Rüya gibi New York

Dünyanın kalbi Amerika'da atıyorsa Amerika'nın kalbi New York'ta atıyor

Rüya gibi New York

170 farklı dilin konuşulduğu, hiç uyumayan rüya kent New York, Amerika’nın nüfus bakımından en büyük kenti. Yüzyıldan fazladır dünyanın en önemli ticaret ve finans merkezlerinden biri olan şehir, medya, politika, eğitim, eğlence ve modadaki küresel etkilerinden dolayı dünyanın en önemli şehri olarak da kabul görüyor.
Büyüklüğüne rağmen bu şehri adım adım gezmek, mümkünse içe sindirmek gerekiyor. Tüm caddeler ve sokaklar numaralandırılmış, bu yüzden gideceğiniz yerin numarasını bilmek oraya gitmek için yeterli. Yani bu devasa kentte bizdeki gibi taksiyle bile kaybolma gibi bir durum kimsenin başına gelmiş değil! Özgürlük Abidesi’ni, tepesine çıktığınızda dünyaya tepeden bakıyormuşsunuz gibi hissettiren Empire State Binası’nı, şehrin ortasına ilk yerleşenler tarafından planlanarak yerleştirilen dünyada hakkında en çok konuşulan, en çok film çekilen Central Park’ı ve de her sene yılbaşında bütün dünyaya ‘en canlı’ gece yarısı fotoğrafını sunan Times Square’i hatırlatmaya gerek yok...
Peki ben bütün bunları ve yazının içinde anlatacağım daha fazlasını nasıl mı gidip de gördüm? Her şey artık cin fikirleri bütün dünya turizmine konu olan Sheraton Çeşme’nin sahibi İskender Dilek’in yeni projesiyle başladı. Bir grup gazeteciyle birlikte önce Viyana’ya sonra da New York’a giderek yeni projenin detaylarını yerinde dinledim. Şimdi önce, bu insanın matematik kabiliyetini sonuna kadar zorlayan projeyi, sonra da New York’un insanın içine işleyen ritmini ve büyüleyici atmosferini anlatmaya çalışacağım...

Bu kampanyaların matematiği yok!

Tatili tatille ödüllendiren kampanyalar vardır. Hepimiz duymuşuzdur. Fakat Türkiye’de Çeşme’de rüya gibi bir tatil geçirdikten sonra New York’a gitmek hem de neredeyse hiç para ödemeden gitmek herhalde rüyadan öte olurdu öyle değil mi? İşte size rüya gibi gelecek böyle bir senaryoyu birileri düşündü ve hayata geçirdi...
Her sezon, ‘Misafirlerimi nasıl şaşırtırım, nasıl mutlu ederim?’ diye düşünen Sheraton Çeşme’nin sahibi İskender Dilek yeni projesinde, Amerika’nın rüya kenti New York’ta ücretsiz 3 gece 4 günlük bir tatil teklifi sunuyor. Plan şu: Önümüzdeki yaz tatili için 1 Mart-30 Nisan tarihleri arasında Sheraton Çeşme’de erken rezervasyon yaptırıyorsunuz.

Sheraton Çeşme’de 1 Haziran-31 Ekim tarihleri arasında 8 gece konaklıyorsunuz ve önce Viyana’da Le Meridien Vienna’da 1 gece 2 gün ve hemen ardından New York’ta The Marmara Manhattan Luxury Hotel&Residence’da 3 gece 4 gün tatil yapıyorsunuz!

