler atfetmesi, sansasyonel, diğer deyişle duygulara seslenerek boş umut yaratması ve bilimsel bilgiye olan inancı zayıflatması bu ifadenin değersel sorunlarından başlıcalarını oluşturmaktadır.

Bunların yanı sıra, belki de en önemlisi, bu ifadenin, bazı hekimlerin mucizevi güçleri olduğunu ve bu güçleri ancak kendilerini sağlık hizmeti vermeye ikna edecek kudrette kişilerin isteği üzerine harekete geçirdikleri gibi masalsı bir anlayışı beslemesidir. Başbakan’ın ’mucize doktor getirtmesi’ hem hatalı hem de güven azaltıcıdır."

Hastalar üzerinde zaman zaman etik kurallara ve hukuka aykırı olarak deneysel çalışmalar yapıldığı, yeterli bilimsel bilgi olmadığı halde iyileştirme sözü verilerek çaresiz durumdaki hastaların umutlarını araçlaştıran hekimler olduğunun gözden uzak tutulmaması istenen açıklamada, kendisine görüş sorulan hekim ya da hekimlerin mesleki pratiklerinin de sorgulanması gerektiği kaydedildi.

Açıklamada, "Yazılı ve görsel basın organlarının, ’mucize’, ’mucize doktor’ gibi gerçek dışı ifadelerle boş umut yaratmaktan sakınması gerektiğini vurgulamak istiyoruz" denildi.

Açıklamada, bu ve benzeri tıbbi ifadelerde belirsizlik ya da kararsızlık oluştuğunda gerek Türk Tabipleri Birliği ve tabip odalarının gerekse de uzmanlık derneklerinin katkıda bulunmaya hazır olduğu belirtildi.