www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN89,2290 %-0,11
  • BIST74613 %-0,04
  • EURO2,8775 %-0,47
  • USD2,2835 %0,18

Sosyal fobi, alkol kullanımını artırıyor

Birçok psikiyatrik hastalıkla birlikte görülebilen sosyal fobi, alkol ve madde kullanımını 2-3 kat artırıyor

17 Şubat 2012 - 07:00
Yazı Boyutu:

Sosyal ortamlarda ve kişisel performans gerektiren durumlarda, başarısız olacağı, aşağılanacağı ve utanılacak şekilde davranacağına ilişkin, kişinin aşırı ve sürekli korku duymasını sosyal fobi olarak adlandırılıyor.

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Erhan Kurt, “Bu yüzden sosyal fobik kişi bu tür ortamlara girmekten kaçınmakta, girmemekte, eğer girerse huzursuz olmaktadır. Eğer kaçma ve kaçınma davranışı iş-özel-sosyal yaşamı olumsuz etkiliyorsa sosyal fobi teşhisi konulmaktadır” dedi.

ERGENLİK DÖNEMİNDE BAŞLIYOR

Hatalığın belirtilerinin ergenlik döneminde (15-25 yaş) başladığını belirten Doç. Dr. Erhan Kurt, şunları kaydetti: “Çarpıntı, terleme, gerginlik, ağız kuruluğu, yüz kızarması ve midede rahatsızlık hissi en sık belirtileridir. Sosyal fobikler için en sıkıntı verici davranışlar ise, kalabalık önünde konuşmak, başkalarıyla birlikte yemek yemek, başkalarının önünde yazı yazmak, toplu taşıma araçlarıyla seyahattir.”

Sosyal fobinin birçok psikiyatrik hastalıkla birlikte görülebileceğini de aktaran Doç. Dr. Erhan Kurt, “Depresyon, agorafobi, yaygın anksiyete bozukluğu, alkol ve madde kötüye kullanımı, intihar en sık birlikte görülen durumlardır. Alkol ve madde kötüye kullanımı 2-3 kat artmaktadır, çünkü kendi kendini tedavi edici araçlar olarak kullanılmaktadır” dedi.

Araştırmalar, hastalığın Türkiye ve dünyada farklı oranlarda görüldüğünü gösteriyor. Kurt, bunun nedenini şöyle açıkladı: “Çünkü bazı toplumlarda utangaçlık ve çekingenlik desteklenen ve tasvip edilen bir durumdur. Ülkemizde ‘ne kadar uslu çocuk’, ‘ne kadar ağırbaşlı genç’, ‘ne terbiyeli hiç sesi çıkmıyor’ cümleleri hepimizin kulağına çalınmıştır. Ülkemizin batı ve doğu coğrafyasında farklı tutumlar olduğu gibi dünyanın bize göre doğu ve batısında da farklı tutumlar ve gelenekler sosyal fobi oluşumuna zemin hazırlamakta veya önleyici olmaktadır. Örneğin Japonya’da normal kabul edilen bir davranış ABD’de sosyal fobik bir davranış yani hastalık olarak kabul edilebilmektedir. Yani toplum-aile tutumları ve eğitim önemli bir faktördür.”

KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

Hastalığın biyolojik bir yanı olduğunu da hatırlatan Doç. Dr. Erhan Kurt, “Sosyal fobi aynı aile içinde ve ikizlerde daha sık görülmektedir. Farklı toplumlarda yaygınlığı yüzde 5-15 civarında bulunmuştur. Bazı araştırmalar kadınlarda daha sık görüldüğünü göstermekle birlikte, erkeklerin sosyal anksiyetelerini yatıştırmak için alkole başvurmaları nedeniyle daha az sosyal fobi tanısı almaları açıklayıcı olabilir. Medeni durum olarak sosyal fobik olanların olamayanlara göre daha sıklıkla yalnız yaşayan, evlenmemiş ya da boşanmış kişiler oldukları görülmektedir” dedi.

Tedavinin en önemli ayağının bu durumun bir “huy” ya da kişilik özelliği değil hastalık olduğunun kavranmasından geçtiğini vurgulayan kurt, “Günümüzde pek çok ilaç sosyal fobi tedavisinde kullanılmaktadır ve başarılarını ispat etmişlerdir. En etkili terapi yöntemi diğer kaygı bozukluklarında olduğu gibi bilişsel davranışçı terapidir. Bunun bir parçası olarak sosyal beceri eğitimi uygulanması gereken yöntemdir” diye konuştu.


YORUMLAR

Bu haberle ilgili hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yazan siz olun