SADECE SORUYORUM

a
a
Pazartesi, 22 Kasım 2010 - 05:00

Bu soruları değerli Bardakoğlu’na sormuştum.
Size de soruyorum.
İslam’ı iyi incelemiş bir yurttaşımız dese ki:
“Ben bugünkü mescitleri aslından
çok uzaklaşmış görüyorum. Aynen
Peygamber zamanındaki gibi olsun
istiyorum. Bulduğum imkanlarla
bir mescit inşa ettim. Bana inananlarla
birlikte ibadetimi orada yapacağım...”
Ona desek ki:
“Mesela ne yapacaksın?”
O da dese ki:
“Yere halı, kilim, hasır sermek
istemiyorum, çakıllı kum veya taş
döşeyelim.
[[HAFTAYA]]
Ellerimin, ayaklarımın,
alnımın Yaradan’a secde ettiğimde tabiat
ile bütünleşmesini istiyorum. Duvarlara
kimsenin adını yazmak istemiyorum.”
O yine dese ki:
“Peygamber zamanında öyleydi. Ayrıca
farzlar mescitte kılınırdı, sünnet dediğimiz
nafileler evlerde... Sözgelimi cuma namazı
sadece iki rekat kılınırdı. Ama cumalar
haftalık kurultay gibiydi, topluluğun
meseleleri konuşulur, küsler barıştırılır,
dertlere deva, sıkıntılara çözüm bulunurdu.
Biz de öyle yapmak istiyoruz.”
Yine dese ki:
“Peygamberimiz zamanında mescitler
merkezlerdi. Davalar görülürdü.
Dersler de verilirdi. Mescit aynı zamanda
dersaneydi. Biz de öyle yapmak istiyoruz...”
Yine dese ki:
“Peygamberimiz zamanında,
cumaya da başka namazlara da
derslere de kurultaylara da kadınlar
gelirdi. Kadınlar dışlanmaz ve itilmezdi.
Biz de öyle yapmak istiyoruz.”
Ne deriz bu yurttaşımıza?
“Arkadaş görüşlerimiz farklı.
Biz yüzlerce yıldan beri gelişmiş ve
oluşmuş mescitlerimizden memnunuz.
Buralar bizim erkeklerimizin cuma
günleri ve vakit namazlarında cemaatle
namaz kıldıkları mekanlardır. Arada
kadınlar da isterlerse gelip kendilerine
ayrılan yer varsa namazlarını kılarlar.
Mescitler namazgahlarımızdır.
Seninle görüşlerimiz farklı...”
Böyle demek elbette hakkımızdır. Ama bundan
sonra ona şu iki cevaptan hangisini veririz dersiniz?
Birinci cevabımız:
“Yasalarımıza göre, ki bizce de doğru,
Diyanet İşleri Başkanlığı dışında, ondan
bağımsız mescit kuramazsın. Yaptığın
mescidi Diyanet’e teslim et ve onun
tayin ettiği imam ne diyorsa ona uy...
Böyle hevesleri de bırak!”
İkinci cevabımız:
“Yurttaş, görüşlerimiz farklı.
Ama demokratik bir ülkede yaşıyoruz.
Ayrıca ‘dinde zorlama yoktur’ hükmüne
inanıyoruz. Yasalara aykırı iş yapmamak
üzere yaptırdığın mescitte inandığın
gibi ibadet etmek hakkına saygılı
ve bu hakkının savunucusuyuz...”
Cevabımız birincisi olursa ne olur?
İşte bugün olduğu gibi olur. Bugünkü durumu
içine sindiremeyenler mescitlerden kopar.
İslam’ın tek temsilcisi bugünkü mescitler olursa da
İslam’dan kopanlar olur. Olmuyor mu?
Cevabımız ikincisi olursa ne olur? Birinci tür
mescitlerde huzuru bulamayanlar, ikinci tür
mescitlere yönelirler. Çeşitlendirme kuralı
gereğince daha çok yurttaşımız dine yakınlaşır.

PEKİ YASALAR?..
Evet yasalar var ve bu yasaların en keskini
28 Şubat sürecinde çıktı. Türkiye’deki bütün
mescitlerin, kim yapmış olursa olsun, Diyanet
İşleri Başkanlığı’na devri ile ilgili yasa çıktı.
Çelişkiye bakınız... 28 Şubat dönemi,
İslam dinine karşı savaş açılan bir süreçtir.
Ve bu sırada böyle bir yasa çıkarılmıştır.
Hem de buna karşı direnen milletvekilleri
partiden atılmakla tehdit edilerek...
Neden acaba?