Provokasyon mu gözdağı mı?

a
a
Salı, 02 Kasım 2010 - 05:00

Taksim olayı bekleniyordu. Zira pazar günü PKK’nın ateşkes kararını vermesi gerekiyordu. Neresinden bakılırsa bakılsın, istenilen yere çekilebilinecek bir saldırı.

Birkaç senaryo var:

PKK gözdağı mı vermek istedi?

İlk akla gelen PKK’nın ateşkes kararını verirken Türk kamuoyuna bir mesaj vermek istemesi.

“Ateşkesiyoruz ancak bakın gerekirse sizi nasıl rahatsız ederiz...” mesajı mı?

“Ateş kesiyoruz ancak istediğimiz anda yine her yeri kana bulayabiliriz...” mi denmek isteniyor?

Eğer bombanın arkasında gerçekten PKK varsa, bu adamların barış peşinde koşmadıkları, BDP’nin etkisizleşmesini istedikleri sonucunu çıkarabiliriz.

Bugünkü ortamda bakarsak barıştan kim söz edebilir? Hangi hükümet adım atabilir?

BDP’nin hangi yaklaşımı benimsenebilir? Bugün barış ümitleri yok edilmiştir.

[[HAFTAYA]]

Provokasyon olabilir mi?

Bu bombayı PKK’ya mal etmek isteyen gizli bazı eller işin içine girmiş olabilir. Kamuoyunu PKK’ya karşı tahrik etmek, hesapları karıştırmak istenebilir.

Sonuç olarak, terör hepimizi tekrar uyardı. Kürt sorununda ciddi ve somut adımlar atılmadıkça, bu olayların devam edeceği gözümüze sokuldu.

Laik sistemi yok edin,Türkiye önemsizleşir...

Bizler Türkiye’nin uluslararası camiadaki öneminin sadece stratejik konumundan kaynaklandığını konuşuruz. Öyle bir yerdeyiz ki, Amerikalısı da Avrupalısı da bizimle dost geçinmek ister, diye düşünürüz.

Gayet tabii konumun önemi var.

Gayet tabii böyle bir coğrafyada oturan ile herkes dost kalmak veya dost olmak ister. Ancak her şey bununla sınırlı değildir.

Türkiye’yi uluslararası kamuoyunda “farklı” yapan diğer önemli unsurlar nelerdir biliyor musunuz?

- İslam dünyasının işleyen tek laik demokratik parlamenter sistemine sahip olması ve cumhuriyetini 87 yıldır yaşatabilmesi.

-  Son derece canlı ve güçlü bir ekonomiye sahip olması.

- Dev bir ordu sayesinde hem caydırıcılığının yüksek olması hem de bölgedeki barışa katkıda bulunması.

Bu üç unsur ancak demokratik laik bir sistemle sağlanabilmektedir.

Bundan dolayı farklı muamele görür.

Bundan dolayı NATO üyesidir, Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesidir.

Bundan dolayı Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak kabul edilir. Bundan dolayı bölgenin bir istikrar adasıdır. Bundan dolayı tek adam rejimleri veya bir aile tarafından yönetilen ülkelerden oluşan İslam dünyası için bir model ülkedir.

Laiklik dışında Türkiye’nin ne cazibesi vardı ki?..

Türkiye’nin laik sistemini eritin ve yavaş yavaş yok edin. Bir süre sonra göreceksiniz ki, ülkenin farklılığı veya uluslararası alandaki cazibesi de yavaş yavaş eriyecektir. Sorarım sizlere, tek partili veya tek liderli bir yönetime sahip Türkiye’ye kim ilgi gösterir ki?..

Dini devletle, şeriat hukuku ile yönetilen bir Türkiye’nin diğer Müslüman ülkelerden ne farkı kalır?

Ancak bunu yaparken, laikliği bir bağnazlığa da dönüştürmemek gerekir. Başörtülüleri eğitim hakkından yoksun kılmak, türbanı bir umacı haline sokmak da, eninde sonunda ters teper. Bugün olduğu gibi, gereksiz iç çekişmeler yaşanır.

Her şeyi ölçüsünde uygulanan bir laik sistem, Türkiye’nin şansıdır.

Avrupa Birliği asıl şimdi çok daha gerekli

2004 yılından bu yana Avrupa Birliği (AB) projesini yerden yere vuran, bunun Türkiye’nin bölünmesine ve bağımsızlığını kaybetmesine yol açacağı gibi, dünyanın en saçma gerekçesiyle karşı çıkan ulusalcılarımıza sesleniyorum...

Kendilerini milliyetçi diye adlandıranlara haykırıyorum... Silahlı Kuvvetlerimizle birlikte hareket edenlere bağırıyorum... Bugün gelinen noktadan memnun musunuz?

Memnun olmadığınıza göre, AB projesine karşı çıkmış olmaktan pişmanlık duyuyor musunuz?

Bugün Avrupa Birliği’nin ne kadar önemli olduğunu, laik sistemi sağlıklı şekilde sürdürebilmenin en önemli güvencesinin AB projesi olduğunu artık kabul ediyor musunuz? Laikliği, hukukun üstünlüğünü yani demokrasiyi artık Silahlı Kuvvetler’i darbeye davet ederek savunamayacağınızı ancak ve de ancak Avrupa Birliği sayesinde garantiye alınabilineceğini nihayet anlayabildiniz mi?

Eğer yukarıdaki sorularıma EVET yanıtı veriyorsanız, o zaman hemen harekete geçin ve kamp değiştirin.

Henüz geç değil.

Daniel Cohn-Bendit size yardımcı olabilir...

Eğer hâlâ bir tereddütünüz varsa, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu’nun İstanbul Hilton’da dün başlayan ve çarşamba günü bitecek olan “Avrupa’daki Türkiye” adlı konferansına katılın ve dinleyin.

Yeşiller’in Başkanı Daniel Cohn- Bendit’in inisiyatifi, Helene Flautre, Joost Lagendijk, Monica Frassoni, Rebecca Harm, Heidi Hautala, Gianni Buquicchio, Marc Pierini gibi önemli isimlerin yorumlarını izleyin.

Türk uzmanlarla tartışmalarına tanıklık edin. Belki dünyanız genişler ve daha farklı düşünürsünüz.