‘Hayal satıyoruz’

Geçen hafta bir grup gazeteciye bu deneyimi yerinde yaşatan Sheraton Çeşme’nin sahibi İskender Dilek, her sezon yeni bir kampanya ile misafirlerini karşılamaya çalıştıklarını söyledi. “Biz hayal satıyoruz. Otelimizde konaklayanlara sonraki tatilinin hayalini yaşatıyoruz” diyen İskender Dilek, fiyatları indirmek yerine kaliteyi ve standartları bozmadan yeni bir ürün sunmanın misafirlerini daha çok mutlu ettiğini belirtiyor.
Kampanya, tatilcilere her türlü kolaylığı sağlıyor. İşinizden dolayı kesin tatil tarihiniz belli değil mi? Öyleyse sadece gideceğiniz ayı belirtmeniz yeterli. 8 geceyi bir anda kullanamıyor musunuz? Tatilinizi ikiye bölebilirsiniz. Ayrıca 1 Mart-30 Nisan tarihleri arasında rezervasyon yaptıramıyorsanız doluluğa bağlı olarak size 30 Mayıs’a kadar zaman tanınıyor. Yurtdışı tatilinizi ise 1 Kasım 2010-3 Mayıs 2011 tarihleri arasında kullanabiliyorsunuz.

Tatilin hediyesi tatil

İskender Dilek, “Bu kampanya bir alana bir bedava kampanyalarına benziyor” diyor. Kampanyanın en önemli ve para verilen tek ayağı olan Sheraton Çeşme’de 8 gece konaklamanın fiyatı 2200 liraya geliyor. Kampanya Avusturya Havayolları ve The Marmara Manhattan ile ortak yürütülüyor. Bu sebeple onların doluluk zamanları da tarihlerde etkili. Ücretsiz gidiş-dönüş uçak biletlerinizi, sadece Türkiye’deki tanınırlığını artırmak istediği için Sheraton Çeşme’yle anlaşıp böyle bir kampanyaya dahil olan Avusturya Havayolları veriyor.

Yolculuğunuzun ilk etabı olan ve bir gece Le Meridien Vienna’da konaklayacağınız Viyana ayağında o bir gününüzü boşa geçireceğinizi düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Avusturya’da bakanlık derecesinde önem taşıyan ‘Viyana Turizm Ofisi’nin bu kampanyayı duyduğunda çok etkilendiğini belirten İskender Dilek, ofisin kampanya ile gelen misafirlere şehrin tüm sanatsal faaliyetleri için bir ‘şehir kartı’ verdiğini söylüyor.
Tüm kültürel faaliyetleri görmenizi sağlayacak bu özel kartlar New York’ta da sağlanıyor. Fark yaratmak ve misafirlerini mutlu etmek için sürekli yeni kampanyalar düzenlediklerini belirten İskender Dilek, ücretsiz Avrupa tatillerinin de devam ettiğini belirterek kampanyadaki çıkış noktalarını şöyle özetliyor: “Biz Türkler hep kafamızda plan yaparız ama bunu hayata geçirmek için çaba sarfetmeyiz. Hep ‘New York’a gidelim’ deriz ama bunun için imkan yaratmayız. Ama bir şey bize verilirse onu mutlaka değerlendiririz. Biz de bunu yaptık. Onlara ‘Bu tatilinize karşılık size bir seyahat hediye ediyoruz’ diyoruz. Bu deneyimi yaşamalarını istiyoruz.”
Peki ben bu deneyimi ilk kez Amerika’ya gitmiş ve yaşamış biri olarak neler mi gördüm? Birkaç gün içinde ne görülebilirse, yaşanabilirse hepsini! Bir kere şehir öyle birkaç günde gezip bitirilebilecek gibi değil ama o kadar düzenli ki; birkaç günde genel olarak her şeyi görmeniz mümkün. Ben de öyle yaptım... Dünyanın en önemli birkaç müzesinden biri olan ve içinde Türkiye’den çok önemli tarihi eserlerin de sergilendiği Metropolitan Müzesi’ni dışardan bile görmek heyecan verici. Aynı şekilde mimarisi dünyanın sayılı örnekleri arasında yer alan Guggenheim Müzesi’ni dışarıdan görmeniz dahi etkilenmenize yetiyor.
Dünya yıldızlarının da ara sokaklarında dolanarak alış veriş yaptığı SoHo’da bir kahve içmeden kesinlikle dönmeyin, kimbilir belki birilerine rastlayabilirsiniz... Benim gittiğim ünlü aktör Robert De Niro’nun sahibi olduğu Japon restoranı ünlü Nobu ve yine yemekleriyle, gece eğlencesiyle popüler olan Uzakdoğu restoranı TAO’da yemekler mükemmeldi.
Little Italy’ye gidip buradaki restoranlardan birinde yemek yemeyi ihmal etmeyin, bazıları hem ucuz hem de mükemmel kalitede. Ben Angelo’da bir öğle yemeği yedim, hala tadı damağımda... Şehirde metro sistemi çok gelişmiş ama biraz karışık. O yüzden mutlaka kullanmanızı tavsiye ederim ama mümkünse gitmeden önce ya da en azından kullanmadan önce biraz üzerinde çalışın!

