Rock ULAN Rock!

Volkan Diyaroğlu ve Ziya Levent Aybay'ın kurduğu Ulan'ın ilk albümü “Dua Tarlası” Sony Music etiketiyle yayımlandı. Grup, ismini hayatımızın bir parçası olan küçüklü büyüklü isyanlarımızda ve her türlü heyecanımızı seslendirmemizde ilk başvurduğumuz “Ulan” sözcüğünden alıyor

Rock ULAN Rock!

Grup iki kişiden ibaret. Ziya Levent Aybay sanat yönetmeni ve tasarımcı. Volkan Diyaroğlu ise Avrupa ve Türkiye sanat dünyasında tanınan bir sanatçı, Türkiye başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde sergiler açtı. “Ulan” ilk klip şarkısı “Kaybolduğumda”da hayatımızdaki zaman duraklarında geziniyor, yalnızca kendimizle başbaşayken kafamızdan geçen düşüncelerin çarpışmalarıyla hesaplaşıyor. Öte yandan kaybettiğimiz ve elimizden alınan rüyalara da göndermeler yapıyor. İşte İspanya-İstanbul hattında dokunan albümün hikayesi.

-Ulan’ın derdi hayatla, o belli. Nedir alıp veremediğiniz bu dünya ile?

VOLKAN: Hayatla bir alıp veremediğimiz olmasa zaten yaratmaya başlamazdık. Aslında bir eser yaratmanın ana sebebi bu. Bir probleminizin olması ve bunu bir şekilde ifade etmeye çalışmak. Hayata ve dolayısıyla ölüme meydan okumak… Varoluşsal problemleri bir kenara bıraktığımızda bile hala hayatın ve insanın hayata verdiği biçim ve kurduğu sistemde karşımıza dert edilecek çok şey çıkıyor ve bu yaratımlarımızda belirginleşiyor.

-“Ulan” ruh haliyle çok yakın bir fonatiğe sahip. Yani nasıl hissediyorsanız öyle duyuluyor. Bana da öfkeli bir çığlık gibi geliyor mesela, sıkı bir isyan hatta. Sizdeki karşılığı neydi?

LEVENT: Ulan’ın hem bu kadar soyut hem bu kadar çok anlam ifade ediyor oluşu en başından beri bizi yakalayan sebeplerden biri oldu. Kendi adıma Ulan’ın tek bir karşılığı olmadı hiçbir zaman. Ben genelde şaşırdığım zaman ulan derim mesela. “Ulan böyle iş mi olur” gibi. Ancak isyan içinde çok fazla duygu barındıran bir kavram. Ulan kelimesi de yaşadığınız isyanları ifade

-Albümünüz “Dua Tarlası” ilk gençlikten bu yana yaşadığınız her şeyi taşıyor üstünde. Yani bu albüm sizin zaman yolculuğunuz gibi.

LEVENT: Gerçekten de bazen “Dua Tarlası” gibi “Durdurun” gibi 15-16 sene önce çaldığımız şarkıları dinlerken tuhaf oluyorum. İlk albümümüz değil de “BEST OF” albüm çıkarmışız gibi hissediyorum.

-Ulan’ın müziği Türkiye’deki dinleyicilerin, hatta müzisyenlerin bile çok alışık olmadığı bir kulvarda. Ben “Ulan Rock” diyorum, sizin bir tanımınız

VOLKAN: Ben müziğe ya da başka bir sanat eserine tanım koyulmasının aslında imkansız olduğunu düşünüyorumu ama sizler tabii ki istediğiniz tanımlamayi yapabilirsiniz. İspanya’da da aynı şeyi söylüyorlar sound ile ilgili. Biz kendi müziğimizi yapmaya çalışıyoruz. Aslında Türkiye’de dinleyicilerin kulaklarının binbir tür müziğe açık olması gerekir. Kültürel olarak bu cevheri Türkiye’de bugüne kadar kullanabilen az insan olmuş olabilir.

LEVENT: Bu müziği Türkçe yapabiliyor olmak bizim en büyük farklarımızdan biri. Alışık olmama durumu biraz bundan kaynaklanıyor sanırım. Özellikle müzikte tarzınızın isminizle anılması güzel bir his. “Ulan Rock” o yüzden kulağa hoş geliyor. Bu şekliyle insanların zihinlerinde olabilirsek ne mutlu.

-Albümü yurt dışında kaydetmeniz, prodüktör tercihiniz, menajer ve basın danışmanı kullanmamanız piyasanın dayattıklarından uzak kalmanızı sağlamış gibi duruyor. Bu direnciniz ilerde kırılır mı?

LEVENT: Volkan’la kayıtlara başlamadan önce aramızda konuşurken hep dediğimiz birşey vardı. Bu saatten sonra bildiğimiz gibi müzik yapıp sunamayacaksak ya hiç yapmayalım ya da yaptıklarımızı kendimize saklayalım. Biz senelerdir görsel işler yapan yaratıcı insanlarız. Müzik adına ve kendi branşlarımızda dünyada neler yapıldığını çok iyi biliyoruz. O standartları göz ardı edip piyasaya uymak adına yaptığımız işi ucuzlatmak istemedik.

-Türkiye’deki rock müzikte hep bir “sertleşme sorunu” var. Melodik olarak da içerik olarak. O yüzden memlekette pop-rock rüzgarı esiyor. Dışarıdan bu nasıl görünüyor?

VOLKAN: Anlamsız gözüküyor. Beğendiğimiz gruplar, insanlar da var tabii ki ancak çoğunluk kendi müziğini ya da kendi sorunsalını düşünmekten çok albümünün prodüksiyonunu düşünüyor sanırım. Dinlediklerim kulağıma bangır bangır ve mükemmel ses düzenleriyle gelirken, -ki hepsi sanki aynı kişinin elinde çıkmıs gibiler, içe işleyen hiçbir şey bırakmıyor. Yani bundan on-yirmi yıl sonra şöyle oturup arada bir dinleyebileceğiniz bir albüm yok sanki. “Üzüm üzüme baka baka kararır” da uygun bir atasözü olabilir burada.