Ruh hastaları

Salı, 03 Kasım 2009 - 05:00

Teknolojiyi bile sömürüyoruz. Televizyon programlarına yayın sırasında gelen hakaret ve küfürlerin artık ölçüsü iyice kaçtı.
Geçen gece Murat Bardakçı’ya yapılan ayıpları gördükten sonra izleyiciye tanınan o “iletişim hattı” kapanmalıdır diyeceğim ama tribündeki bir avuç serseri yüzünden saha kapatmak gibi bir şey olur bu.
*
Nasıl düzelteceğiz bu işi?
Köşe yazarlarına çekilen mesajlar da böyle.
Neden?
E çünkü kimse bir şey öğrenmek istemiyor.
Duymak da istemiyor.
Sadece kendi kafasındakine inanıyor. Hemen tuşlara basıp seviyesiz mektuplar yollamaya başlıyor.
Her programda bir şeyler öğrendiği için Bardakçı’ya teşekkür edeceğine küfür eden o insanlara bakıp biz bu teknolojiye lâyık mıyız, değil miyiz? diye düşündüm.
*
Küstahlık modası var.
Satılmış, yalaka, yağdanlık...
Bunlar en hafif kelimeler.
Sonraa...
İlle “taraf” olacaksın. Ama hangi taraf? Onu onlar seçecek. Ve o elbiseyi sana giydirecek. Keyfine göre seni kategorize edecek.
Adamcağız Lale Devri’ni anlatıyor, 1718-1730 arasının aslında eğlence ve safahat devri değil, uygarlığa doğru açılan bir pencere olduğunu tane tane anlatıyor ama amigolar yeni bir şey öğrenmek istemiyor. Onlar 1711-Prut’un ve Baltacı-Katherina masalının kör bataklığında kalmışlar hâlâ...
Oradan hakaret yağdırıyor.
Ruh hastası bunlar.
Mayın döşemekten zevk alan sapıklar.
*
Elindeki medeni aletleri ve çağdaş imkanları, sırf kötülüğe kullanmak ne büyük şerefsizlik be yahu... Bazı açık oturum yöneticilerine de hayret ediyorum. Terbiyesizlik yapacağından peşinen emin oldukları insanları niye çağırıyorlar hâlâ programa?
O da başka bir dert.