Central Park’ta bir öğleden sonra ya da sabah yürüyüşü yapmadan, 5. Cadde’de ve Rockefeller Center’da dolaşıp dünyanın en zengin bölgesinde alış veriş yapanları izlemeden (buradaki bazı mağazalara, sadece burada satılmak üzere sınırlı sayıda giysi ve aksesuar üretilip verildiğini biliyor muydunuz?), New York usulü cheesecake yemeden dönmeyin! Bütün bunlar bu kadar kısa sürede yapılır mı da demeyin, ben bunun canlı kanıtıyım, mutlaka tekrar gidip dünyanın merkezinde olma duygusunu yaşamak istiyorum... Frank Sinatra’nın ‘New York, New York’ şarkısında da dediği gibi: New York, senin bir parçan olmak istiyorum...

En beğenilen 41’inci otel

New York’taki konaklama noktası The Marmara Manhattan, New York’un hiperaktif hayatına oldukça yakın bir konumda. New York’taki tek yüzde 100 Türk sermayeli otel olan The Marmara Manhattan, kentin şık ve tarihi bir bölgesi olan Upper East Side’da yükseliyor. Şehrin en iyi müzeleri, Madison Avenue üzerindeki butiklerin şubeleri, Central Park’ın bütün güzelliği ve New York City hayatını benzersiz kılan özel dükkan ve restoranların çoğu The Marmara Manhattan’a yürüme mesafesinde.

Şehirdeki 486 otel arasında en beğenilen 41’inci otel olan The Marmara Manhattan, New York’ta yaşayan veya New York’a seyahate giden Türkler’in buluşma adresi niteliğinde. Otelde 7 Türk çalışıyor, ve bu durum misafir olan Türkler’in kendilerini tümüyle güvende hissetmelerini sağlıyor.

Otelin Genel Müdürü Nur Ercan Mağden, The Marmara Manhattan hakkında ilginç bir de bilgi veriyor: “Türkiye’nin pek çok şehrinden hamile misafirlerimiz geliyor. Burada uzun süreli konaklıyor, bebeklerini burada dünyaya getiriyorlar. Bu şekilde çocukları Amerikan vatandaşı oluyor.” diyor.

Mağden, rezidans şeklinde faaliyet gösteren otelin ‘mini dairelerinin’ iki, üç yatak odalı olmasının, içinde mutfak bulundurmasının özellikle bu durumdaki ailelerde büyük kolaylık sağladığını ekliyor. Otelin penthouse’u muhteşem. Zaten hem Amerika’dan hem de Türkiye’den ünlü ve zengin misafirleri olmuş bugüne kadar.
Aşıksanız ve paranız da varsa hafta sonu fiyatı gecelik 2500 dolar olan bu şık dairede konaklayıp ‘aşk tatili’ yapabilirsiniz. Zaten gördükten sonra insanın böyle bir tecrübe yaşamak istememesi mümkün değil!

5
Yandex.Metrica