”Rock müziğin Kahtalı Mıcı'sıyız”

Ayna Grubu'nun dağıldığını sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Dağılmak bir yana, grup hız kesmeden konser maratonuna devam ediyor. Hem de yurt içinde ve dışında binlerin doldurduğu statlarda. Bu yüzden grubun lideri Erhan Güleryüz “Biz, rock müziğin 'Kahtalı Mıçı'sıyız” diyor. Şair, bestekâr, söz yazarı, ressam olan Güleryüz son olarak Yeşilçam'a el attı. 'İçimde Akan Nehir' adlı filmin hem yönetmeni, hem senaristi, hem oyuncusu. Ekim ayında vizyona girecek ilk filmini, bir süre sonra ikincisi izleyecek.

”Rock müziğin Kahtalı Mıcı'sıyız”

* “Bana sanatçı deme” diyorsun. Niye?

Sanat ve sanatçılık, tıpkı tarih gibi, elli yılda bir tanımlanabilecek bir şey. Ürettiğinin kalitesi ve kalıcılığı ile ilgili. Birine sanatçı diyebilmemiz için önce ürettiklerine ve onların toplamda neyi değiştirdiğine bakmamız lazım. 25 yıldır üretmeye çalışıyorum ama şarkılarımın kalıcı olup olmadığını bilmiyorum, dolayısıyla sanatçılık iddiasında değilim.

  *Konserlerinde 100 bin kişi oluyor. Neden bu tevazu?

Bu mütevazılık değil. Öyle çok yükseklerde, kocaman sıfatlarla dolaşmak istemiyorum sadece.

* Herkes Ayna Grubu’nun dağıldığını sanıyor.

Ayna 19 yıl önce kuruldu, hiçbir zaman da dağılmadı. Konserler devam ediyor. Sadece on küsur yıldır medyadan çok uzaktayız. Özellikle popüler müziğin yayınlandığı kanallardan ve magazinden uzağız. Çünkü ben üretmeyi seviyorum. En güzel enerji de konserde alınır. Haftanın üç günü konserdeyiz, öylesine haberler yapıyor medya. Onlara hafiften küskünüm. Çok abartılı ve gereksiz şeyler oluyor magazin dünyasında.

“2600’e yakın konser”

* Küskünlüğün rahmetli Cemil (Özeren) ile mi alakalı?

Onun rahmetli olmasından sonra birçok kişi çok başka yorumlar yaptı. Cemil 2002 yılında Ayna’dan ayrılmıştı ve tabii ki benim canım arkadaşımdı. Acısı hala kalbimizde. Ama biz yolumuza devam ettik. Hâlâ 20 yıl önce yaptığımız bir şarkıyı statta bir ağızdan söylüyoruz. Hiç bir konseri tek başıma şarkı söyleyerek bitirmedim ben. Stat söylüyor ve bu bizi çok mutlu ediyor. Sadece Türkiye’de değil, Avustralya-Sydney’de, Amerika’da, Avrupa ülkelerinde, Türki Cumhuriyetler’de, Rusya’da... Şarkılarımızın bu kadar biliniyor olmasına biz de şaşırıyoruz.

* Konserlerine en fazla kaç bin kişi geldi?

Çok. Geçenlerde bizim çocuklar kaba bir hesap yapmış, 2600’e yakın konser vermişiz ve milyonlarca insana seslenmişiz. Sayılar çok önemli değil benim için. İnsanlarla çok garip ve güzel bir iletişimimiz var. Rock gruplarının ‘Kahtalı Mıçı’sıyız. Kimse ne yaptığımızı, görmüyor, bilmiyor ama çıktığımız konserlerde ilgi zirvede oluyor.

* Ayda kaç konser veriyorsunuz?

10-15 tane falan.

“Hayatı çarçur etmek istemem”

  *Bu tempoya nasıl dayanıyorsun?

Spor yapıyor, vücuduma iyi bakıyorum. Öyle bir egoizmim var.

  *Yaşsızsın.

Sağlıklı olmaya çalışıyorum, çünkü hayatın bize verilmiş çok büyük bir hediye olduğunun farkındayım. Onu çarçur etmek istemem.

  *Sahnede iken seni en mutlu eden şey ne?

Sözcükler. Yani duyguların sembolleri. ‘Seni seviyorum’ demenin katrilyon çeşidi vardır. Bazen öyle bir hal olur, karşınızdaki on binlerce insan öyle bir elektrik verir ki size titreyerek ağlarsınız. O his ile tüylerim diken diken oluyor. Bu, kendimle alakalı bir durum değil. O kalabalığın içinde bir durum yaşıyorum ve o ‘bir olma’ halini çok seviyorum.

‘Çok utangacımdır'

* ’İçimde Akan Nehir’ adlı filmin hem yönetmeni, hem senaristi, hem oyuncususun. Rol arkadaşın Tuğçe Kazaz. Sinemaya geçişin nasıl oldu?

