Ramazan'da sorulmayacak sorular!

Salı, 17 Ağustos 2010 - 05:00

Ramazan’la birlikte insanların toplu bir temizlenme arayışına girdiği ortada. Bu sezon özellikle soru ve yanıta dayalı dini programlarda ciddi bir artış var. Nihat Hatipoğlu, Mustafa Karataş, Ömer Döngeloğlu, Cübbeli Ahmet Hoca, Bayraktar Bayraklı benim dikkatimi çeken isimler. Başkaları da var elbette... Mesela mübarek ayın daha ilk günü hocalardan birine (rencide olmasın, ismini açıklamayacağım) şöyle bir soru geldi; “Hocam oruçluyken denize girebilir miyiz?”.
Hoca da yanıt pratikti. “Elbette ama dikkat edin deniz size girmesin”. Kaldım öylece ekran başında.
“Keşke yayıncılar tercih yaparken biraz daha idmanlı isimler üstüne yoğunlaşsalar” diye düşündüm önce. Sonra diğer yanım “Öyle soruya böyle yanıt” diye geçiştirdi meseleyi. Sanırım sorunun da yanıtın da bir süzgeçten geçmesi gerekiyor. Dini programlara gelen izleyici soruları kahve muhabbetleri seviyesinde olunca, çıta karşılıklı düşüyor. Belli ki daha çok abdest tazelemek gerekiyor bu “arınma” yolunda!

Dizi sektörü nasıl kurtulur?
Kanıt (Kanal D) tek başına bir aksiyon dizisi değil. Benim için önemli bir keşif albümü aynı zamanda. Dizinin senaryosu gereği her bölümde müstakil bir öykü anlatılıyor. Ve ana karakterleri saymazsak bölümlerde başrolü paylaşan oyuncuların çoğunluğu ilk kez karşımıza çıkıyor. Ben son birkaç bölümdür çok iyi oyuncular, yada oyuncu adayları gördüm Kanıt’ın içinde. Hâlâ yayınlayacağı dizilere oyuncu bulma telaşında olan bazı yapımcıların bu kaynaktan yararlanması lazım.
Öyle ya; piyasadaki bazı isimler kaşeleriyle dudak ısırtıyor. Yapımcılar maliyetleri düşürmek için prodüksiyonlardan kesip bu isimlere para pompalıyor... Eh ortaya çıkan iş de, oyuncunun yüzünü ekranın tamamına yaymaktan öteye gitmiyor. Hikaye yok, prodüksiyon yok, oyuncu var! Yok ya. Gereksiz şımarmanın bir bedeli olmalı. Fahiş oyunculuk ücretleri makul seviyelere inmeli. Herkes ekmek yemeli.
Ekmeğini bölüşmeyen de çekip gitmeli... Senaryo değil de oyuncu özneli dizilerden başka da kurtuluş şansımız yok çünkü!

Zekeriya Beyaz nereye gitti?
İki keşfim oldu. Gözlerim arıyordu, yine gözlerim buldu iki ismi de.
Malum Ramazan ayında geçen yıllarda en çok itibar gören isimlerin başında geliyordu Prof. Dr. Zekeriya Beyaz. Reytingi cebinde gezen Beyaz Hoca, artık ne olduysa ekranlarda görünmez olmuştu.
Sanırım siyasete girdikten sonra belli bir kitleyle arasını açtı. Daha doğrusu Yaşar Nuri Öztürk’ün başına gelen onun da başına geldi. Neyse... Önceki akşam Ulusal Kanal’ın ekranındaydı Zekeriya Beyaz. Ve bana hâlâ sevimli gelen çıkışlarını bu kanaldaki programında sürdürüyordu. Ondan umudunu kesmeyenler için adresini vermek istedim. Ve Ramazan dolayısıyla karşılaştığım ikinci isim Gülgün Feyman oldu. Bir dönemin (bana göre her dönemin) ünlü spikeri SKY Türk kanalında iftar programı sunuculuğu üstlenmişti. Ters köşe yaparak haberden değil, iftardan çıkmıştı karşımıza. Bu da bilinsin istedim!

TRT neden desteği çekti?
TRT’de yayınlanan Stadyum, (Hakan Şükür’ü saymazsak) baştan aşağıya yenilendi. Erdoğan Arıkan, Ömer Üründül gibi ezber ettiğimiz isimler artık ekranda değil. Bu tasarrufun açık bir nedeni olmalı. Dünya Kupası’nda gelen eleştiriler tek başına bir neden sayılabilir mi, emin değilim.
Ama o günlerde Ömer Üründül’e özel programlarla arka çıkan kurum ne oldu da 15 gün içinde her şeyi unuttu; bunu bilmek istiyorum... Sanırım herkes de bilmek istiyor!

Kaldırın dizileri
Bugün bazı haber kanallarının dışında 11 yıl önce yaşadığımız büyük felaketin yası tutulmayacak. 17 Ağustos depremiyle ciddi bir milat yaşayan Türkiye, depremi bir korku unsuru olarak sıradanlaştırdı çünkü. Oysa üstünde yaşadığımız toprak bize her an büyük acılar yaşatabilecek kadar hareketli. Ve yine bu toprağın üstüne bilinçsizce yığmaya devam ettiğimiz binalar da...
Depremin ya da hayatımızı değiştiren felaketlerin basit programlarla anılması yerine, bir hayat riski olarak insanların gözüne sokulması için ne gerekiyorsa yapılmalı derim ben...
Vasat televizyon dizilerinin yayınlandığı saatlerde kafamıza çaka çaka hatırlatmalı tehlikeyi. Reyting hazretleri varsın bir günlüğüne yerin dibine girsin.
Yerin dibinden gelen felaketten daha önemli değil ya.

Gerçek Survivor’ı gördüm!
Fear Factor Aksiyon’u (Star TV) izlerken yapmam gereken son şeyi yapıyordum. Sofranın başındaydım ve zaten rejimle geçen günün sonunda yiyebileceğim şeyler kısıtlıydı. Boğazıma takıldı hepsi.
Programdaki aksiyon dozundan filan değil, yarışmacıların düştüğü pozisyonlardan. Eğer ekranda Survivor gibi hayatta kalma gerçeğine dayalı bir program varsa o bizzat Fear Factor’ün kendisi. Malum Survivor küçük oyunlar büyük kumpaslarla geçip gidiyor... Ama Fear Factor’de bildiğin ölmeye yarışıyor elemanlar. “Hangisi daha önce mevta olacak?” diye yemekten içmekten kesiliyor insan yahu! Bir küçük not da Asuman Krause için. Artık yarışmaların çekildiği yer itibarıyla yarı Arjantinli olan kardeşimiz Asuman’a böyle gerilim yarışmaları yakışmıyor. Malum aksanıyla üzerimizde gerilim yaratma şansı neredeyse hiç yok. İyisi mi espri yapabildiği öteki yarışmalarına asılsın. Burada tüm sevimliliği çöpe gidiyor vallahi...