Ergun Hiçyılmaz

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Ramazanı güldürenler

Çarşamba, 11 Ağustos 2010 - 05:00

Toplumsal çalkantıların bir süre için rafa kalktığı,ekonomik ve sosyal sıkıntıların daha bir ay ertelendiği Ramazan gecelerinde, bugün düşünülenin tam tersine hayat vardı. Direklerarası, şenlikli Ramazan gecelerinin merkeziydi ve her yaştan, her cinsten insan için eğlence ve ışık vardı Direklerarası’nda... Kimi için kanto, kimi için tiyatro, kimi için orta oyunu, kimi için ise Karagöz... Şehzadebaşı’nın Vezneciler, Laleli ve Beyazıt’a uzanan yolları ile, Aksaray ve Fatih’e çıkan yollarının kimi dik yokuştur, kimi çıkmaz sokak... Yokuşu çıkamayanlar, dar çıkmazlarda kalanlar ve sevda fasıllarını çaresiz kapatanlar çok olmuştur. Bunların Darülbedayi’den bu yana sahnelere aksettiğini biliyoruz. Ama ne kadarı?

Direklerarası’nın iki ünlü isimi Kavuklu Hamdi ve Pişekar Efendi idi. Sonrasında Naşit’lerden Dümbüllü’ye uzanan asırlık bir komedi zinciri oluştu. Tiyatro olmasa,bizi gülümsetenler olmasa nasıl yaşayacaktır geçmişin tadı? Aslında bir kişi değil, çok kişidir onlar. Bir bakarsınız Ramazan gecesinde Şehzadebaşı’nı ya da Kadıköy Yoğurtçu’yu aydınlatır onlar. Sıkıntılarla yüzü asılmış, gergin İstanbullular onlar sahneye çıktı mı gülümsemeye başlayacaktır. Şehzadebaşı’ndaki Direklerarası semti İstanbul’un en seçkin sanat merkeziydi. Sahnelerin en ünlü isimleri Ramazan geldiği zaman Direklerarası’nı seçer ve en yeni programlarını takdim ederlerdi.

Herkese hitap edebilecek bir zenginliğe sahipti. Kimi için kanto, kimi için tiyatro vardı. Bir sahnede tek başına komikleri izleyip gülebilir, bir başka sahnede “5 perdelik muazzam bir facia”ya ağlayabilirdiniz. Kel Hasan Efendi yalnız Türk sahnesinde değil, Türk mizah aleminde de bir zirve ve ölümsüz isimdir. Büyük sanat gücünün yanı sıra emsalsiz bir zeka ve espri kabiliyetine sahip oluşu ona büyük değer kazandırmıştı. 1865 yılında İstanbul’da dünyaya gelen ve erken yaşta saçları döküldüğü için “Kel“ lakabı ile anılan Hasan Efendi'nin tuluata karşı büyük kabiliyetini fark eden dönemin ünlü orta oyuncusu Abdi Efendi'dir. Onun oyun öncesinde hastalanması üzerine sahneye ilk adımını atmış, kısa zamanda kendini seyirciye sevdirmişti. Daha sonraları Şehzadebaşı’nda kendi adına bir tuluat kumpanyası kurmuş ve sahne yaşamını burada sürdürmüştü.

İBİŞ’İN TA KENDİSİ

Kel Hasan'ın tiyatro sahnelerinde yarattığı “İbiş” tiplemesi halk tarafından çok sevilmişti. Başına geçirdiği yanları yırtık takkesi ile sırtındaki uzun ceketi tamamlardı. Pantolon deseniz, bir paçası uzun diğeri kısadır. Bir elinde sırık süpürgesi ve diğer elinde bir su tenekesi taşır. Kaşlarını üçgen biçiminde siyaha, yanaklarını ve burnunu kırmızıya boyar ve sahneye öyle çıkardı. Kadıköy Kuşdili Çayırı’nda ve Direklerarası'nda “Komikler Müsabakası” adı altında bütün Ramazan boyunca devam eden bir yarışma yapılırdı.

Halk arasında kimin kazanacağı konusunda bahse bile girilirdi. Her akşam tiyatronun önünde bir yandan davul, trompet, kemanla çeşitli havalar çalınırken diğer yandan da biletler kesilirdi. İftardan sonra tiyatronun kapısında toplananlar Kel Hasan Efendi'nin gelişini beklerlerdi. Çünkü her sahneye çıkışında mutlaka bir yeni numara düşünür ve seyirciye muziplik yapardı.

Bu kısa başlangıçtan başına l kova su veya bir kutu leblebi tozu ile nasibini alanlar olacaktı. Halkın “Komik-i Şehir“ adını verdiği Kel Hasan Efendi 14 Mart 1925 günü vefat ettiğinde halkı inandırmak zor olmuştu. Halka göre Komik Hasan yine bir komiklik yapıyordu. Ya da öldüğü şeklinde rivayet çıkarılması bir çeşit reklamdı. Bir bakarsınız yine süpürgesiyle ortaya çıkar ve halkı gülmekten kırıp geçirirdi. Ama çıkmadı ortaya. Ne o hafta, ne o ay... Ve Ramazan gelip geçmiş ama yine gelmemişti. Sahneler Hasan Efendi'siz kalmıştı.

KEL HASAN’DAN MİRAS DÜMBÜLLÜ EFENDİ

İsmail Dümbüllü, Kel Hasan’dan miras kalmıştır. 76 yıllık ömründe insan sevgisi , sanat aşkı ve iyilikle çarpan bir kalbin sahibi olarak yaşamıştı. Ailesi onun zabit olmasını çok istemiş, o ise Üsküdar’daki Dilkuşa Tiyatrosu’nun çoktan gedikli müşterisi olmuştu. Kel Hasan Efendi onun için çok şey ifade ediyordu. Kendi deyimi ile “tiyatro kapılarında afişlere bakarken aklından daima onun gibi olmayı, onunla karşılaşmayı“ hayal ediyordu. İsmail Efendi’nin bu hayali gerçek olacak ve Hasan Efendi onun ilk hocası olacaktı.

Ona duyduğu sevginin bambaşka olduğunu belirten Dümbüllü, "Ayaklarına terliklerini verir, başına fesini ise kendi kafamda ısıtarak giydirirdim” diyordu. Dönemin ünlü kantocularından Peruz, 'Dümbüllü' diye bir kanto bestelemiş. İsmail Efendi bu kantoya gazel ilave etmiş ve sahnede Hasan Efendi ile birlikte “Dümbülllü... Dümbüllü... Gabalara, mabalara Dümbüllü“ oynayarak Peruz’a eşlik ederlermiş. Böylece Dümbüllü olarak anılmaya başlamıştı. O artık İsmail Dümbüllü olarak sahnelerdeydi. Sadece İstanbul halkı arasında değil, saray çevresinde de sevilen ve sayılan bir kişi olmuştu. Sahneye her çıkışında oyunu şu sözlerle açardı: “Yaşımı mezara koymuşlar, kimi der seksen, kimi der doksan.

Bunu söyleyenin aklı noksan. Ah ne yapsam, yeniden doğsam, sizler gibi kültürlü, sizler gibi hamiyetli, sizler gibi cana yakın, sizler gibi sanatsever seyirciler huzurunda her vakit bulunsam.” Şüphesiz o da herkes gibi bir faniydi. Ama hak ettiği kadirşinaslığı ve iltifatı görecek ve her zaman üstün bir sanatçı olarak hafızalarda yaşayacaktı.