Sinema, bütün sanatları içinde barındırıyor. Söyleyecek bir şeyiniz varsa en uygun şekilde anlatma sanatı. Bu film de bir melodram. Şubat ayında vizyona girecektik, sinema salonlarında yer yokmuş. Biz de galayı Londra’da yaptık, Ekim ayında vizyona girmeye karar verdik. Müzikleri çok önemliydi. Budapeşte Senfoni Orkestrası ile büyük bir çalışma yaptık, mütevazı olamam, iyi bir müzik kalitesini yakaladık.

Bu, ilk oyunculuk deneyimin. Kamera karşısında nasıl hissettin kendini?

Sosyal fobim vardır; çok utanırım. Ama izleyenler oyuncu olabileceğimi söyledi.

 * İkinci bir film projesi var mı?

Evet. Konusunu vermem ama Eylül ayında Edirne’de bir film daha çekeceğiz.

‘Samimiyetsiz bir iltifat yerine samimi bir küfrü yeğlerim’

* Her şarkının arkasından muhakkak bir şiir okuyorsun, neden?

Bazen kocaman bir şeyi şarkının iki mısrasında damıtıp anlatmaya çalışıyorsunuz, yetmiyor. Şiirleri içimden geldiği gibi doğaçlama mırıldanıyorum ve bunu seviyorum. Mesela kendi şarkılarımı dinlemekten hoşlanmam. Çünkü bazen detone olduğumu anlıyorum. Üretilmiş herhangi bir eser, aslında bitmemiştir. Aslında yarım olanlara bakıyoruz hep. Ben de yaptığım şeyi öyle görüyorum.

 * Yaptığın işi seviyorsun ama değil mi?

Zaman zaman bedeli çok ağır olmasına rağmen evet.

* Nedir o bedel?

Ürettiğiniz şeyin de samimi olması gerek. Samimi değilse kalıcı da olmuyor. Samimiyetsiz bir iltifat yerine samimi bir küfrü tercih ederim.

 * Aşk nedir senin için?

Bir tanım cümlesi olsa, binlerce yıldır biri ‘tak’ diye verirdi cevabı. Yaşarken öğreneceğiz.

 * Aşk acı çekme mi, mutlu olma hali mi?

İkisi de var. Büyülü tarafı çok mutluluk veriyor ama acı daha fazla iz bırakıyor.

* Sen de iç çatışmalar yaşıyorsundur mutlaka. Onlara baktığında ne görüyorsun?

Hiç bir şey bilmediğimi ve yeni yeni hayatı anlamaya başladığımı. ‘Neye bakarsan onu görürsün’ gibi bir cümlem var. İyi bakmaya ve iyi görmeye çalışıyorum.

* Sanatçıların bir duruşu olmalı mı?

Amigoluk başka, duruş başka. Herhangi bir siyasi görüşün amigosu olmadım, olmam da. Her insanın inandığı şekilde konuşma özgürlüğü var tabii. Benim kadrajım biraz ukalaca gelecek ama günlük siyasi polemiklerden uzak durmak istiyorum. Üniversiteye başlarken rahmetli babam “Oğlum, tabii ki siyasi olaylara karışmanı isterim, bununla da gurur duyarım. Ama lider sen olursan” demişti. Siyasi görüşüm budur.

* Sanatçıların anlatacak bir derdi vardır. Senin derdin ne?

Valla sanatla neden ilgilendiğimi ben de bilmiyorum. Üç yaşında konuşmaya başladım, dört yaşında okuma yazmayı kendi kendime öğrendim. Nasıl olduğunu ben de bilmiyorum.

* Bir dahilik var yani.

Estağfurullah. Elektrik kesintisi olmuştu, elime çakı alıp heykel yapmıştım. Ama neden yaptığımı bilemiyorum. Hâlâ kendime bunu sorarım. Güdüsel bir şeydi o.

* Yeterince para kazanıyor musun?

İktisat mezunuyum ama para ile pek ilgim yok. Paranın önemli olmadığını ama parasızlığın çok önemli olduğunu hayat bana hissettiriyor. Para peşinde koşmadım. Paranın ardında koşarak zaman harcamak yerine kısacık hayatı anlamlı kılmak gerektiğini biliyorum.

 * Ölümden korkuyor musun?

Ölüm korkusunu uzun yıllar evvel hallettik.

* Nasıl?

İnanarak.

* Senin için ‘yağmur adam’ diyorlar. Yağmurun anlamı ne sana göre?

Rahmet. Dünyada değişmeyen tek madde, su. Dağdan bırakırsınız, denize gider. Karşısına ağaç çıkar, sağından-solundan akar. Dirençsiz görünür ama suyu sıkıştırmaya kalktığınızda tehlike yaratır. Dünyanın en büyük kudreti su bence. Ve su yeryüzünden asla eksilmeyecek.