Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Röportaj dediğiniz böyle yapılır!

Pazar, 29 Ağustos 2010 - 05:00

Uyduruk röportajlar okuya okuya, kaliteli röportajın nasıl bir şey olduğunu unutmuşuz. Röportaj vereni küçük düşüren, yapanı ‘kahramanlaştıran’, ortaya çıkan şeyi de ‘bomba gibi açıklamalar’ olarak algılamamıza sebep olan ucuz röportajlarla kirlenmiş zihnimiz.

Ama Nuriye Akman’ın, usta yazar Adalet Ağaoğlu ile TRT Haber’deki söyleşisini izleyince, ‘İşte bu’ diyoruz. Adalet Ağaoğlu, ‘ağır’ bir isim. 81 yaşında, usta bir edebiyatçı. Kolay iş değil onu böyle konuşturmak.

İntihar düşüncesinin kafasında her zaman hazır durduğunu ama espriyle ‘nasıl intihar edeceğini bir türlü bulamadığını’ söylemiş Ağaoğlu. Çok yaşamayı hiçbir zaman istemediğini ifade etmiş. Soyadını hiç sevmediğini, adıyla ilgili sorunlar yaşadığını anlatmış. Orhan Pamuk’tan davet alırsa Masumiyet Müzesi’ne gideceğini belirtmiş. Ve referandumda oyunun ‘evet’ olacağını açıklamış. Demek ki, röportajın öznesi kişiye garip kostümler giydirmeden, içindeki cinsel cazibeyi ortaya çıkarmaya gerek kalmadan, onu absürd durumlara düşürmeden de ‘bomba’ gibi röportaj yapılabiliyormuş. Maharet, ‘zor’ isimlerden, içi dolu, insanı düşündüren, merak uyandıran röportajları ‘seviyeyi düşürmeden’ çıkarmakmış.

Örtünenleri rahat bıraksak artık

İslami kesimin sivri dilliliğiyle tanınan ‘çarşaflı’ yazarı Emine Şenlikoğlu tesettür firmalarına çatarak, bu firmaların para uğruna İslam’ı vurduklarını iddia etmiş ve ‘Dandik örtünme tesettür değildir’ demiş.

Dar giyinen ve makyaj yapan başı örtülü kadınları da eleştiren Şenlikoğlu, tesettür firmalarının İslami tesettüre uygun kıyafetler üretmemesi yüzünden bu noktaya gelindiğini ifade etmiş.

Bu konu, öyle bir konu ki, herkes kendinde söz söyleme hakkı görüyor. Gariptir ki, ulusalcılarla İslamcılar bu konuda aynı görüşü paylaşıyor. Tıpkı Şenlikoğlu gibi, ‘ulusalcılar’ da ‘kendi tarzında örtünen kadınların’ tesettürünü yeterince ‘kapalı’ bulmayıp, eleştiriyor.

Oysa her kadın gibi onlar da kendi bedenleri üzerinde hak sahibi olmak ve içlerinden geldiği gibi örtünmek, giyinmek istiyor. Kimi jean pantolonla, kimi Converse’le, kimi rengarenk babetlerle, kimi de makyajıyla, tuniğiyle kendi tarzını yaratmak istiyor.

Ne ki, bu kadınlar iki tarafa da yaranamıyorlar. Nasıl giyinmeleri gerektiği konusundaki dayatmalar altında eziliyorlar. Halbuki onlar içlerinden gelen renkleri, ışığı ve enerjiyi kendilerince dışarı yansıtmanın güzel bir yolunu bulmuşlar.

Ah bir de rahat bırakılsalar...

Haftanın notları

* Şarkıcı Petek Dinçöz, Eminönü Meydanı’ndaki Ramazan çadırında 5 bin kişiyi ağırlamış. ‘Arım Balım Peteğim’ adlı televizyon programının ekibi ile birlikte yemek dağıtan Dinçöz, özel hayatı ve sanat dünyasındaki polemiklerle ilgili sorulara ‘Buranın bu tür sorular için uygun bir yer olmadığını düşünüyorum. Böyle özel bir daveti magazinel hale getirmek doğru bir şey değil’ diye konuşmuş. (Bu ne perhiz ne lahana turşusu! Hem iftar davetine televizyoncuları, magazincileri çağıracaksın, hem de olayı magazinel hale getirmek istemediğini söyleyeceksin. Bu ne yaman çelişkidir ‘Arım Balım Peteğim’).

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, referandumla ilgili olarak ‘Şimdiki anayasa değişikliği Türkiye’yi birinci sınıf demokrasiye kavuşturacak’ yorumunu yapmış.

(Sadece HSYK, Anayasa Mahkemesi ve YAŞ ile ilgili değişiklikleri içeren paketle birinci sınıf demokrasiye kavuşacağımıza inanıyorlarsa, demek ki bu değişikliklerle yetinecek, asıl halledilmesi gereken konularda değişiklik yapma ihtiyacı duymayacaklar. Anlayana, ‘Görüp görebileceğiniz demokrasi bu kadardır’ diyorlar).

Çakma ‘Çaresiz Ev Kadınları’ geliyor

Olmuyor. ‘Tutmuş’ yabancı dizilerin Türk versiyonları tutmuyor. ‘Zorlama’ oluyor. ‘Soğuk’ oluyor. ‘Sahte’ oluyor. Altın Kızlar’ı denediler, olmadı. Sex and the City’yi denediler olmadı. Birçok sit-com’u adapte etmeye çalıştılar, olmadı. Çünkü o espriler orijinalinde anlamlı. Çevirince yavan kalıyor. O diyaloglar orijinalinde yerini buluyor, ‘çevirince’ havada kalıyor.

Buna rağmen, bizdeki ‘adaptasyon’ sevdası dinmiyor. Hala birileri ‘tutmuş’ yabancı dizilerin yerli versiyonlarını çekme hevesinden vazgeçmiyor. Şimdi de ‘Desperate Housewives’ı (Çaresiz Ev Kadınları) yerlileştireceklermiş.

Bu arada, Çaresiz Ev Kadınları, konuları ve sahneleriyle ‘iddialı’ bir dizi. Türk versiyonunda epey bir sansür yiyeceği kesin. Hadi yarısı sansüre kurban gitti diyelim, kalan yarısından ne çıkaracaklar merak ediyorum.

Yazık değil mi bu kadar emeğe, paraya, uğraşa?

Bizden olanın, bize ait olanın, bizim yaratıcılığımızın ürünü olan işlerin başarısı ortada. Ne demeye hala Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya çalışıyoruz, anlamak mümkün değil.

Şu ‘çakma’ kültüründen bir vazgeçsek diyorum...