Rüya ile gerçek arasında romantik ve elegan...

Ünlü modacı Dilek Hanif içinbu yıl bambaşka bir anlam taşıyor. Hanif'in Paris Moda Haftası'ndaki defilesi, Paris'teki Türk Mevsimi Etkinlikleri'nin moda ayağı olarak konumlandırıldı

Rüya ile gerçek arasında romantik ve elegan...

2004 yılından itibaren koleksiyonlarınızı ilk olarak Paris Haute Couture haftasında tanıtıyorsunuz. Bu gelenek devam edecek mi?

2004 yılında Paris Haute Couture haftasına kabul edilen ilk Türk moda tasarımcısı oldum. Ve böylece hem kendi markam, hem de Türk modası ve tekstili adına çok önemli bir adım attım. Geri dönüşü olmayacak bir yol olduğunu biliyordum. Koşullar müsaade ettiği sürece tabii ki devam edecek.

Bu yıla kadar Paris defilelerinizi kendi olanaklarınızla gerçekleştirdiniz. Oysa bu yıl devlet desteğiyle yapılan bir defile var, nasıl oldu?

Aslında istikrar, özgün bir çizgi ve tabii ki markalaşma yolunda neler yaptığınız uzunca bir süre izleniyor. Dilek Hanif markası da uzun zamandır bu anlamda takibe alındı diye düşünüyorum. Bu yıl ‘Fransa’da Türkiye Mevsimi Etkinlikleri’ çerçevesinde destek alıyor olmak benim için çok önemli gurur kaynağı. Sayın Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay ile İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Görgün Taner’in desteği çok büyük.

Paris Haute Couture Haftası’ndaki defilemin ‘Türkiye Mevsimi Etkinlikleri’nin moda ayağı olarak konumlandırılması için kendilerine sizin aracılığınız ile de teşekkür etmek istiyorum. Moda elçisi olarak tescil edilip, bu anlamda bir misyon taşımak çok önemli.

Bu yılki defilenizde ne tür yenilikler var?

Bu yıl podyumsuz, geleneksel bir Haute Couture defilesi gerçekleştireceğiz. Tasarımlarımın, el işçiliklerinin ve üretim kalitesinin davetliler tarafından çok yakından görülmesini istedim. Nasıl bir fark yarattığımız iyice anlaşılsın istiyorum.

Mekan olarak neden Hotel de Crillon’u seçtiniz?

Geçtiğimiz yıllarda koleksiyonlarımı Tokyo Sarayı, Paris Güzel Sanatlar Akademisi gibi çok önemli mekanlarda sergiledim. Bu yıl da şehrin en prestijli otellerinden Hotel de Crillion’u tercih ettim. Özellikle yabancı basın katılımı için mekanın merkezi konumda olması çok önemli. Defileler arasında o kadar hızlı bir koşuşturma var ki; özellikle önemli moda yazarlarının ajandasına girebilmek için en kolay ulaşılan noktada bulunmak gerekiyor.

Genelde kimler izliyor defilelerinizi?

Öncelikli hedefimiz tabii ki moda yazarları, editörler ve genel basın oluyor. Daha sonra önemli alıcı grupları ki; bizler için bu kişilerin de defilede olması büyük önem taşıyor. Ayrıca Paris’te Dilek Hanif defilelerini takip etme alışkanlığı edinmiş kişiler ve Türkiye’den de davetlilerim oluyor.

Türkiye’den katılım yüksek oluyor mu?

400 kişilik bir davette 100 Türk oluyor diyebilirim. Diğer izleyiciler yabancılar...

 Modanın başkenti Paris’te amacınıza ulaşıyor musunuz?

Buna aslında büyük bir savaş desek daha doğru olur. Çok önemli bütçelerle tanıtım ve üretim olanağı sağlanmış dünya markaları arasında kendinize bir yer açmaya çabalıyorsunuz. Aynı anda ülkenizi, insanınızı hatta kültürünüzü tanıtıyorsunuz. Fakat bu yol çok zorlu. Her geçen yıl Dilek Hanif’i daha iyi tanıyorlar. Gelip geçici bir marka olmadığımıza inançları artıyor.

 Türk modası ve kadını için önyargılı yaklaşanlar oluyor mu?

Önyargıları olduğunu daha sonra samimiyetle itiraf edenler oldu. Hala çağdaş ve modern Türk kadınını tam anlamıyla tanımıyorlar maalesef. Çok üzücü fakat aşılmayacak bir durum değil. Biz Türk kadınları özümüzü koruyarak kendimizi ifade edebilecek platformlar yaratmalıyız.

 Koleksiyonlarınızda daima Osmanlı’dan esintiler, Anadolu kültür ve zenginliklerinden yaklaşımlar görüyoruz. Bu sezon da bu yaklaşım devam edecek mi?

Tabii ki! Koleksiyonda el işçiliği ve Osmanlı’dan ultramodern romantizme geçişler başrolde olacak. Modernize edilmiş minik cepkenler, ipek drapeler ve kristal işlemelerde Osmanlı etkileşimleri var. Her tasarım kültürel ve estetik kontrastlara da göndermeler yapacak.

 Farklı formlar var mı bu yıl?

Özellikle iki parçalı giysilerde beli olduğundan daha ince gösteren gepyerler ve yuvarlak kalça hattı yapan etek formları denedim. Böylece uzun zamandır kadınsı hatlara şans vermeyen tasarımların dışına çıktım. Romantik ve elegan, rüya ile gerçek arasında bir koleksiyon oldu.

 Renkler nasıl bu yaz?

Ben renkler konusunda her zaman mesafeli oluyorum biliyorsunuz. 2010 Yaz Koleksiyonu’mda da kemik-beyaz-gri ve çok ama çok pastel yeşil ağırlıkta olacak. ‘Buradayım!’ diye bağırmayan, sessizce üstünlüğünü hissettiren giysiler tasarlıyorum. Markamı tercih edenlere baktığınızda bu özelliklerinin öne çıktığını görürsünüz zaten.

Bu yılki Paris defilenizde moda dünyasının önemli isimleriyle işbirlikleriniz oldu değil mi?

Defilemin stil danışmanı Barbara Baumel. Kendisi dünyanın birçok önemli markasının defile ve fotoğraf çekimlerine stil danışmalığı yapıyor. Hatta geçtiğimiz aylarda Paris Match Dergisi için Sharon Stone’a da stil danışmanlığı yaptı. Ayakkabılarımı Sergio Rossi’nin oğlu Gianvito Rossi hazırlıyor. Saç aksesuarlarım ise Louis Mariette tarafından üretiliyor.

Bu isimlerle çalışmak defilenizde enternasyonal anlamda bir fark yaratacak mı?

Mutlaka. Bizim işlerimiz detaylarda gizlidir ve bu detaylar, ilgili kişiler tarafından kesinlikle fark edilir, değeri bilinir...

 

RÖPORTAJ: SERAL CUMALI

s.cumali@posta.com.tr

3